Milat Gazetesi yazarı Zeynep Alkış'a göre 27 Ekim seçimi Netanyahu karşıtı bir çoğunluk ihtimali doğurdu, ancak Filistin politikasını değiştirecek bir çoğunluğun varlığı henüz gösterilmiş değil.
Milat Gazetesi yazarı Zeynep Alkış, İsrail'de 27 Ekim'de yapılan genel seçimin ardından yazdığı köşe yazısında, sandalye dağılımının tek başına yeterli bir okuma sunmadığını savundu. Alkış'a göre asıl önemli olan, bu koltukların hangi siyasi çerçevede birleşebildiği. Yazar, Netanyahu'yu devirebilecek bir çoğunluğun mümkün göründüğünü, buna karşılık Filistin politikasını dönüştürecek bir çoğunluğun varlığının henüz kanıtlanmadığını yazdı.
Aritmetik elverişli, siyaset zor
Alkış'ın aktardığına göre Netanyahu karşıtı blok, Arap partileriyle birlikte 67 sandalyeye ulaşıyor. Yazar, bu rakamın kâğıt üzerinde hükümet kurmaya yettiğini, ancak siyasi engellerin sayısal imkânlardan daha ağır basabileceğini belirtti. Arap seçmenin temsilcilerinin hükümetin kaderini tayin edebilecek bir ağırlığa sahip olduğunu, fakat hükümetin siyasi istikametinde ne kadar söz hakkı elde edeceklerinin belirsiz kaldığını vurguladı.
Başbakan değişir, devlet çizgisi korunabilir
Yazara göre sandıktan farklı bir başbakan çıkabilir, ancak bunun farklı bir İsrail anlamına geleceğini düşünmek sonuçlara fazla anlam yüklemek olur. Alkış, devletlerin yönünü liderlerin kişiliklerinden çok kuruluş anlayışlarının, güvenlik doktrinlerinin, kurumların ve kendilerine atfettikleri tarihsel rolün belirlediğini savundu. Netanyahu'nun siyasi geleceğini önemli bulsa da bütün tabloyu onun ayrılışına bağlamanın, Filistin meselesini tek kişinin tercihlerine sıkıştırmak anlamına geldiğini yazdı. Ona göre işgal, yerleşim politikası ve Filistinlilerin egemenlik haklarına getirilen kısıtlar Netanyahu döneminden önce de vardı; bu yüzden onun gidişiyle kendiliğinden son bulacaklarını varsaymak için gerekçe yok.
İsrail toplumunu ve bütün Yahudileri tek bir siyasi iradeyle özdeşleştirmemek gerektiğini de ekleyen Alkış, ülke içinde işgale itiraz edenlerin, Filistinlilerle eşitliği savunanların ve hükümete karşı çıkanların bulunduğunu hatırlattı. Belirleyici olanın, bu seslerin devlet politikasını yönlendirecek güce erişip erişemediği olduğunu söyledi.
Muhalefetin hangi politikaya itiraz ettiği
Alkış, Netanyahu'ya muhalefet etmekle onun Filistin yaklaşımının temel varsayımlarına muhalefet etmenin aynı şey olmadığını yazdı. Yazara göre bir siyasetçi, Netanyahu'nun yönetim biçimini, yargıya müdahalesini ya da koalisyon ortaklarını kusurlu bulurken Filistin'in bağımsızlığı konusunda onunla aynı çizgide kalabilir. Bu nedenle muhalefetin hangi isimde uzlaştığından önce hangi politikaya itiraz ettiğine bakılmasını önerdi. Yazar şu soruları sıraladı: Yerleşimlerin yayılmasına karşı çıkılıyor mu, Filistinlilerin kendi geleceğini tayin hakkı tanınıyor mu, güvenlik sadece İsrailliler için değil Filistinliler için de temel bir ihtiyaç olarak görülüyor mu?
Yumuşak dil, aynı düzen riski
Alkış, bu sorulara yanıt verilmezse değişimin yeni bir sayfa gibi anlatılsa da var olan düzenin daha sevimli bir dille sürmesi anlamına gelebileceği uyarısında bulundu. Yazara göre lider değişimi, devlet üzerindeki uluslararası baskıyı da azaltabilir. Daha ılımlı açıklamalar ve yeniden canlanan diplomatik temaslar, politikanın özü aynı kalırken ilişkilerin normale dönmesine gerekçe yapılabilir; dünya yeni yönetime süre tanırken Filistinlilerin koşulları değişmeyebilir.
Alkış bununla birlikte liderler arasındaki farkların önemsiz olmadığını belirtti. Savaşın bitirilmesi, insani yardımın önünün açılması ya da yeni yerleşim kararlarının durdurulması insanların gündelik hayatında karşılık buluyor. Yazara göre seçimden sonra bakılacak yer başbakanlık koltuğundan çok daha geniş: koalisyon protokolü, arazi politikası, askerî uygulamalar ve Filistinlilerin siyasi geleceği konusunda kabul edilen sınırlar. Yazının kapanışında Alkış, asıl sorunun kimin başbakan olacağı değil, yeni hükümetin hangi hedeften geri adım atacağı olduğunu savundu.