Cumhuriyet yazarı Bedri Baykam, Ekrem İmamoğlu'nun İBB davasındaki savunmasının 14 Ekim'deki ilk gününden başlıklar derledi. Yazıda basın, yargı ve egemenlik vurgusu öne çıktı.
Cumhuriyet yazarı Bedri Baykam, köşesinde Ekrem İmamoğlu'nun dört gün süren savunmasını iki yazıda özetleyeceğini duyurdu. İlk bölümde, İmamoğlu'nun 14 Ekim 2026'daki ilk gün konuşmasından seçtiği pasajlar yer aldı. Baykam yazısına Cumhuriyet Bayramı kutlamasıyla ve tutuklu siyasetçilere selamla başladı.
Yargılama süreci ve tutukluluk eleştirisi
Baykam'ın aktardığına göre İmamoğlu, salonda kendisiyle birlikte tutuklu bulunan arkadaşlarını andı ve yaşanan sürecin sıradan bir yargılamaya benzemediğini söyledi. Çocukların ebeveynlerini ziyaret ederken durumu anlayamadığını anlattı. İmamoğlu, lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini, soruşturma gizliliğinin tutukluların aleyhine işletildiğini, tutuklu yargılamanın ise cezaya dönüştürüldüğünü öne sürdü. Bunu "haysiyet cellatlığı" diye niteledi.
Cezaevi koşullarına da değinen İmamoğlu, haftada yalnızca 10 dakika telefonla bir kişiyi arayabildiğini belirtti. Kendisine destek verip vermediğine bakmaksızın herkese iyi yurttaş gözüyle baktığını, kimseyi terörist olarak görmediğini de ekledi.
Medya, seçim ve kitap iddiaları
İmamoğlu savunmasında soruşturmalarla Türkiye'nin başka bir döneme taşındığını iddia etti ve ülkeyi "operasyon cumhuriyeti" olarak tanımladı. Ona göre 87 milyon yurttaş iki yıldır şafak operasyonlarıyla güne uyanıyor. En çok izlenen haber kanalını susturma girişiminin de duruşmanın daha fazla ilgi görmesine yol açacağını söyledi.
Seçim iptaline değinen İmamoğlu, iptal sonrası aradaki farkın 13 binden 806 bine, ardından gelen seçimde 1 milyon 100 bine vardığını, şimdi ise en az 2 milyona dayandığını savundu. Kitabına yönelik işlemi de anlattı: Polisin, kitabın basımının başladığı gün matbaaya bandrolsüz baskı ihbarıyla gittiğini, ancak bandrolsüz kitap iddiasının dakikalar içinde ortadan kalktığını öne sürdü. Kitabın yasaklanmasını, davanın kendisini siyaseten saf dışı bırakma amacı taşıdığının kanıtı saydı.
Egemenlik, devlet ve yargı bağımsızlığı
Baykam'ın seçtiği pasajlarda İmamoğlu, Cumhuriyet'in egemenliğin sahibini millet olarak belirlediğini, devletin bir kişinin ya da ailenin malı olmaktan çıktığını anlattı. Bir iktidarın meşruiyetini, millet tarafından değiştirilip değiştirilemediğinin belirlediğini söyledi. Devletle iktidarı da ayırdı: İktidarın seçimle gelip gittiğini, devletin ise herkese eşit davranmakla yükümlü olduğunu belirtti.
İmamoğlu, AİHM'nin Türkiye açısından bağlayıcı kararlarının uygulanmadığını, bir siyasetçi ile bir iş insanının tutukluluğuna ilişkin ihlal kararlarının rafa kalktığını öne sürdü. Bugünkü Türkiye'yi "rekabetçi otoriterlik" kategorisinde değerlendirdi; seçimlerin yapıldığını ama yarışın adil olmadığını, asıl meselenin ülkenin gittiği yön olduğunu söyledi.
Diploma, borsa ve yoksulluk
Savunmada 18 Mart'taki diploma iptaline ve 19 Mart 2025 sonrasına da yer verildi. İmamoğlu, o tarihin ardından borsanın 2008'den beri görülen en sert düşüşe sahne olduğunu, müdahaleye karşın iki günde yüzde 16,3 değer yitirdiğini aktardı. Aynı sırada TERA'nın ağırlık verdiği hisse sepetinin ise yükselip zirveye çıktığını da dile getirdi. Hedefinin işsizliğin ve açlığın olmadığı bir Türkiye olduğunu belirten İmamoğlu, yoksulluğu yalnızca boş cüzdanla değil, hastane sırasında beklemekle ve ev sahibi olmayı hayal edememekle de tanımladı.