MHP lideri Devlet Bahçeli, Türk Devletleri Teşkilatı'nın Ankara zirvesi öncesi yazılı açıklamasında Azerbaycan'la kardeşliği günlük gelişmelerin üstünde tuttu, birliğin hâkimiyet değil egemen eşitlik üzerine kurulmasını istedi.
MHP lideri Devlet Bahçeli, Cumhuriyet'in 103. yılı, Türk Cumhuriyetleri'nin bağımsızlığının 35. yılı ve Türk Devletleri Teşkilatı'nın Ankara zirvesi için 27 Ekim'de uzun bir yazılı açıklama yayımladı. Metnin en çok konuşulan kısmı, Azerbaycan'la yaşanan gerginliğe işaret eden egemenliğe saygı vurgusu oldu. Açıklama, Bahçeli'nin aynı gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la yaptığı sürpriz görüşmenin hemen ardından geldi.
Bahçeli, bu günlerin Türk tarihinin en anlamlı kesitlerinden biri olduğunu söyledi. İki yıl dönümünü aynı anda kutlamanın millet için büyük bir kıvanç vesilesi olduğunu belirten Bahçeli, Ankara'nın Türk devletlerinin liderlerine ev sahipliği yapacak olmasını da bu tarihsel çizginin bir parçası olarak gördü.
Azerbaycan'a doğrudan mesaj
Bahçeli, bu başlığı özellikle altını çizerek ele aldı. Kardeş devletlerle bağların zedelenmesinin sadece iki ülkenin ilişkisini ilgilendiren bir konu olarak okunamayacağını, bu bağların tarihin, ortak güvenin ve geleceğe dönük ülkülerin ayrılmaz unsuru olduğunu söyledi. Azerbaycan ile Türkiye arasındaki kardeşliğin günlük gelişmelere sığmayacak kadar köklü olduğunu, siyasi ve diplomatik tartışmaların ötesine geçen tarihî bir derinlik taşıdığını ifade etti. Bu bağın iki milletin iradesiyle büyüdüğünü, ortak mücadelelerle sağlamlaştığını ve nesiller boyunca sürdürüldüğünü ekledi.
Aynı duyarlılığın Türk dünyasındaki diğer kardeş devletler için de geçerli olduğunu vurgulayan Bahçeli, anlaşmazlıkların büyütülmemesini ve kalıcı ayrılığa dönüştürülmemesini istedi. Bu çerçevede "hiçbir nifak tohumunun aramıza ekilmesine fırsat verilmemelidir" dedi. Kardeşliği korumanın, bağımsız devletlerin egemenliğine saygı duymanın ve tarihî yürüyüşü gelecek kuşaklara aktarmanın herkesin sorumluluğu olduğunu belirtti. Tarihî yakınlığı günübirlik tartışmaların üstüne çıkarmanın, farklılıkları ayrılık gerekçesine çevirmemenin her Türk dünyası mensubuna düşen görev olduğunu söyledi. Kardeş devletlerin arasına güvensizlik sokmayı amaçlayan girişimlere karşı sağduyunun ve kardeşlik hukukunun ölçü alınmasını istedi.
Birlik, üstünlük kurmak demek değil
Bahçeli'nin metnindeki ikinci ana eksen, birliğin nasıl tanımlandığıydı. Türk dünyasının birliğinin bir devletin ötekine hükmetmesi anlamına gelmediğini söyleyen Bahçeli, savunduğu modeli kardeşlik hukukuna ve karşılıklı saygıya yaslanan, bağımsız devletlerin eşit egemenliğini esas alan bir beraberlik olarak çizdi. Her üyenin millî varlığına ve iradesine saygı gösteren bütüncül bir yapı istediğini belirtti. Teşkilat'ın 13. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ni de bu saygı zemininde kardeşlik bağlarını güçlendirmek ve ortak hedefleri ilerletmek bakımından önemli buldu.
2040 Vizyonu ve ortak hedefler
Bahçeli, Teşkilat'ın 2040 Vizyonu çerçevesinde siyasi eşgüdümün geliştirilmesini, ekonomik ilişkilerin derinleşmesini, ulaştırma ve enerji hatlarının güçlendirilmesini, eğitim ile kültürde kalıcı kazanımlar elde edilmesini ortak sorumluluk olarak saydı. Önümüzdeki dönemin görevini kardeşlik hukukunu pekiştirmek, ekonomik ve kültürel ilişkileri geliştirmek ve Türk dünyasının uluslararası etkinliğini yükseltmek olarak tarif etti. Sabah'ın aktardığına göre Bahçeli, Türk devletlerinin tek bir kurumsal çatı altında buluşmasını asırlara yayılan büyük yürüyüşün bir durağı olarak niteledi.
Ortak miras vurgusu
Açıklamanın geniş bir bölümü ortak tarih ve kültüre ayrıldı. Bahçeli, Türk dünyasının bugünkü noktasına uzun mücadelelerle ve asırların sınavından geçerek geldiğini anlattı. Manas ve Dede Korkut'tan Yunus Emre'ye uzanan bir çizgide Yusuf Has Hacib ve Kaşgarlı Mahmud ile birlikte Mahtumkulu, Abay, Hoca Ahmet Yesevî gibi isimleri medeniyet birikiminin taşıyıcıları olarak andı. İsmail Gaspıralı'nın "Dilde, fikirde, işte birlik" ülküsünün geleceğe yol gösterdiğini söyledi. Coğrafi uzaklıklara karşın gönül bağının, tarihî belleğin ve kardeşlik duygusunun yaşamaya devam ettiğini de dile getirdi.
Gerilimin arka planı
Birgün'ün aktardığına göre Azerbaycan'da hükümet, ilkokuldan liseye uzanan yeni kurallarla okul üniformasının bütünlüğünü bozan ve laiklik ilkesine uymadığı gerekçesiyle ek giyim öğelerini yasaklamıştı. Düzenlemede doğrudan başörtüsünden söz edilmedi; buna rağmen başörtülü öğrenciler ve öğretmenler okullara alınmadı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral başta olmak üzere çok sayıda AK Partili isim bu duruma tepki gösterdi. Bakü yönetimi ise açıklama yapan 31 Türkiye vatandaşını, bu kişilerin Azerbaycan'ın egemenliğine, millî güvenliğine ve anayasal düzenine yönelik tehdit oluşturduğunu öne sürerek onları istenmeyen kişi ilan etti. Saral da Erdoğan tarafından görevden alınmıştı.