1 saat önce

DEVA Partili Sadullah Kısacık'a göre fon mağdurlarının 800 milyar liralık kaybı 13 bakanlığın bütçesini aşıyor; borsadaki erimeyle birlikte kayıp 2027 bütçesinin yüzde 22'sine denk geliyor.

Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görev yapan DEVA Partili Adana Milletvekili Sadullah Kısacık, 2027 bütçesi görüşmelerinde fon krizinin bilançosunu bakanlık bütçeleriyle yan yana koydu. Kısacık'a göre fon mağdurlarının doğrudan 800 milyar liralık kaybı, 13 bakanlığın ayrı ayrı bütçesinden büyük; borsadaki değer kaybı eklendiğinde tablo daha da ağırlaşıyor.

800 milyar lira, bakanlık bütçeleriyle kıyaslandı

Kısacık, fon krizinden etkilenen yurttaşların ulaşamadığı paranın 800 milyar liraya çıktığını söyledi. Karşılaştırma için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın 761 milyar 412 milyon liralık bütçesini örnek verdi. Ona göre bu kayıp, tek başına bir bakanlığın yıllık bütçesini aşıyor ve 13 bakanlığın bütçesinden yüksek kalıyor.

Borsadaki erime: 6 trilyon lira

Kısacık, krizin yalnızca doğrudan kayıpla sınırlı olmadığını anlattı. 17 Eylül'den bu yana güvensizlik ortamının borsada yarattığı değer kaybının 6 trilyon liraya ulaştığını öne sürdü. Bu rakamın 2027 bütçesinin yüzde 22'sine denk geldiğini belirten milletvekili, fon krizindeki kayıp ile borsadaki erimenin toplamının TBMM bütçesinin 174 katına, Cumhurbaşkanlığı bütçesinin 150 katına, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesinin 89 katına karşılık geldiğini söyledi.

Faiz ve bütçe açığı da hesaba katıldı

Kısacık, faiz yükünün ve bütçe açığının, 2027 bütçesinin yarısından fazla tuttuğunu hatırlattı. Bütçe açığı için 3 trilyon 868 milyar lira rakamını verdi. Fon krizindeki kaybı, faiz yükünü ve bütçe açığını birlikte değerlendirdiğinde bu toplamın bütçenin yarısını geçtiğini savundu. Bu tabloda bütçe görüşmesinin anlamı kalmadığını ifade eden Kısacık, "Hangi bütçeyi görüşelim?" diye sordu.

Esnaf, çiftçi ve sanayici için uyarı

Milletvekili, ekonomide sektörlerin dayanıklılığının tükendiğini de dile getirdi. Kısacık'a göre esnaf, çiftçi ve sanayici artık ayakta durmakta zorlanıyor. Konuşmasında fon krizinin boyutlarına, borsadaki değer kaybına ve artan faiz yüküne dikkat çekti.

KaynakYeni Asya
Son güncelleme30.10.2026 00:40
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
3 saat önce

AK Parti eski milletvekili Şamil Tayyar, fon iddialarını kişisel mesele sayan Muğla Valisi İdris Akbıyık'ı görevi bırakmaya çağırdı.

Muğla Valisi İdris Akbıyık'ın bir fona yatırdığı parayı geri alamadığı yönündeki iddia, AK Parti eski milletvekili Şamil Tayyar'ın çağrısıyla siyasi tartışmaya dönüştü. Tayyar, valinin kendisine yöneltilen soruları geçiştirdiğini savunarak Akbıyık'ı görevi bırakmaya davet etti. İddiaya göre söz konusu fon, Tera adıyla anılıyor.

Vali sorulara kendi özel meselesi olarak baktı

İddia gündeme gelince Nefes'e konuşan Akbıyık, soruları yanıtlamak zorunda olup olmadığını sordu. Akbıyık'a göre mesele kişiseldi: "Benim özel hayatım" diyen vali, bir yandan da hukuki haklarını aradığını söyledi.

Tayyar'ın paylaşımındaki iddialar

Tayyar, fon meselesinde valinin adının da geçtiğini yazdı. Akbıyık'ın fona 20 milyon liralık sermayeyle girip bu tutarı 50 milyon liraya yükselttiği iddiasının dolaştığını, ayrıca valiyle Fatma Betül Sayan Kaya ve Tera'nın yöneticisi Emre Tezmen arasındaki yakın ilişkinin konuşulduğunu belirtti. Tayyar bu bilgileri kesin olgular olarak değil, kamuoyunda yazılıp çizilen ve konuşulan iddialar olarak aktardı.

"Görevi bırakın" çağrısı

Tayyar'a göre vali yanıt vermek zorundaydı. Cumhurbaşkanı'nın Muğla'daki temsilcisinin kendi çıkarını değil milletin hakkını gözetmesi gerektiğini yazan Tayyar, fonla ilgili iddiaların özel hayat kapsamına sokulamayacağını savundu: "Fon alaveresi dalaveresi 'özel hayat' olamaz." Akbıyık'a üzerine düşeni yapması ve görevi bırakması çağrısında bulundu.

KaynaklarEge Postası, Sözcü Gazetesi
Son güncelleme29.10.2026 23:08
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
5 saat önce

YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, AKP'li isimlerin fon krizinde en az 850 milyar lira çaldığını öne sürdü; açıklanmayan listeyi ortaya dökeceklerini söyledi.

YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, partinin Tokat'ta açılan yeni binasındaki törende fon krizi üzerinden iktidar kanadına yüklendi. Günaydın, AKP'nin üst düzey isimlerinin ve yakınlarının en az 850 milyar lirayı çaldığını iddia etti; açıklanmayan fon listesini ise “patır patır” ortaya dökeceklerini söyledi.

Günaydın'ın fon krizi iddiaları

Günaydın, iddia ettiği tutardan yalnızca iktidar çevresindeki gençlerin değil, anne babaların, milletvekillerinin ve bakanların da sorumlu olduğunu savundu. Bu isimlerin utançlarından dolayı listeyi kamuoyuna açıklayamadığını söyleyen Günaydın, hepsinin zamanının geleceğini ve kimsenin kurtulamayacağını belirtti.

Günaydın'a göre 850 milyar liralık tutar yaklaşık 20 milyar dolara denk geliyor, ancak zarar bununla sınırlı değil. Borsanın 17 Eylül'den bu yana 6,5 trilyon lira kaybettiğini, bunun 130 milyar dolarlık bir erimeye karşılık geldiğini söyleyen Günaydın, ailelerle birlikte 7,5 milyon kişinin ne yapacağını bilemediğini ifade etti.

Günaydın, konuşmasının girişinde Cumhuriyet'in 103. yıl dönümüne değindi. Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Anadolu'nun isimsiz evlatlarının anıları önünde saygıyla eğildiklerini söyledi. Ardından Tokat sokaklarında ve mahallelerinde yanlarında koruma olmadan, rahatça dolaşabildiklerini anlattı. Hiç kimsenin yanında üç bin polis olmadan sokağa çıkamaz hale gelmemesini diledi.

İl başkanından üye sayısı açıklaması

YENİ Parti Tokat İl Başkanı Çağdaş Kurtgöz, açılışın salt bir bina açılışından ibaret olmadığını söyledi. Kurtgöz'e göre bu yer, halkın söz sahibi olduğu, gençlerin umutla geleceğe baktığı ve kadınların eşit ve özgür yaşadığı bir Türkiye mücadelesinin adresi olacak. Kurtgöz, bir ay içinde 5 bin Tokatlının kendi iradesiyle partiye üye olduğunu açıkladı; insanların zorla değil, değişim ve adalet istedikleri için katıldığını vurguladı. Partiyi milletin kurduğunu, milletin büyüteceğini ve iktidara taşıyacağını da sözlerine ekledi.

Karabat'tan iktidar vaatleri

Törene katılan İstanbul Milletvekili Özgür Karabat da binayı bir “iktidar merkezi” olarak niteledi. Karabat, iktidara geldiklerinde enflasyonun tek haneye ineceğini, hayat pahalılığının sona ereceğini, Tokat'taki çiftçiye ve iş insanına ucuz kredi sağlanacağını söyledi. Gelir dağılımında adaletin kurulacağını, köylerde üretilen süt ve etin değer bulacağını, gençlerin iş için tanıdık ya da referans aramak zorunda kalmayacağını, hak edenin ve liyakatin geçerli olacağını da sözlerine ekledi.

KaynakCumhuriyet
Son güncelleme29.10.2026 21:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
9 saat önce

Para Analiz'in derlediği ASAL, AREA, Areda, ADA, BETİMAR ve Ank-Ar araştırmalarında katılımcılar zararın haksız kazanç sağlayanlardan tahsil edilmesini istiyor.

Para Analiz, Ekim'de yayımlanan altı anketi fon krizi açısından bir araya getirdi. Araştırma şirketlerinin (ASAL, AREA, Areda, ADA, BETİMAR, Ank-Ar) çalışmalarında vatandaşlara krizin sorumluları, mağdurların zararlarının kimin tarafından karşılanması gerektiği ve soruşturmalara duyulan güven soruldu. Ortak bulgular şöyle özetleniyor: denetleyici kurumlar ile ekonomi yönetimi önemli ölçüde sorumlu tutuluyor, haksız kazançların geri alınması yönünde güçlü bir talep bulunuyor, kamu bütçesinden tazminata ise sınırlı destek çıkıyor.

ASAL: Zarar haksız kazanç sağlayanlardan alınsın

ASAL Araştırma, 4-10 Ekim'de 28 ilde 2 bin 20 kişiyle görüştü. Fon krizini ülkenin başlıca sorunu sayanlar yüzde 16,5'te kaldı; ekonomideki en büyük sorunun yatırım fonu ve borsa krizi olduğunu düşünenler ise yüzde 26,5 oldu. Sorumlu olarak yüzde 45,6 denetim ve gözetim kuruluşlarını, yüzde 24,7 ekonomi yönetimini, yüzde 19,9 yüksek risk alan yatırımcıları gösterdi. Zararları kimin karşılaması gerektiği sorulduğunda yüzde 68,8 haksız kazanç elde edenleri, yüzde 13,7 denetim görevini yerine getirmeyenleri, yüzde 3,5 devlet bütçesini işaret etti.

AREA: Cezalandırmaya inanç düşük

AREA Araştırma, 5-9 Ekim'de 26 ilde ve 87 ilçede toplam 2 bin 50 kişiyle görüştü. Katılımcıların yüzde 59,4'ü fon yolsuzluğunda payı olanların hak ettiği şekilde yargılanıp ceza alacağına güvenmediğini, yüzde 33'ü güvendiğini söyledi. Elde edilen haksız kazancın mağdurlara geri ödeneceğine ihtimal vermeyenler yüzde 61,9, ihtimal verenler yüzde 29,2 oldu. Para Analiz, bu sonuçların soruşturmaların gerçekte nasıl sonuçlanacağını değil, kamuoyu beklentilerini ölçtüğünü vurguladı.

Areda ve ADA: Sorumluluk dağılımı

Areda Survey, 30 Eylül-4 Ekim'de 2 bin 400 kişiyle yaptığı ankette yüzde 42 ile ekonomi yönetimini ilk sıraya koydu; denetimini yeterince yapmayan kurumlar yüzde 23,9, fon ve portföy yöneticileri yüzde 8,9 oldu. Genç katılımcılarda ekonomi yönetimini sorumlu görme oranı daha yüksekti: 18-34 yaşta yüzde 51, 35-54 yaşta yüzde 32,2. Zararın fon yöneticileri ile haksız kazanç elde edenlerce karşılanmasını isteyenler yüzde 67,5, devlet kaynaklarını önerenler yüzde 7,9 çıktı.

ADA Araştırma, 10-15 Ekim'de 2 bin 500 kişiye sordu. Düzenleme ve gözetim işini yürüten kamu kurumları yüzde 32,7 ile ilk sırada çıktı; siyasi hükümet, bakanlıklar ve Cumhurbaşkanlığı yüzde 17,4, doğrudan AK Parti yüzde 1 oldu. Katılımcıların yüzde 20,1'i görüş belirtmedi.

BETİMAR ve Ank-Ar: Siyasi etkiler

BETİMAR'ın 23 Ekim'de yayımlanan araştırmasına göre katılımcıların yüzde 50,5'i fon soruşturmasının iktidara güveni azaltacağını düşünüyor; yüzde 34'ü siyasi etkinin sınırlı kalacağını, yüzde 15,5'i muhalefetin söylemini güçlendireceğini söylüyor. Para Analiz, bunun gerçekleşmiş bir güven kaybı değil, gelecek beklentisi olduğunu belirterek anketten doğrudan oy kaybı çıkarılamayacağını ekledi.

Ank-Ar'ın 2 bin 3 kişiyle yaptığı araştırmada en çok işaret edilen taraf yüzde 31,9 ile hükümet ve ekonomi idaresi oldu; SPK ve denetim mekanizmaları yüzde 15,6 ile ikinci sıradaydı. Görüş belirtmeyenler yüzde 32,6 oldu. Hükümeti suçlayanların payı AK Parti seçmeninde yüzde 15,9, Zafer Partisi seçmeninde yüzde 54,9, Yeni Parti seçmeninde yüzde 49,8 çıktı.

Para Analiz'in değerlendirmesi

Derleme, ASAL ve ADA'da denetleyici kurumların, Areda ve Ank-Ar'da ise ekonomi yönetimi ya da hükümetin ilk sırada çıktığını not ediyor. Bu farkın soru ifadeleri ve seçeneklerden kaynaklanabileceğini belirten Para Analiz, sonuçlardan tek bir sorumluluk oranı hesaplamanın doğru olmayacağını söylüyor.

KaynakPara Analiz
Son güncelleme29.10.2026 16:54
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
12 saat önce

İktisatçı Murat Birdal'a göre yeni para girişine dayanan fon düzeni er ya da geç çökecekti. Birdal, seçime giden süreçte iktidarın faiz ve kur dengesinde elinin daralacağını söyledi.

İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü'nden Prof. Dr. Murat Birdal, fon krizini bir çöküş olarak okuyor. Birdal'a göre taze para girişine yaslanan düzen bir noktada tıkanacaktı ve tıkandı. İktisatçı, krizin kökenini, yurttaşların uğradığı kayıpları ve seçim sürecine yansımasını değerlendirdi.

Birdal, mevduat faizlerinin gerilemesi ve altın fiyatlarındaki sert düşüşün yurttaşı fonlara yönelttiğini söyledi. Yüksek enflasyon ortamında insanların elindeki kısa vadeli nakdi korumak istediğini hatırlatan Birdal, BIST 30 ve BIST 100 dışında kalan küçük şirket hisselerinde fiyatların sert biçimde yukarı çekildiğini anlattı. Riskin, risksiz kabul edilen para piyasası fonlarına borç verilerek bu fonlara kaydırıldığını da ekledi.

Neden 'Ponzi' deniyor

Sisteme bu adın verilmesinin nedeni, Birdal'a göre mekanizmanın yalnızca sürekli yeni para girişiyle ayakta kalabilmesi. Girişler durduğu anda yapı çöküyor. Spekülatif hisse hareketleri piyasayı dengesizleştirince Morgan Stanley Haziran ayında bir uyarı yayımladı. Birdal, düzeni patlatan gelişmenin bu uyarı ve ardından çıkan fon rehberi olduğunu söyledi. Ona göre "Sonsuza kadar süremeyecek olan bu mekanizma bir noktada çökecekti".

Pazarlama ağı ve denetim zafiyeti

Birdal, bankaların, portföy danışmanlarının ve ekonomi yayınlarının devreye girdiği güçlü bir pazarlama ağı kurulduğunu savundu. Mevduat müşterilerinin banka danışmanlarınca fonlara yönlendirildiğini, aylık yüzde 3 getiriye karşılık yüzde 33 kazanç vaat edildiğini ve büyük şirketlerin garantili kazanç sağlayan fonlarından söz edildiğini belirtti. Akademisyenlerin de televizyon ve YouTube üzerinden bu ürünleri tanıttığını öne sürdü.

İktisatçıya göre en önemli unsur, işin arkasında AKP'nin bulunduğu yönünde bir anlatının oluşturulmasıydı. Yatırımcılar, iktidarla ve siyasetçilerle bağlantısını öne çıkaran fon yöneticilerine güvendi. Birdal, devletin Yükselen Piyasalar Endeksi'nden çıkma tehlikesine karşı devreye girmek zorunda kaldığını, öte yandan SPK, BİST, BDDK, TEFAŞ gibi kuruluşlarda ağır denetim ihmallerinin yaşandığını vurguladı.

Maliyet ve seçime giden yol

Birdal, büyük şirketlerdeki değer kayıpları da hesaba katıldığında zararın 90 milyar doları aşabileceğini söyledi. Kısa vadede, birikimi 1 milyon liranın altında olanlara yönelik ödeme planlarının gündemde olduğunu belirtti.

Uzun vadede ise iktidarın hareket alanının daralacağını savunan Birdal, seçime giden süreçte hükümetin iki yönlü bir sıkışma yaşayacağını anlattı. Bir yanda faizi düşürüp piyasayı canlandırmak isteyecek, öbür yanda dövizin yükselip enflasyonu tetiklemesini önlemek zorunda kalacak. Faiz indirildiğinde paranın mevduata yönelmeyeceğini, fon piyasası güven yitirdiği için TL cinsi araçlara talep yaratmanın da çok güç olduğunu söyledi.

KaynakYeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme29.10.2026 14:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
14 saat önce

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan'ın sert yazısını ve Hüseyin Likoğlu'nun listeye ilişkin satırlarını değerlendirdi; açıklanmayan listenin farklı yorumlara yol açtığını söyledi.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, fon krizine ilişkin tartışmaların iktidarın yakın çevresinden gelen seslerle yeni bir boyut kazandığını söyledi. Çakır, yayında Yeni Şafak'tan Yusuf Kaplan'ın tepkisini ve gazetenin yayın yönetmeni Hüseyin Likoğlu'nun kaleme aldığı yazıyı irdeledi.

Çakır'ın genel değerlendirmesi

Yayına Cumhuriyet Bayramı'nı kutlayarak başlayan Çakır, Cumhuriyet'in demokrasiyle taçlandırılması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin bugünkü rejimini otokratik olarak niteleyen Çakır, bu düzenin ne kadar süreceğinin, daha da sertleşip sertleşmeyeceğinin ya da ülkenin çoğulcu demokrasiye dönüp dönmeyeceğinin merak konusu olduğunu belirtti. Fon krizinin bu açıdan anlamlı olduğunu ifade etti.

Çakır, muhalefet saflarındaki kimi çevrelerin krizi önemsiz bulduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sorunu bir şekilde çözüp hatta kazançlı çıkacağını düşündüğünü aktardı. Bu yaklaşımı "öğrenilmiş çaresizlik" diye adlandırdı. Krizin ilk gününden itibaren iktidar cephesinin içinde de eleştiri getirenlerin bulunduğunu, bunun süreceğini de söyledi.

Kaplan'ın uyarısı

Çakır, Yusuf Kaplan'ın "Fon rezaletinde millet burnundan soluyor" başlığıyla yazdığı yazıya dikkat çekti. Aktardığına göre Kaplan, kusurlu bulunanlar hemen en yüksek cezayla karşılaşmazsa ülkenin kargaşaya sürükleneceğini savundu ve sözünü bir dua ifadesiyle bağladı.

Çakır, benzer bir cümleyi hükümetin dışındaki bir gazeteci kurmuş olsaydı ne olacağını sorarak durumun dikkat çekici olduğunu vurguladı. Yine de bu sözlerin önemli olduğunu, not edilmesi gerektiğini belirtti. Kaplan tarafından sosyal medyada engellendiğini söyleyen Çakır, bunu kendisi açısından olumlu bir gelişme olarak gördüğünü anlattı. Karşısına çıkan paylaşımı ekran görüntüsüyle kendi hesabında yayımladığını, bazı takipçilerin de bu yazarın parasını mı kaptırdığını sorduğunu aktardı.

Açıklanmayan liste tartışması

Çakır, kriz başladığından bu yana sorulan listede kimlerin bulunduğu sorusunu yineledi. Listenin açıklanmamasının farklı biçimlerde yorumlandığını söyleyen Çakır, bu yorumlardan birinin Likoğlu'nun Size kim gel gel dedi başlıklı yazısında yer aldığını belirtti.

Çakır'ın aktardığına göre farklı kesimlerin, aralarında YENİ Parti ve İYİ Parti üyelerinin de bulunduğu isimlerin tartıştığı bölümde Likoğlu, yaptığı işten pişmanlık duymak bir yana, oğlunu tutuklayacak kişinin henüz doğmadığı ya da bunu yalnızca kendisinin yapmadığı yönündeki sözlerin kulaktan kulağa dolaştırıldığını yazdı. Likoğlu bu söylemleri hadsiz konuşmalar olarak niteledi. Kaynak metinde bu cümlelerin kime ait olduğu belirtilmiyor.

KaynakMedyascope
Son güncelleme29.10.2026 11:48
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
15 saat önce

Yılbaşından 27 Ekim'e kadar 14 şirketin TL borçlanma araçlarında 60 ödeme aksaklığı yaşandı; vadesinde ödenemeyen anapara geçen yılın 36 katını aştı, TCMB ise vadesi yıl sonuna kadar gelen ödemeler için kredi istisnası tanıdı.

Fon krizinin gölgesinde özel sektör borçlanma araçlarında ödeme sıkıntısı büyüyor. Aposto'nun derlemesine göre 14 şirket, yıl başından 27 Ekim'e dek TL cinsi tahvil, bono ve kira sertifikalarında toplam 60 kez ödeme aksatmaya düştü. Vadesinde ödenemeyen anapara 12 milyar 697 milyon lirayı buldu. Geçen yıl yalnızca iki şirket, toplam 346,3 milyon liralık anaparayı geciktirmişti; yani bu yılın ilk on ayındaki gecikme 2025'in 36 katından fazla.

Sorun tek tek şirketlerden sektöre yayıldı

Yılın ilk aylarında az sayıda şirkete özgü görünen tablo, Mayıs'tan itibaren genişledi. Önce Kontrolmatik (Mayıs), ardından Fikret Petrol ile Turk İlaç (Temmuz) ve Alves Kablo (Ağustos) ödeme güçlüğüne düştü. Aksaklık adedi Ağustos'ta yediydi, Eylül'de sekize çıktı; Ekim'in 27 gününde 16'ya ulaştı.

Tek kalemde en büyük gecikme Tera Yatırım Bankası'ndan geldi. Banka, Nisan ayında piyasaya sürdüğü 5 milyar liralık bononun hem anaparasını hem faizini zamanında karşılayamadı. SPK ise 27 Ekim'de Tera Yatırım Menkul Değerler'in bütün faaliyet izinleriyle yetki belgesini iptal etti; banka ile aracı kurumun yatırımcılarına tazminat ödenmesine ve şirketlerin kademeli tasfiyesine hükmetti.

Tera'yı saymazsak 13 şirketin geciken anaparası 7 milyar 697 milyon lira tutuyor. Listenin başında 1 milyar 555 milyon lirayla Borlease var; onu 1 milyar 378 milyon lirayla Fikret Petrol, 996 milyon lirayla Turk İlaç, 950 milyon lirayla Kontrolmatik ve 798 milyon lirayla Alves Kablo takip ediyor. Zorlu Enerji de yurt dışındaki 1,1 milyar dolarlık tahvilinin 23 Ekim'de dolan 60,5 milyon dolarlık faiz ödemesini 23 Nisan 2027'ye bırakmak için yatırımcılardan onay talep etti.

Yeni ihraç sayısı yarıya indi

Aposto, SPK'nın yedi portföy yönetim şirketinin 131 fonunu tasfiye etme kararından sonra piyasanın hızla daraldığını yazdı. Borsa İstanbul verilerine göre haftalık ortalama ihraç adedi, 5 Ocak-11 Eylül arasındaki 36,2'den 21 Eylül-23 Ekim arasında 17,4'e geriledi; haftalık nominal ihraç hacmi de 28,2 milyar liradan 17,2 milyar liraya çekildi. Düşüş adette yüzde 51,9, tutarda yüzde 39,1 oldu. Sorunlu 15 borçlunun fon krizinden önceki 37 günde topladığı 855,8 milyon lira, krizden sonraki 37 günde 175 milyon liraya indi.

Merkez Bankası devrede, uzmanlar temkinli

TCMB, 26 Ekim'de bankacılık dışındaki şirketlerin yıl bitmeden itfa edilecek TL borçlanma araçlarının ödemesi için kullanacağı kredileri ticari kredi büyüme sınırının dışında bıraktı. Eralp Ersoy'a göre, Lex Strategic Advisory'nin kurucusu olarak değerlendirdiği bu adım krizin yayılmasını yavaşlatır ama yalnızca yıl sonuna kadarki itfaları kapsadığı için kalıcı çözüm değildir. Ersoy, güvenin zedelendiğini, piyasanın kat ettiği yolun birkaç yıl kadar gerisine düştüğünü söyledi.

Prof. Dr. Evren Bolgün ise para piyasası fonlarından çıkışın 800 milyar lirayı aşıp 1 trilyon liraya yaklaştığını, bunun ÖST yenilemelerini güçleştirdiğini anlattı. KOBİ kredilerinde takibe dönüş oranının yüzde 5'i geçtiğini belirten Bolgün, temerrüdün kabaca 50 milyar liraya varabileceğini söyledi; bunun sayısal bir analize dayanmayan basit bir hesap olduğunu da ekledi.

KaynakAposto
Son güncelleme29.10.2026 10:52
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
15 saat önce

Gazeteci Nagehan Alçı, MHP'li kaynakların fon krizindeki adımları yetersiz bulduğunu ve açıklanmamış bir listede dikkat çekici isimler olabileceğini düşündüğünü aktardı.

Gazeteci Nagehan Alçı, fon krizi konusunda MHP'li kaynakların görüşlerini aktardı. Alçı'nın anlattığına göre MHP cephesi, süreçte atılan adımları kamuoyunu ikna edecek netlikte görmüyor ve kamuoyuna açıklanmamış bir listenin varlığına dikkat çekiyor. Haber, 29 Ekim'de soL Haber'de yer aldı.

Alçı'nın aktardığı değerlendirme

Alçı, MHP kaynaklarına gidişatın tatmin edici olup olmadığını ve atılan adımların yeterli bulunup bulunmadığını sorduğunu, aldığı yanıtlarda bir soru işareti gördüğünü söyledi. Aktardığına göre MHP'li kaynaklar bir listeden söz ediyor. Kaynaklar, bu listede büyük ve dikkat çekici isimlerin bulunduğunu düşündüklerini, ancak listenin henüz ortaya çıkmadığını belirtiyor. Alçı'nın ifadesiyle kaynakların kurduğu cümle şöyle başlıyor: "Bir liste var."

Beklenti: netlik

Alçı'ya göre MHP cephesi bazı adımların atıldığını kabul ediyor, ancak bunların kamuoyunu tatmin edecek açıklıkta olmadığını düşünüyor. Aktarılan değerlendirmede MHP'nin, netlik taşıyan yeni adımların atılmasını beklediği vurgulanıyor. Haberde, söz konusu listenin içeriğine ya da isimlerine dair somut bir bilgi yer almıyor; değerlendirme, Alçı'nın MHP'li kaynaklardan aktardığı izlenimle sınırlı kalıyor.

Haberde Alçı'nın, iktidara yakınlığıyla bilinen bir gazeteci olduğu da not edildi.

KaynaksoL Haber
Son güncelleme29.10.2026 10:52
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
16 saat önce

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nden Dr. Yunus Emre Aydınbaş, Yeni Şafak'taki yazısında fon krizi sonrası için likidite, gözetim ve yasal çerçeve önerileri sıraladı.

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nden Dr. Yunus Emre Aydınbaş, Yeni Şafak'ın Düşünce Günlüğü sayfasında yayımlanan yazısında fon krizinin tek tek teknik sorunlardan çok finans sisteminin tasarımına dair bir soru olduğunu savundu. Aydınbaş'a göre kriz, tasarruf sahibinin güveninin hangi yapısal koşullarda aşındığını gösteriyor: Eylül 2026'da 131 fon tasfiye sürecine girdi ve 455 bin 758 yatırımcı parasına bir süre erişemedi. Bu fonlar yedi portföy yönetim şirketine bağlıydı.

Dünyadan dört örnek

Yazar, benzer tabloların başka ülkelerde de yaşandığını hatırlattı. Yazıda ilk örnek Güney Kore. Lime Asset Management adlı şirket, 2019'da 1,6 trilyon won civarındaki bir fonunda geri ödemeleri durdurdu; portföyde nakde kolay dönmeyen özel borçlanma kâğıtları ve kaldıraçlı swap işlemleri bulunuyordu. Kore yönetimi bunun ardından, varlıklarının yarıdan fazlası likit olmayan açık uçlu fonlara izin vermedi; bu fonları pazarlayan bankalara ve saklamacılara da izleme sorumluluğu yükledi. Aynı yıl Birleşik Krallık'ta işlemleri durdurulan Woodford fonunda ise 3,7 milyar sterlinlik portföyün sadece yüzde 8'i bir hafta içinde satılabilecek durumdaydı.

Hindistan'da Franklin Templeton, altı borçlanma fonunu 2020'de kapatırken kararı yatırımcıların oyuna sundu; varlıklar bağımsız bir kurum eliyle telaşsız biçimde elden çıkarıldı ve yatırımcılar yaklaşık üç yıldan uzun bir sürede anaparalarını tamamen geri aldı. ABD'de 2008'deki Reserve Primary Fund tasfiyesinde ise mahkeme, iade sırasına bakmadan oransal dağıtımı benimsedi. Aydınbaş'ın çıkardığı ders şu: iade sözü varlığın likiditesiyle uyumlu olmalı, kriz anında kime hangi sırayla ödeme yapılacağı önceden belli olmalı.

Finans neye hizmet ediyor

Aydınbaş, asıl tartışmanın finansın reel üretimi beslemesi gerektiği noktasında düğümlendiğini belirtti. Ona göre fonların toplam büyüklüğü, 2023 sonundaki 1,8 trilyon liradan 2026 Ağustos'ta 11 trilyon liraya yaklaştı. Sığ hisselerde fon alımları fiyatı, fiyat getiriyi, getiri de yeni girişleri besledi. Yazara göre ikincil piyasada el değiştiren bir hisse için ödenen bedel şirketin kasasına girmediği için bu döngü yeni yatırım sermayesi yaratmıyor. Aydınbaş, 2015 tarihli bir araştırmaya atıfla, özel sektöre açılan kredilerin gayrisafi hasılaya oranı yüzde 100'ü bulunca finansal derinliğin büyümeyi yavaşlatmaya başladığını da aktardı.

Teşvik, likidite ve gözetim önerileri

Yazar, yeni düzenlemelerin ölçütünün fonların gerçek ekonomiye ne ölçüde kaynak aktardığı olması gerektiğini söyledi. Önerisi, vergi avantajını portföyünün belirli bir bölümünü girişim sermayesi, halka arz, bedelli sermaye artırımı ve şirket borçlanma araçlarına ayıran fonlara tanımak; kısa vadeli alım satımı ise fonu ne kadar uzun tutulursa o kadar düşen kademeli bir stopajla caydırmak. Yazara göre her fon, reel sektöre aktardığı kaynağın payını ve portföyünü ne sıklıkla değiştirdiğini kamuoyuyla paylaşmalı, kısa vadeli borçla ayakta duran yapılardan ilave sermaye talep edilmeli.

Aydınbaş, geri ödeme süresinin portföyün likiditesiyle ilişkilendirilmesini ve Finansal İstikrar Kurulu'nun Aralık 2023 tavsiyeleri doğrultusunda fonların likidite düzeyine göre sınıflandırılmasını da öneriyor. Likit olmayan varlıkları yarıdan fazla olan fonlar günlük iadeye kapatılabilir. Halka açıklık oranı düşük hisselerde fonların payı, fiilen dolaşımdaki miktara ve işlem hacmine bakılarak sınırlanmalı; değerlemeleri bağımsız yapılmalı ve fiyatlara likidite indirimi yansıtılmalı. Yazar, ilişkili taraflara güvencesiz kaynak aktarılmasının da büsbütün yasaklanmasını istiyor. Kurumlar arası koordinasyon için SPK, Borsa İstanbul, Merkezi Kayıt Kuruluşu, Takasbank ve Merkez Bankası'nın ortak kullanacağı, işlemlerin zaman damgasıyla izlendiği bir veri platformu ile fonlara düzenli stres testi önerisi de yazıda yer aldı.

Kanuna fon bölümü çağrısı

Aydınbaş, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na fonlara özgü bir bölüm eklenmesini savundu. Bu bölümde iade işlemlerinin hangi koşullarda durdurulabileceği, paranın oransal dağıtımı, bağımsız tasfiye memuru, tasfiye kararında yatırımcı oylaması ve durdurma öncesindeki ayrıcalıklı iadelerin geri alınması düzenlenebilir. Uygun olmayan satışlarda dağıtıcıya tazminat sorumluluğu yüklenmesi, bir fonun para piyasası unvanını kullanabilmesi için sıkı vade ve kalite şartları aranması, nitelikli yatırımcı sınırının enflasyonla güncellenmesi ve mahkeme dışında çalışan hızlı bir uyuşmazlık birimi de yazarın paketinde yer alıyor. Yazar, tasfiyede öngörülen en uzun sürenin altı ay olduğunu hatırlatarak aynı sürenin taslakların hazırlanıp kamuoyunun görüşüne açılması için de yeteceğini yazdı.

KaynakYeni Şafak
Son güncelleme29.10.2026 09:55
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
19 saat önce

Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu, 15 Eylül ile 26 Ekim arasında Türkiye Varlık Fonu'nun borsadaki altı şirketinin değerinin 1,01 trilyon liradan 887 milyar liraya indiğini hesapladı.

Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu, köşesinde fon krizinin yalnızca portföylerinde fon bulunan yatırımcıları değil, kamu varlıklarını da vurduğunu savundu. Terkoğlu, fon vurgunundan 455 bin kişinin etkilendiğini hatırlatırken, fon almayanların da bedelini ödediğini öne sürdü. Bu iddiasını, bir iktisatçı arkadaşıyla birlikte yaptığı hesaba dayandırdı.

Türkiye'nin en büyük fonu: Varlık Fonu

Yazara göre Türkiye'nin en büyük fonu TERA ya da Pusula değil, başkanlığını cumhurbaşkanının yaptığı Türkiye Varlık Fonu. Fon 2016'da kuruldu; çatısı altında yedi sektörden 36 şirket, iki lisans ve en az 46 taşınmaz bulunuyor. Terkoğlu, PTT'den Ziraat Bankası'na, THY'den İzmir Alsancak Limanı'na uzanan varlıklara dikkat çekti. Fonun 2025 sonu tablolarındaki toplam aktifi 19 trilyon lira. Ancak Ziraat Bankası, BOTAŞ, TPAO ve Borsa İstanbul gibi borsada işlem görmeyen kuruluşların değeri yalnızca üç aylık veya yıllık finansal tablolarla yenilendiği için günlük değer hesabı mümkün değil.

Altı şirketin 40 günlük bilançosu

Bu nedenle Terkoğlu, fonun borsada işlem gören altı şirketine baktı: Türkiye Sigorta, Halkbank, Vakıfbank, THY, Turkcell ve Türk Telekom. Krizin arifesi olan 15 Eylül ile 26 Ekim karşılaştırıldığında bu şirketlerin toplam değeri 1,01 trilyon liradan 887 milyar liraya geriledi. Kayıp 123,1 milyar lirayı, yani yüzde 12,2'yi buldu. Bunun 84,7 milyar lirası, 16 Ekim'den 26 Ekim'e kadar uzanan son yedi işlem günü içinde silindi.

En sert düşüş yüzde 37,6 ile Türkiye Sigorta'da yaşandı; şirketin genel müdürü ve yardımcısı fon soruşturması kapsamında tutuklanmıştı. Türk Telekom'da kayıp yüzde 14,7, Vakıfbank'ta yüzde 10,9 oldu; THY yüzde 9,5, Turkcell ise yüzde 9,1 geriledi. Halkbank'taki düşüş yüzde 6,8'de kaldı.

Dolar bazında 3 milyar dolarlık düşüş

Dolar kurunun 48,62 liradan 49,76 liraya çıktığını da hesaba katan Terkoğlu, altı şirketin değerinin 20,8 milyar dolardan 17,8 milyar dolara indiğini yazdı. Dolar cinsinden kayıp yüzde 14,2 oldu. Bu dönemde BIST 100 endeksi ise yüzde 19,7 geriledi; yani fonla bağlantısı olmayan varlıklar da değer yitirdi.

Terkoğlu, fon mağdurlarının alacaklarının iade ya da el koyma yoluyla tamamen karşılanacağına inanmadığını belirtti. Ödeme tamamlansa bile kamu ekonomisine verilen zararın çok daha büyük olduğunu, bedeli halkın ve çocuklarının ödeyeceğini savundu.

KaynaklarT24, Cumhuriyet
Son güncelleme29.10.2026 07:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
20 saat önce

ASAL Araştırma'ya göre katılımcıların yüzde 26,5'i fon ve borsa krizini ekonominin en önemli sorunu olarak gösterdi. MAK Başkanı Kulat, fonun siyasete etkisinin kendisinden büyük olduğunu söyledi.

Fon krizi, yaklaşık 456 bin yatırımcıyı vuran bir süreç olarak ekonomik sorunlar listesinin en üstüne yerleşti. ASAL Araştırma, 4-10 Ekim 2026 arasında 28 ilden 2 bin 20 kişiye ulaştı. Katılımcıların yüzde 26,5'i, Türkiye ekonomisindeki en büyük derdin fon ve borsa krizi olduğunu söyledi.

Sıralamada gıda fiyatlarının yerini kriz aldı

Enflasyon yüzde 22,2 ile listenin ikinci sırasında yer aldı. Gıda fiyatlarındaki artış ise yüzde 13 ile üçüncü oldu. Aynı kurumun haziran ayında yaptığı araştırmada tablo farklıydı: o dönem gıda fiyatları yüzde 21 ile birinci sıradaydı. Haziran sıralamasıyla kıyaslandığında ilk sırayı gıda fiyatları kaybetti, fon ve borsa krizi ise listenin başına yerleşti.

Tasfiye kararı ve yatırımcı sayısı

Krizin eylülde büyümesinin ardından SPK, 131 fonu tasfiye etme kararı aldı. MKK kayıtları, tasfiye edilecek bu fonlarda toplam 455 bin 758 yatırımcının yer aldığını gösteriyor.

Kulat: Siyasi etki daha büyük

Sonuçları yorumlayan MAK Araştırma'dan Mehmet Ali Kulat, sahadaki verilerin açık bir tablo çizdiğini söyledi. Kulat'a göre fonun siyasete etkisi, fonun kendisinden çok daha büyük. Kulat, vatandaşın tek talebinin şeffaflık ile herkes için aynı işleyen bir yargı olduğunu da ekledi.

KaynakYeni Asya
Son güncelleme29.10.2026 06:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

Para Analiz'deki yoruma göre fon krizi AKP ve MHP kulislerinde oy kaybı, bürokrasinin sorumluluğu ve açıklanmayan isim listesi başlıklarında tartışılıyor.

Para Analiz'in yayımladığı bir yorum, fon krizinin siyasi sonuçlarının muhalefetle sınırlı olmadığını öne sürüyor. Yazıya göre iktidara yakın kalemlerin ve eski bir AK Parti milletvekilinin sözleri, hesap sorulması talebinin Cumhur İttifakı çevresinde de yükseldiğini gösteriyor. Yorumun çıkış noktası üç soru: Ekonomi yönetimindeki bürokratlar neden yeterince denetlenmedi, kriz sırasında kazanç elde edenlerin adları neden kamuoyuyla paylaşılmıyor ve zarar görenlerin kaybı nasıl telafi edilecek?

Kulislerde asıl endişe oy kaybı

Yorumda, NEFES yazarı Nuray Babacan'ın aktarımına geniş yer verildi. Babacan'a göre AKP grubu ile genel merkezdeki toplantılarda kriz, en çok seçim sandığına yansıyabilecek etkisi bakımından konuşuluyor. Aynı aktarımda, bazı bürokratların yalnızca görevlerini ihmal etmediği, sistemi kendi çıkarları için de kullanmış olabileceği yönünde eleştiriler yapıldığı belirtildi. Para Analiz, bu iddiaların henüz mahkeme kararıyla doğrulanmadığını da not etti.

Liste neden açıklanmıyor

Babacan'ın haberine göre bir kısım AKP milletvekili, isimlerin saklanmasının bazı kişilerin korunduğu algısı yarattığı kanaatinde. Hukuk kökenli vekiller ise nihayetinde adların kendiliğinden ortaya çıkacağını düşünüyor. Aynı değerlendirmede, kazancı geri verenlerle vermeyenlerin hukuki konumunun ayrışabileceği, ödeme yapmayanlar için suç duyurusu yolunun açık olduğu söyleniyor.

Emekli kaygısı

Yorum, Cumhuriyet gazetesinden Merve Kılıç'ın haberine de başvurdu. Habere göre Erdoğan'ın emekliler için yıl sonunu işaret etmesinin ardında, saha ve teşkilatlardan gelen geçim sıkıntısı bildirimleri bulunuyor. AKP kulislerinde emeklilerin iktidardan uzaklaştığına dair yorumlar dolaşıyor.

Likoğlu: Kapanı kimin kurduğu bulunmalı

Yeni Şafak yazarı Hüseyin Likoğlu, soruşturmanın ilerlemesine direnen çevreler bulunduğunu savundu ve olayı "Ekonominin 15 Temmuz'unu yaşıyoruz" diyerek tarif etti. Likoğlu'na göre paranın mağdurlara dönmesi tek başına yetmiyor; sistemin nasıl kurulduğu ve parasını geri getirenlerin kimler tarafından yönlendirildiği de araştırılmalı. Aksi halde benzer düzenekler yeniden ortaya çıkabilir. Yorum, Likoğlu'nun aktardığı kulis sözlerinin sahiplerinin belli olmadığını ve doğruluğunun bağımsız biçimde teyit edilmediğini vurguladı.

MHP çevresindeki yankı

Para Analiz, rahatsızlığın MHP cephesine de uzandığını ileri sürdü. Gazeteci Nagehan Alçı'nın MHP kaynaklarından edindiği bilgilere dayandırdığı aktarım, açıklanmayan listenin bu kanatta da gündemde olduğuna işaret ediyor. Yorum ayrıca Şamil Tayyar'ın sosyal medya paylaşımını, krizin halk arasındaki yankısını gösteren bir örnek olarak andı.

KaynakPara Analiz
Son güncelleme29.10.2026 01:40
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu