13 saat önce

Salih Tuna yazısında İran'ın nükleer programına dair uzlaşıyı İsrail'in nükleer kapasitesiyle karşılaştırdı, Erdoğan'ın önceki çıkışlarını hatırlattı ve Türkiye'nin nükleer güce sahip olması gerektiğini savundu.

Sabah yazarı Salih Tuna, Erdoğan'dan başka söyleyen olup olmadığını sorduğu yazısında İran'ın nükleer programı üzerinden İsrail'in nükleer kapasitesine ilişkin tartışmayı ele aldı. Tuna, İran'ın nükleer silah edinmemesi konusunda ABD ve İsrail'den Avrupa'ya, Hindistan'a, Çin'e ve Rusya'ya uzanan geniş bir uzlaşı bulunduğunu savundu. Yazara göre Çin ile Rusya'nın uzlaşıdan ayrıldığı tek nokta, Washington'ın tek yanlı yaptırımlarına itiraz etmeleri.

Erdoğan'ın önceki çıkışları

Tuna'ya göre İsrail'in nükleer gücü konusunda hiçbir lider ağzını açmıyor; bu asimetriyi gündeme getiren tek isim Cumhurbaşkanı Erdoğan. Yazar, Erdoğan'ın 2010'da İsrail'e gösterilen hoşgörüyü "çifte standart" diye nitelediğini ve Türkiye'nin o dönemde İran'a yönelik ambargoya hayır oyu verdiğini hatırlattı. Kasım 2023'teki Riyad zirvesinde ise Batı'nın bu asimetri karşısında "kör ve sağırı oynamasına" tepki gösterdiğini yazdı. Tuna, muhalefetin o dönemde Türkiye'nin ekseninin kaydığı yönünde eleştiri getirdiğini de belirtti.

Yazar ayrıca Özgür Özel'in Hamas'ı terör örgütü diye andığını hatırlattı; Özel'le ittifak arayanların Filistin konusunda Erdoğan'a diyecek bir sözü olamayacağını ileri sürdü; Erdoğan'ın Hamas'ı Kuvayı Milliye'ye benzettiğini anımsattı.

Caydırıcılık tartışması

Tuna'ya göre İsrail'in bölgedeki nükleer üstünlüğünün doğurduğu stratejik dengesizlik, en az İran'ı ilgilendirdiği kadar Türkiye'yi de ilgilendiriyor. Türkiye'nin konvansiyonel askerî kapasitesinin belirli bir caydırıcılık sağladığını kabul eden yazar, karşı tarafın elinde nükleer bir kozun bulunması hâlinde bu caydırıcılığın nerede bittiği sorusunun ortaya çıktığını yazdı. Kenneth Waltz'ın nükleer caydırıcılık teorisine atıfta bulunan Tuna, nükleer silahların varlığının otomatik olarak daha fazla savaş anlamına gelmediğini, katlanılamaz maliyetler doğurarak savaşı tarafların gözünde cazip olmaktan çıkardığını savundu.

Tuna'nın önerisi

Yazar, amaç dünyayı nükleer silahlardan arındırmaksa bunun tek taraflı yürütülemeyeceğini, bölgenin tamamını kapsayan iki yönlü ve inandırıcı bir güvenlik düzeni gerektiğini yazdı. Tuna, bir devletin nükleer güce ulaşmasına dokunmayıp diğerlerinin önüne saldırıyla geçilmesini güç dengesizliğinin pekiştirilmesi olarak niteledi ve Türkiye'nin nükleer silah sahibi olması gerektiğini savundu.

Köşe yazısını okuyun
Son güncelleme07.11.2026 08:19
Kaynak Sabah
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
2 saat önce

DW'ye göre Erdoğan'ın 8 Kasım'daki Zafer Günü ziyareti, Aliyev'in Ankara'daki TDT zirvesine gelmemesi ve başörtüsü kısıtlamalarıyla gerilen ilişkilerde liderler düzeyinde temas fırsatı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 8 Kasım'da Azerbaycan'ın Zafer Günü nedeniyle Bakü'ye yapacağı ziyaret, iki ülke arasındaki gerilimin gölgesinde gündemde. DW'ye göre ziyaret, Ankara'nın son haftalardaki girişimlerini liderler düzeyinde bir temasla tamamlama çabasını gösteriyor; Cumhurbaşkanı İlham Aliyev yönetimi bu girişimleri yeterli bulmamıştı.

Aliyev, TDT zirvesine katılmadı

Aliyev, Erdoğan'ın telefonla yaptığı davete rağmen, Ankara'da iki gün süren Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine (29-30 Ekim) katılmadı. Azerbaycan basını bunu önceden belirlenmiş programla açıkladı; Azerbaycan'ı zirvede Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti. DW, bu kararın Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral'ın görevden ayrılmasının ardından geldiğini aktardı. Saral, Azerbaycan'daki başörtüsü kısıtlamalarını eleştirmişti; 26 Ekim'de istifasını duyururken Erdoğan'ın talimatıyla görevden ayrıldığını söylemişti.

Başörtüsü ve İsrail başlıkları

DW'nin sıraladığı gerilim konularından biri, Azerbaycan'daki okullarda başörtülü öğrencilerin kılık kıyafet düzenlemeleri nedeniyle derse alınmaması ve bu yüzden Türkiye'den gelen eleştiriler. Bakü ayrıca 31 Türk vatandaşının ülkeye girişini yasakladı. Bir diğer başlık İsrail: Ankara Gazze savaşı yüzünden Tel Aviv'e sert yaklaşırken Bakü, İsrail'le stratejik ilişkilerini sürdürüyor. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, CICA zirvesi için Bakü'ye gittiği 14 Ekim'de Aliyev'le görüşmüştü.

Erdoğan'ın açıklamaları

Güney Kore dönüşünde ilişkilerde kriz yaşandığı sorusunu yanıtlayan Erdoğan, olağanüstü bir gelişme çıkmazsa Azerbaycan'a gideceğini belirtmişti. Erdoğan, "İnşallah bu ziyaret vesilesiyle gerekli adımları atma imkânımız olur" demişti. Dışişleri Bakanı'nı ve istihbarat başkanını Bakü'ye yolladığını, liderler ve eşleri arasında telefon trafiği yaşandığını da duyurdu. Erdoğan'a göre iki ülkenin bağı "klasik diplomatik temasların çok ötesinde".

Aliyev ise daha önce zaferi Azerbaycan'ın kendi gücüyle kazandığını, yabancı müttefiklerden aldığı silahların bedelini tam ödediğini ve himayeye ihtiyaç duymadığını söylemişti. DW'ye göre bu ifadeler Türkiye'ye yönelik tepki olarak okunmuştu. İki liderin ikili görüşme yapıp yapmayacağı açıklanmadı. Azerbaycan'ın APA, Report ve Trend ajansları ziyareti Zafer Günü programı kapsamında haberleştirdi.

Ermenistan ve ulaşım gündemi

DW, ortak gündemin Ermenistan ile ilişkileri ve Güney Kafkasya'daki ulaşım bağlantılarını da kapsadığını yazdı. Ankara'nın Erivan'la normalleşme görüşmeleri yürüttüğü dönemde Ermenistan seçimleri sonrasında sınır kapısının açılması bekleniyordu ancak bu gerçekleşmedi. Bakü, Ermenistan ile barış anlaşmasını anayasa değişikliği şartına bağlıyor; Ermenistan'daki son seçimde iktidar anayasayı değiştirebilecek çoğunluğa ulaşamadı. Başbakan Nikol Paşinyan ise gelecek hafta Antalya'da yapılacak COP31'e katılacağını açıkladı.

Son güncelleme07.11.2026 18:50
Kaynak DW.com
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu