Para Analiz'de yazan Yavuz Baydar'a göre Demokratların Kongre çoğunluğu, CAATSA, F-35 ve KAAN dosyalarını zorlaştırıyor; Ankara'nın pazarlık gücü sınırlı kalabilir.
Para Analiz'de yayımlanan yazısında gazeteci Yavuz Baydar, ABD'de 3 Kasım'da yapılan ara seçimin Türkiye-ABD ilişkilerinin dayandığı zemini değiştirdiğini savundu. Baydar'a göre iki ülkenin ilişkisi bugüne dek büyük ölçüde Başkan Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki kişisel bağa indirgenmişti. Demokratların Senato'da da Temsilciler Meclisi'nde de çoğunluğu alması, bu denklemi yeniden kurmayı zorunlu kılıyor.
Vaatler yeni Kongre'nin önüne gidiyor
Yazara göre Trump'ın Ankara'ya yönelik taahhütlerinin büyük bölümü seçimden önce de havada kalmıştı. Baydar, Trump'ın Temmuz'daki Ankara NATO Zirvesi'nde yaptırımların sona erebileceğini, F-35 satışının da gündeme gelebileceğini dile getirdiğini hatırlatıyor; ancak bu sözlerin Cumhuriyetçi çoğunluğun süreceği varsayımına dayandığını yazıyor. Komitelerin başkanlığı ve gündemi belirleme yetkisi Demokratlara geçtiği için CAATSA, F-35 ve KAAN'ın motor tedariki gibi dosyaların çok daha dirençli bir Kongre'ye gideceğini öne sürüyor.
Baydar, F-35 engelinin bir başkanlık kararı değil yasa olduğunu, teslim edilecek beş uçak için dahi Kongre'nin onay vermesi gerektiğini belirtiyor. CAATSA'da Trump'ın hareket alanının nispeten geniş olduğunu, ulusal güvenlik gerekçesiyle yaptırımların askıya alınabileceği görüşünün bulunduğunu aktarıyor; yine de böyle bir adımın Kongre'nin tepkisini çekeceğini ekliyor. Eski büyükelçi Selim Kuneralp'in değerlendirmesine göre Trump yönetiminin askerî satışları Kongre'den geçirme kaldıracı zayıfladı. Yazar, İsrail ve Yunanistan lobilerinin de süreci yavaşlatmada etkili olacağını yazıyor.
'Ölçülü iyimserlik' eleştirisi
Baydar, Hükümete yakın çevrelerde ve bazı uzmanlar arasında görülen temkinli iyimserliği de özetliyor. Bu okumaya göre seçim sonucu savunma beklentilerini zorlaştırıyor ama ilerleme ihtimalini tümüyle kapatmıyor, Demokratların hassasiyeti açıklamaların ötesine geçmeyebiliyor ve çıkış yolu Ankara'nın yalnızca Trump'a bel bağlamayıp dış ilişkiler komitelerinin başkanlarıyla doğrudan temas kurması. Baydar bu yaklaşımı gerçekçi bulmuyor; S-400 kilidinin ve CAATSA'nın göz ardı edildiğini, Kongre'nin elindeki araçların hafife alındığını savunuyor.
İnsan hakları gündemi öne çıkabilir
Yazara göre Demokrat çoğunluk, Türkiye'de hukuk devleti, yargının bağımsızlığı, siyasi mahpusların durumu ve medya özgürlüğü konularını dinleme oturumları, mektuplar ve karar tasarılarıyla daha sık gündeme taşıyacak. Baydar, bu baskının savunma satışlarına ve yaptırımlara bağlanmasının tepkiyi sembolik olmaktan çıkarıp somut bir maliyete dönüştüreceğini öne sürüyor ve Ankara'nın komite başkanlarıyla temasında bu gündemle yüzleşmeden sonuç almasının zor olduğunu yazıyor.
Küçük kazanımlar sürebilir
Baydar'ın tablosunda Trump'ın görev süresinin kalan iki yılı "topal ördek" dönemi olacak ve Erdoğan için harcayabileceği siyasi sermaye azalacak. Ticaret, siyasi jestler ve Suriye ile Ukrayna'daki eşgüdüm gibi küçük kazanımların süreceğini, buna karşılık F-35 programına dönüşün, CAATSA'nın tümüyle kalkmasının ve KAAN motorlarının yıllar alabileceğini belirtiyor. Ankara'nın NATO'daki konumunun ve savunma sanayii pazarının pazarlık gücünü koruduğunu kabul eden yazar, bu kozların Kongre'nin siyasi sertliğini aşmaya yetmeyebileceğini söylüyor. Yazının sonunda Türkiye-AB ilişkilerinin bir sonraki analizin konusu olacağı duyuruluyor.