1 saat önce

Uluslararası Nakliyeciler Derneği Başkanı Aras, profesyonel sürücülere turistlerden farklı kalış süresi tanınmasını istedi. Şoförler Avrupa'da gözaltı ve sınır dışı edilme yaşadıklarını anlattı.

Avrupa Birliği'nin Schengen Bölgesi için getirdiği, 180 günlük dönemde en çok 90 gün kalmaya izin veren uygulama, Türk tır şoförleri açısından bir nakliye krizine dönüştü. Haberde aktarılan bilgilere göre Kapıkule, İpsala ve Hamzabeyli geçişlerinde 5 binin üzerinde tır, Avrupa'ya girmek için sırada bekliyor. Aynı geçişlerden günde yaklaşık 2 bin tır ülke dışına çıkıyor.

Sınırda bekleyiş ve gözaltı iddiaları

Yükleme ve boşaltma süreleri uzadıkça 90 günlük sınırı aşan binlerce sürücü, Avrupa genelinde cezai işlemle karşı karşıya kalıyor. Dün itibarıyla 300'den fazla tırın Bulgaristan'a girişine izin verilmediği bildirildi. Haberde ayrıca, başta Polonya ile İtalya'da olmak üzere pek çok ülkede Türk sürücülerin polis tarafından ters kelepçeyle gözaltına alınıp sınır dışı edildiği, Avrupa'nın çeşitli tampon bölgelerinde çok sayıda tırın mahsur kaldığı ifade ediliyor. Sınır kapılarında eylem yapan sürücüler ve sektör temsilcileri sorunlarını anlattı.

Nakliyeciler: Sürücü turist değil

Uluslararası Nakliyeciler Derneği'nin (UND) başkanı Şerafettin Aras, ticari yük taşıyan sürücülere turistlerle aynı kalış kısıtının uygulanmasını doğru bulmadığını söyledi. Aras'a göre sürücüler Avrupa'ya tatile gitmiyor; fabrikaların üretim malzemesini, market raflarına gidecek ürünleri ve üreticilerin siparişlerini taşıyor.

Aras, Avrupa Komisyonu verilerine dayanarak Türkiye ile AB arasındaki mal ticaretinin 2025'te 217,6 milyar avroya ulaştığını hatırlattı. Türkiye'nin AB'den 114,3 milyar avro, AB'ye ise 103,3 milyar avro tutarında ürün sattığını söyleyen Aras, uygulamanın Avrupalı üreticiyi ve ihracatçıyı da engellediğini savundu. Dernek başkanı, ayrıcalık değil kalıcı bir düzenleme istediklerini vurguladı. O düzenleme yapılıncaya kadar sürücülerin sınırda geri çevrilmesini ve yüklerin bekletilmesini önleyecek acil kolaylıklar talep etti; profesyonel sürücüler için mesleğe uygun kalış süreleri tanımlanmasını önerdi.

Şoförler: 15 gün her seferde eriyor

Tır şoförü Mensur Diyanat, Avrupa'ya yapılan bir seferin, bekleme ve yükleme işlemleri dahil, gidiş-dönüşte en az 15 gün sürdüğünü anlattı. Her seferde 90 günlük sürenin 15 gün azaldığını, birkaç seferin ardından oturum süresinin dolduğunu ve Bulgaristan sınırından geri çevrildiklerini söyleyen Diyanat, sonrasında vize randevusu bulamadıkları için altı ay işsiz kaldıklarını öne sürdü. Avrupa'da pasaportuna sınır dışı damgası vurulan şoförlerin de işsiz kalacağını ekledi.

Yaklaşık altı gündür sınırda bekleyen şoför Murat Haliloğlu ise yalnızca Kapıkule'de 2 binin üzerinde tır olduğunu söyledi. Haliloğlu, gıda, ilaç, tekstil ve otomotiv parçası taşıdıklarını, Türk plakalı araçlar geri çevrilince yüklerin sınır kapılarında beklediğini ve bunun hem Türkiye'nin hem Avrupa'nın ticari akışını aksattığını belirtti. Sigortaları Türkiye'de yatırılan ticari sürücüler için özel vize ya da hizmet pasaportu uygulaması istedi.

KaynakYeni Şafak
Son güncelleme31.10.2026 06:14
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
44 dakika önce

Cumhuriyet yazarı Oktay Ekşi, Tele1'e kayyım atanmasının yıl dönümünde Kadıköy'de yürüyen gazetecileri anarak Türk basınının baskılarla geçen tarihine değindi.

Cumhuriyet yazarı Oktay Ekşi, "Medyamız" başlıklı yazısında Türk gazetecilerinin meslek hayatındaki zorlukları anlattı ve 24 Ekim'de yapılan gazeteci eyleminin medyada yeterince yer bulmadığını savundu.

Meslek içi zorluklar

Ekşi, mesleğe girdiği ilk günden itibaren gazeteciler arasında bir rekabet ve küçümseme alışkanlığı olduğunu yazdı. Eski yıllarda önemli sayılan pozisyonlardan birinin istihbarat şefliği olduğunu, bu görevdeki kişinin kızdığı gazeteciyi genç yaşta meslekten uzaklaştırabilecek güce sahip olduğunu anlattı. Mesleğin ilk yıllarında düşük ücretle çalışmanın zorunlu olmasını da bunlara ekledi.

Basına yönelik baskılar

Ekşi'ye göre gazetecinin işi, güç sahiplerinin kamuoyundan uzak tutmak istediği gerçekleri ortaya çıkarmak. Yazar, Türk basınının bu nedenle son 75-80 yıl boyunca baskılarla karşılaştığını savundu. Baskıların en sistemli uygulandığı dönemin Adnan Menderes'in başbakanlık yaptığı 1954-1960 yılları olduğunu öne süren Ekşi, o yıllarda bir kamu görevlisini görevi kötüye kullanmakla suçlayan gazetecinin iddiasını kanıtlasa bile hapse girmekten kurtulamadığını yazdı. Yine de cezanın üst sınırının 9 ay hapis ile 6 bin 666 liralık para cezası olduğunu belirten Ekşi, o dönemde kimsenin gazeteciyi casusluk ya da cumhurbaşkanına hakaretle suçlayıp hapse atmayı düşünmediğini, basın mensuplarının topluca "tasmalı köpek" diye nitelendirilmediğini söyledi.

24 Ekim'deki ortak eylem

Ekşi, 24 Ekim'de İstanbul, Ankara, Bursa ve İzmir başta olmak üzere 10 şehirde gazetecilerin meslek örgütlerinin ortak eylem yaptığını anlattı. Yazara göre bu, yaklaşık 200 yıllık basın tarihinin en kapsamlı ortak eylemiydi. Eylem tarihi, Tele1'e kayyım atanmasının birinci yıl dönümüne denk geliyordu. Ekşi, gazetecilerin önde, siyasetçilerin ve diğer destekçilerin arkada yürüdüğünü, binlerce kişinin Kadıköy'de "basına özgürlük" talebini dile getirdiğini yazdı. Eylemin medyada gerekli yeri bulmadığını belirten Ekşi, yine de bir ilk olarak önemli olduğunu söyledi.

KaynakCumhuriyet
Son güncelleme31.10.2026 07:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
44 dakika önce

Cumhuriyet'te yazan Mustafa Gazalcı, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e istifa çağrısı yapan pankart nedeniyle tutuklanan iki üniversiteliyi savundu; öğrenciler sonradan tahliye edildi.

Eski Denizli milletvekili ve eğitimci Mustafa Gazalcı, Cumhuriyet'te yayımlanan "Olaylar ve Görüşler" yazısında, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'i istifaya çağıran bir pankart nedeniyle iki üniversite öğrencisinin tutuklanmasını eleştirdi. Gazalcı, öğrencilerin düşüncelerini barışçıl biçimde açıkladığını savundu.

Pankart ve tutuklama

Gazalcı'nın aktardığına göre Nehir ve Nevin adlı iki öğrenci, bakanın ziyaret edeceği Kadıköy Anadolu Lisesi'nin parmaklıklarına pankart astı. Pankartta "Bize gelecek yoksa, sana huzur yok. Yusuf Tekin istifa" yazıyordu. Gazalcı, gençlerin önce gece yarısı gözaltına alındığını, ardından tutuklandığını yazdı. Yazara göre iki öğrencinin yaptığı, Anayasa'dan doğan haklarını kullanarak kaygılarını dile getirmekten ibaretti; Gazalcı bu nedenle yaşananları "şaka gibi ama gerçek" diye niteledi. Tutuklama kararında "sana huzur yok" ifadesinin tehdit ve gözdağı niteliği taşıdığının savunulduğunu da ekledi. Nehir'in Galatasaray Üniversitesi'nde, Nevin'in İstanbul Üniversitesi'nde okuduğunu belirten Gazalcı, ikisinin de 20'li yaşlarda olduğunu yazdı.

Annenin anlattıkları

Yazıya göre Nehir'in annesi, pankartın asıldığı Kadıköy Anadolu Lisesi'nden geçen yıl emekli olan bir öğretmen. Anne, evlerine gece yarısı bir buçukta altı yedi polisin geldiğini anlattı. Kızına kızamadığını söyleyen anne, onun anayasal hakkını kullandığını ve kızıyla gurur duyduğunu belirtti.

Tepkiler ve tahliye

Gazalcı'ya göre tutuklamanın ardından Galatasaray, ODTÜ, İTÜ ve başka üniversitelerde benzer pankartlar asıldı. Kamuoyundan, basın meslek örgütlerinden ve eğitim sendikalarından tepkiler geldi; iki öğrenci bunun ardından tahliye edildi.

Avrupa'dan karşılaştırma

Gazalcı, Fransa ve Avrupa'nın başka ülkelerinde öğrencilerin gelecek kaygısıyla sokağa çıktığını, hükümetlerle görüştüğünü, Sırbistan'da ise sandıkta iktidarı değiştirdiğini yazdı. Türkiye'de ise pankartla düşüncesini açıklayan gençlerin başına gelenlerin kabul edilemez olduğunu savundu. Yazar, Orhan Veli'nin "Bedava" şiirindeki "kelle fiyatına hürriyet, esirlik bedava" dizelerinin bugünün Türkiye'sinde karşılık bulduğunu ileri sürdü. Bu tablonun, düzeni eleştirmeyin, gerçeği konuşmayın ve yazmayın mesajı verdiğini söyledi.

Bakana yönelik eleştiriler

Gazalcı, Tekin'in Atatürk karşıtlarıyla fotoğraf çektirdiğini ve Kurtuluş Savaşı'na ilişkin ifadelerinin kafa karıştırdığını öne sürdü. Ayrıca Tekin'in MESEM ve ÇEDES gibi uygulamaları savunduğunu, Türkiye Yüzyılı Maarif Programı ile laik ve bilimsel eğitim düzenini bozduğunu öne sürdü. Bakanın görevden ayrılması ya da alınması gerektiğini yazan Gazalcı, fon vurgununun maliyetinin 114 milyar dolar olduğunun söylendiğini, iktidarın bu konunun konuşulmasını önlemek için gazetecileri, seçilmiş belediye başkanlarını ve öğrencileri hapse attığını iddia etti.

KaynakCumhuriyet
Son güncelleme31.10.2026 07:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 saat önce

Yabancı okul velileri, 20 Ekim'de duyurulan uygulamanın fırsat eşitliğini zedeleyebileceğini savunuyor. Bir veliye göre İngilizce ve Fransızca dışındaki sınavlar iptal edildi.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın 20 Ekim 2026'da duyurduğu Ortak Yazılı Sınav Sistemi, 2026-2027 eğitim öğretim yılında uygulanacak. Yabancı okullarda okuyan öğrencilerin velileri, uygulamanın fırsat eşitliği yerine mevcut farkları büyütebileceğini savunuyor ve yeniden değerlendirilmesi için imza kampanyası yürütüyor.

Cumhuriyet'e konuşan bir veli, yeni sistem yüzünden okullarda belirsizlik yaşandığını, geçtiğimiz hafta gerçekleşen sınavlarda İngilizce ve Fransızca dışındaki derslerin iptal edildiğini aktardı. Velilerin hazırladığı açıklamada, yabancı okulların müfredat, ders işleyişi, akademik takvim ve öğretim dili bakımından diğer okullardan ayrıldığı belirtildi. Ortak sınavın kapsamı okulda işlenen konularla örtüşmezse öğrencilerin henüz görmedikleri başlıklardan sorumlu tutulabileceği ifade edildi.

Açıklamada ayrıca yabancı dilde yürütülen derslerin Türkçe sorularla ölçülmesinin farklı sonuçlar doğurabileceği, sistemin yıl başladıktan sonra duyurulmasının çalışma programlarını değiştirmeyi zorunlaştırabileceği ve bunun öğrencilere ek yük getireceği kaydedildi.

KaynakCumhuriyet
Son güncelleme31.10.2026 06:14
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
2 saat önce

Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, bir vatandaşın aktardığı İstanbul'daki okul iddialarını X hesabından paylaşarak Millî Eğitim yönetimini eleştirdi ve okullardaki koşulların iyileştirilmesini istedi.

Yeni Yol Grup Başkanvekili ve Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ, İstanbul'daki bir okulun tuvaletlerinde sabun gibi temel temizlik ürünlerinin bulunmadığına dair iddiaları gündeme getirdi. Özdağ, kendisine ulaşan bir vatandaş mesajını X hesabından paylaşarak Millî Eğitim yönetimini eleştirdi ve okullardaki fiziki koşulların iyileştirilmesini istedi. Paylaşım, siyasi gündemde eğitim altyapısına dair tartışmayı yeniden öne çıkardı.

Vatandaşın aktardığı iddialar

Özdağ'ın aktardığı mesajda, İstanbul'da bir okula kardeşini almak için giden bir kişinin beklerken el yıkamak istediği, ancak lavaboda sabun ve maşrapa gibi gerekli hiçbir malzemenin bulunmadığı anlatıldı. Mesajı yazan vatandaş, okuldan çıkan öğrencilere lavaboları nasıl kullandıklarını sordu. Öğrencilerin yanıtı, mesajda "Hiç kullanamıyoruz. Tuvalet ihtiyacımızı tutuyoruz. Çok sıkışırsak caminin tuvaletine gidiyoruz" şeklinde yer aldı.

Söz konusu iddialarla ilgili Millî Eğitim yönetiminden bir açıklama haberde yer almadı. İddiaların doğrulanması için okulun adı ve bağlı olduğu kurum da paylaşılmadı.

Paylaşımda yer alan iddialara ilişkin Millî Eğitim yönetiminden bir açıklama habere yansımadı.

Özdağ'ın eleştirisi

Özdağ, paylaşımında soruyu doğrudan Millî Eğitim yönetimine yöneltti. Özdağ, çocukların en temel insani ihtiyaçlarını karşılamak için okul dışında çözüm aramak zorunda kaldığını söyleyerek tepki gösterdi. Öğrencisine temiz bir lavabo, sabun ve maşrapa gibi olanakları bile sağlayamayan bir Millî Eğitim yönetiminin gençlerden nasıl bir başarı ve gelecek bekleyebileceğini sordu.

Eğitimde kalite söylemleri dile getirilmeden önce öğrencilerin temel ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini savunan Özdağ, çocukların insan onuruna yakışır koşullarda eğitim görmesinin sağlanmasını istedi. Okullardaki hijyen ve fiziki koşulların düzeltilmesini isteyen milletvekili, açıklamasını "Kalite teferruatta saklıdır" sözleriyle tamamladı.

KaynakNNC Haber
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
2 saat önce

Devlet Bakanı Kemal Derviş eşiyle birlikte çıktığı Anadolu turunda Gaziantep ve Adana'da sanayici ve esnafla görüştü. Yeni Şafak'a konuşan oda ve belediye yöneticileri toplantıları anlattı.

Devlet Bakanı Kemal Derviş, eşi Catharina Derviş'in de yer aldığı Anadolu turunda Gaziantep ve Adana'da sanayici, esnaf ve yerel yöneticilerle bir araya geldi. Yeni Şafak'ın haberine göre tur, "siyasi ziyaret" tartışmalarının gölgesinde yapıldı.

Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Mehmet Aslan, Yeni Şafak'a konuşurken Derviş'in sanayici, işadamı ve esnafla ayrıntılı bir görüşme yaptığını söyledi. Aslan'a göre Derviş, programı bürokratlarla aceleyle hazırlamak zorunda kaldığını ve eksiklikler olabileceğini belirtti. Oda yönetimi de Bakan'a çözüm için gerekli değişikliklerden oluşan bir öneri sundu. Derviş, gezdiği fabrikalarda çalışmayan makineler ile yüzde 30-40 kapasiteyle üretim yapan tesisleri gördü; Naksan Plastik'te sorunlarını anlatan yetkililerden birkaç ay daha sabır istedi.

Adana'da ise Vali, Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak, sanayi ve ticaret odaları ile organize sanayi bölgesi temsilcileriyle toplandı. Durak, Yeni Şafak'a toplantıdan moralsiz çıktığını, bunun anlatılan sorunlardan kaynaklandığını söyledi.

KaynakYeni Şafak
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
8 saat önce

TMSF'nin kayyım olarak atadığı yönetim, Halk TV çalışanlarının idari iznini süresiz uzattı. Çalışanlar, ödemelerin gelecek ay maaş gününde belli olacağını, sigortaların şimdilik yatırıldığını söyledi.

Halk TV'de kayyım yönetimi, çalışanların idari iznini belirsiz bir süre için uzattı. Ekrem İmamoğlu'nun savunmasına 19 ay sonra başladığı 14 Ekim'de kanala kayyım atanmasının ardından çalışanların geleceği ve ücret ödemeleri konusundaki belirsizlik sürüyor. Evrensel'in haberine dayanan Yurtsever haberine göre Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yönetimi, kanal çalışanlarına yeni bir bilgilendirme mesajı gönderdi.

Kayyımın mesajı

Çalışanlara iletilen mesajda, şirket yönetiminin kararı doğrultusunda birim yöneticilerinin aksi belirtmediği sürece idari iznin ikinci bir emre kadar uzatıldığı yazıldı. Yayın akışı ve maaşlar için kayyım yönetimi henüz kesin bir tarih vermedi.

Çalışanlar ne diyor

Basın emekçileri, ödemelerin önümüzdeki ay maaş gününde belli olacağını söyledi. Şimdilik sigortalarının ödenmeye devam ettiğini de aktardılar. Kanal çalışanlarının geleceğine dair kesin bir bilgi ise henüz verilmedi.

İbrahim Paşalı kimdir

Halk TV'ye 14 Ekim 2026'da kayyım olarak atanan İbrahim Paşalı, 24 Ekim 2025'te TELE1'in başına da kayyım olarak getirilmişti. Paşalı aynı zamanda Yeni Şafak yazarı ve önceki dönemlerde Flash Haber, Habertürk, Show TV ile Bloomberg HT gibi yayın kuruluşlarında da kayyım olarak çalışmıştı.

KaynakYurtsever
Son güncelleme30.10.2026 22:56
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
8 saat önce

Gaziantep Milletvekili Ertuğrul Kaya, DEVA Partisi'ndeki bütün görevlerinden ayrıldı. Ayrılışla birlikte Yeni Yol Grubu'nun milletvekili sayısı 20'nin altına inerek TBMM'de grup statüsü sona erdi.

DEVA Partisi Gaziantep Milletvekili Ertuğrul Kaya, partisindeki bütün görevlerinden istifa ettiğini 30 Ekim'de duyurdu. Karar yalnızca bir kişisel ayrılık olarak kalmadı: Kaya'nın çekilmesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki Yeni Yol Grubu'nun milletvekili sayısı 20'nin altına düştü ve grup statüsü sona erdi.

Kaya'nın açıklaması

Kaya istifasını sosyal medya hesabından duyurdu. Gerekçe olarak, parti organlarının da uzun zamandır bildiği görüş ayrılıklarını gösterdi. Genel Başkan Ali Babacan'la eylül ayında yaptığı görüşmede ayrılık niyetini paylaştığını belirten Kaya, daha önce kamuoyuna bildirdiği takvime uygun hareket ettiğini söyledi. Habere göre anlaşmazlıklar parti kurullarının bilgisi dahilinde uzun süredir sürüyordu ve Kaya, eylülde belirlediği takvime uygun olarak istifa tarihini kendisi seçti. Açıklamasında, DEVA Partisi'ndeki tüm görevlerinden o günden itibaren ayrıldığını bildirdi.

Yeni Yol Grubu'nda sayı düştü

TBMM İçtüzüğü uyarınca bir grubun kurulabilmesi için en az 20 milletvekili gerekiyor. Yeni Yol Grubu, Kaya'nın ayrılığıyla bu eşiğin altında kaldı ve Meclis'teki grup statüsünü yitirdi. Gruba bağlı milletvekili sayısı bu nedenle gerekli sınırın altında kaldı. Kaya'nın partisinden kopması, Meclis'teki muhalefet dengesinde grup düzeyindeki temsilin sona ermesi anlamına geldi.

AK Parti'ye geçiş kulisi

Kaya daha önce AK Parti'ye geçeceği yönündeki spekülasyonları reddetmişti. Yeni yasama yılında TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'la çekildiği fotoğrafları sosyal medyada paylaşması da dikkat çekmişti; fotoğraflar yeni yasama yılının başladığı dönemde paylaşılmıştı. İstifanın ardından siyasi kulislerde Kaya'nın AK Parti'ye katılacağı yönündeki iddialar yeniden dile getirilmeye başlandı. Haberde, Kaya'nın istifasını duyururken AK Parti'ye ilişkin herhangi bir ifade kullandığı yer almıyor; kulis iddiaları bu nedenle iddia olarak kalıyor.

KaynaklarGazetevan, Nûmedya24, Gerçek Haberci, NTV Haber
Son güncelleme30.10.2026 22:56
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
Büyük Haber·2 gün önce

Cumhuriyet'in 103. yılında Özel, Yavaş, Bahçeli, Dervişoğlu ve Özdağ mesaj yayımladı. Özel ve Yavaş geleceği ve hizmeti öne çıkarırken Özdağ siyasi sürece yönelik eleştirilerini sıraladı.

Cumhuriyet'in ilanının 103. yıl dönümünde siyasi isimler art arda mesaj yayımladı. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel video paylaştı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş iki ayrı metinle seslendi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ise daha uzun açıklamalar yaptı. Mesajların ortak noktası Atatürk'ün ve bağımsızlık mücadelesi kahramanlarının anılmasıydı; vurgular ise isimden isme değişti.

Özel: Gelecek kuşaklara sorumluluk

Özel, sosyal medya hesabından yayımladığı videoyu "Yarın milletindir" ifadesiyle duyurdu. Paylaşımında Atatürk'e ve tüm kahramanlara saygı ve minnetini dile getirdi. Videoda Cumhuriyet'in kuruluşundaki mücadele ve sonraki kuşaklara bırakılan miras anlatıldı. Kurucuların kıt imkânlara rağmen vazgeçmediği, bunu hiç tanımadıkları torunları için yaptığı vurgulandı. Atatürk'ün Cumhuriyet'in ilanından bir gün önceki sözü hatırlatılan videoda, yarının hiçbir makamın ya da imtiyazın değil milletin olduğu mesajı verildi.

Yavaş: İki ayrı metin

Yavaş, sosyal medyadan yaptığı kısa paylaşımda Cumhuriyet'i, kendisine dayatılan esarete boyun eğmeyen bir milletin iradesi ve bağımsızlıktan asla geri adım atmayan karakteri olarak tanımladı. Paylaşımı "Dün olduğu gibi bugün de sonsuza dek Cumhuriyet!" sözleriyle sürdürdü.

Büyükşehir Belediyesi adına yayımladığı daha uzun mesajda ise Cumhuriyet'in kazandırdığı değerlerin yalnızca tarihsel bir miras değil, bugünkü görev ve sorumluluklara yön veren ilkeler olduğunu söyledi. Yavaş, çağdaşlık ve eşitlik idealini hizmetlerine yansıtarak Ankaralılar için daha yaşanabilir bir başkent hedeflediklerini, hizmetlerin toplumun her kesimine eşit ulaşması gerektiğine inandıklarını belirtti.

Bahçeli: Türkiye Yüzyılı hedefi

Bahçeli, mesajında Türkiye Cumhuriyeti'ni İstiklal Harbi'nin imtihanlarından süzülerek yükselen millî iradenin eseri olarak nitelendirdi. Bu mukaddes emaneti fikri, irfanı ve vicdanı hür nesillerle birlikte Türkiye Yüzyılı hedefine, aydınlık ufuklara taşımaya kararlı olduklarını söyledi. Atatürk'ü, Millî Mücadele komutanlarını, ilk Meclis üyelerini, şehitleri ve vefat eden gazileri rahmet ve minnetle andı.

Dervişoğlu: Cumhuriyet bir emanet

Dervişoğlu, işgal altındaki bir ülkede bağımsızlık ateşini yakan kahramanların ilan ettiği Cumhuriyet'in 103 yaşına girdiğini belirtti. Cumhuriyet'in bir yönetim biçiminden öte hukukun üstünlüğü, eşitlik ve insan onurunun güvencesi olduğunu söyledi. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete verilmesini demokrasinin ışığı olarak niteleyen Dervişoğlu, bugün düşen en büyük sorumluluğun, millet iradesini hepsinin önüne koymak ve adalet konusunda taviz vermemek olduğunu ifade etti. Cumhuriyet'in kurucu felsefesinin Türk milliyetçiliği olduğunu savunan Dervişoğlu, milliyetçiliği yok sayan bir cumhuriyetçiliğin sığ, Cumhuriyet'e sırtını dönen bir milliyetçiliğin ise hükümsüz kaldığını söyledi.

Özdağ: Kutlama ve endişe

Özdağ, Atatürk'ün umut vurgusundan güç aldıklarını belirten bir mesaj yayımladı. Paylaştığı videoda ise Türk milletinin endişeli olduğunu, Cumhuriyet'in "ameliyat masasına yatırılmış" durumda bulunduğunu öne sürdü. Terörsüz Türkiye sürecini eleştiren Özdağ, Abdullah Öcalan'ın artık hapishanede olmadığını, kendisi için yapılan bir villada yaşadığını öne sürdü. 10 Ağustos'ta Meclis'ten geçen düzenlemeyle PKK'lıların serbest kaldığını söyleyen Özdağ, bu oylardan AK Parti, MHP, CHP, DEM ve YENİ Parti'yi sorumlu tuttu.

Özdağ ayrıca bazı DEM Parti'li isimlerin anayasanın belirli maddelerinde değişiklik yönündeki açıklamalarına dikkat çekti. Hukuk devleti kimliğinin yitirildiğini, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığını ve muhalif siyasetçilere farklı bir hukuk uygulandığını savundu. Yedi yıldır süren ekonomik buhranın halkı yoksullaştırdığını da sözlerine ekledi.

KaynaklarKısa Dalga, İlke TV, Ege Postası, Boyoz Haber ve +4 kaynak
Son güncelleme29.10.2026 06:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
2 gün önce

Anayasa Mahkemesi'nin Haziran'da iptal ettiği süresiz nafaka kuralı için TBMM'ye dokuz ay süre verildi. Gözler, boşanmada ödenen nafakaların bugünkü işleyişine çevrildi.

Boşanmadan sonra eşe süresiz ödenen nafaka, yeniden hukukun ve siyasetin gündeminde. Anayasa Mahkemesi (AYM), Haziran'da, boşanma sonrası eşe süresiz nafaka bağlanmasını mümkün kılan düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etti. Karar, yeni bir düzenleme yapması için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) dokuz aylık bir süre tanıdı.

Tartışma, bugünkü sistemin nasıl çalıştığı sorusunu da öne çıkardı. Türkiye'de nafaka tek bir kalemden ibaret değil; eş için, çocuk için ve diğer aile bireyleri için ödenen farklı türleri var.

Dava sürerken tedbir nafakası

Boşanma davası devam ederken ekonomik olarak zayıf kalan tarafın ve çocukların mağdur olmaması için geçici bir tedbir nafakasına hükmedilebiliyor. Eşin çalışmaması, çocuğun bakımını üstlenmesi ve gelirinin diğer taraftan ciddi biçimde düşük kalması halinde dava süresince uygulanan bu nafaka, boşanma kesinleştiğinde sona eriyor.

Yoksulluk nafakasında şartlar

En çok tartışılan tür, boşanan eşe ödenen yoksulluk nafakası. Bu nafakanın doğabilmesi için talep eden eşin, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olması şart. Talep eden tarafın kusurunun diğerinden az olması ve nafakayı ödeyecek eşin buna gücünün yetmesi de aranıyor. Kanunlarda bu nafaka türü için bir yıl sınırı yer almıyor.

Bu durum, nafakanın her koşulda ömür boyu süreceği anlamına gelmiyor. Nafaka alan kişi yeniden evlenirse yoksulluk nafakası kendiliğinden bitiyor. Mahkeme kararıyla ise şu durumlarda nafakaya son verilebiliyor: alıcının fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğun sona ermesi, düzenli gelir sağlanması, haysiyetsiz yaşam iddiasının kanıtlanması veya ödeme yükümlüsünün gücünü yitirmesi.

Çocuk için iştirak nafakası

Çocuklar için ödenen iştirak nafakasında ise velayeti alan ebeveynin hesabına, çocuk yetişkin olana dek ödeme yapılıyor. Boşanmanın ardından çocuk çoğunlukla anneyle kaldığı için bu nafakayla çocuğun bakımına, okul ve sağlık masraflarına ve gündelik yaşamına destek olunması hedefleniyor. Süre genellikle çocuğun 18 yaşına gelmesine kadar devam ediyor. Eğitim hayatı sürüyorsa bu yaştan sonra yardım nafakası gündeme geliyor.

KaynakNTV Haber
Son güncelleme28.10.2026 16:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
2 gün önce

Türk Devletleri Teşkilatı zirvesi öncesinde Azerbaycan'daki başörtüsü yasağını eleştiren dört kişi hakkında soruşturma açıldı. Bakü, Türkiye'den eleştirenlere tutuklama kararı ve giriş yasağıyla karşılık vermişti.

Ankara'da 29-30 Ekim'de yapılacak Türk Devletleri Teşkilatı zirvesi öncesinde, Azerbaycan'ın başörtüsü yasağına Türkiye'de sokakta ve sosyal medyada tepki gösteren dört kişi hakkında soruşturma açıldı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in zirveye katılıp katılmayacağı ise hâlâ belirsiz. Soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar arasında Köklü Değişim Medya'nın yöneticileri de var.

Gözaltılar ve ifadeler

Medya kuruluşunun İstanbul temsilcisi 27 Ekim gecesi, Hatay temsilcisi ise 28 Ekim sabahı gözaltına alındı. İstanbul temsilcisi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ndeki sorgusunda yabancı devlet büyüklerini aşağılama suçlaması çerçevesinde ifade verdi ve sabaha doğru serbest kaldı. Temsilcinin sosyal medyada Aliyev'e "tiran" dediği, Bakü'nün İstanbul Başkonsolosluğu'nun önünde yaptığı konuşmada ise "diktatör" nitelemesini kullandığı belirtiliyor.

Aktarıldığına göre temsilci ifadesinde, ailesinin 28 Şubat döneminde başörtüsü mağduru olduğunu, bu nedenle Azerbaycan'daki aynı durumdaki kadınların yanında durduğunu söyledi. Sözlerinin siyasi eleştiri olduğunu savunan temsilci, Aliyev'in başörtüsü yasağıyla baskıcı yönünü ortaya koyduğunu, muhalefete nefes aldırmadığını kaydetti. Türkiye'de iktidar yöneticilerinin de Netanyahu için ağır nitelemeler kullandığını anımsattı.

Ankara'da ifade veren iki kişi

Sosyal medyadan Azerbaycan'ı eleştiren bir kişi, Ankara Emniyeti'nde şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Sorguda ona Aliyev'in yanı sıra Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Binali Yıldırım hakkındaki başörtüsü yasağıyla ilgili paylaşımlar da soruldu; ardından serbest bırakıldı. Ankara'da gözaltına alınan bir kişi de ifadesinin sonrasında serbest bırakıldı.

Köklü Değişim ve Hizb-ut Tahrir

Köklü Değişim, Hizb-ut Tahrir'in Türkiye'deki yayın organı olarak biliniyor. Grup 27 Temmuz 2025'te AKP Genel Merkezi'nden Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne bir Gazze yürüyüşü düzenlemişti. Azerbaycan'daki başörtüsü yasağını da 13 Ekim'de Azerbaycan Büyükelçiliği ve Başkonsolosluğu önünde protesto etti. Hilafeti savunan örgüt, Türkiye'de daha önce yargı tarafından terör örgütü sayılıyor ve üyeleri hakkında mahkûmiyet kararları veriliyordu. Anayasa Mahkemesi ise 2018'de verdiği bir kararda, terör örgütü nitelemesinin hukuken yeterli olmadığına hükmetmişti.

Bakü'nün sert tepkisi

Türkiye'de iktidar cephesinden ve İslami çevrelerden gelen eleştirilere Bakü sert yanıt verdi. Azerbaycan Cumhuriyet Başsavcılığı, yasağı Türkiye'den eleştiren yedi kişi hakkında 16 Ekim'de tutuklama kararı verdi ve kırmızı bülten çıkardı. Bu kişiler anayasal düzeni zorla değiştirmeye yönelik açık çağrı yapmak, dinî nefreti şiddet yoluyla kışkırtmak ve dinî aşırılığı teşvik eden materyal hazırlayıp yaymakla suçlandı.

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı da 21 Ekim'de, aralarında Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Yahya Uğraş, DEM Parti Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve gazeteci-yazar Yusuf Kaplan'ın bulunduğu 31 Türkiye vatandaşının ülkeye girişini yasakladı. Bakü'nün tepkisini çeken Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral ise 26 Ekim'de görevinden istifa ettiğini duyurdu.

KaynakDW.com
Son güncelleme28.10.2026 13:54
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
2 gün önce

Dışişleri Komisyonu'nda anlaşmayı kabul ettiren görüşmelerin ardından konuşan Oktay, yapının kurumsal ayrıntılarını anlattı. Anlaşmanın saldırıyı değil caydırıcılığı hedeflediğini söyledi.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı onaylamaya yönelik kanun teklifi, Meclis'in Dışişleri Komisyonu'nda beş saate yakın süren müzakerenin sonunda oylandı ve kabul edildi. Evet oyu veren partiler AK Parti, MHP ve CHP oldu; ret oyu ise DEM Parti, İYİ Parti ve YENİ Parti sıralarından geldi. Teklifin sıradaki durağı TBMM Genel Kurulu olacak.

Oktay: Konuşma süresine sınır konmadı

Komisyon toplantısının ardından gazetecilere konuşan Oktay, tek maddelik gündemle toplandıklarını, görüşmelerin saat 11'de başladığını ve verimli geçtiğini söyledi. Oktay'a göre Dışişleri Komisyonu'nun tartışmaların seviyeli ve içerik bakımından zengin yürümesi gibi bir ayrıcalığı var; bu kez de konuşma süresine herhangi bir sınırlama getirilmedi. Lehte ve aleyhte hemen herkes görüşünü dile getirdi, Bakanlık ve ilgili kurumlar sorulara açık biçimde yanıt verdi. Son değerlendirme aşamasında ek söz isteyen çıkmadı. Oktay, zamanın bol olduğu bir ortamda konunun etraflıca ele alındığını, tüm siyasi grupların görüşlerini rahatlıkla ifade ettiğini ve Dışişleri Komisyonu'nun anlaşmayı kabul ederek Genel Kurul'a taşıdığını anlattı. Kabul kararının ardından da "hayırlı olsun" temennisinde bulundu.

Genel sekretarya ve kurumsal yapı

Anlaşmanın bir saldırı değil savunma anlaşması olduğunu vurgulayan Oktay, metnin herhangi bir üçüncü ülkeye karşı yapılmadığını ve başka ülkelerin katılımına açık olduğunu söyledi. Çekirdek taraflar Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye; yeni katılımın nasıl olacağına dair usul ve esaslar ise üzerinde çalışılan konular arasında. Kurumsal yapının oluşturulması için daha önce bir komisyon kurulmuştu ve bu alandaki çalışmalar da sürüyor; Oktay, bu komisyonla birlikte bir genel sekretarya oluşturulduğunu ifade etti. Oktay, Pakistan ve Suudi Arabistan'da onay sürecinin tamamlandığını, Türkiye'de ise sürecin komisyon kararıyla fiilen başladığını belirtti.

Oluşturulacak genel sekretaryanın merkezi Suudi Arabistan'da olacak, anlaşma çerçevesinde ilk genel sekreter ise Pakistan'dan belirlenecek.

"Amaç caydırıcılık"

Oktay, anlaşmanın Türkiye'nin dış politikadaki bütünlüğünü bozmayacağını söyledi. Oktay, anlaşmanın bölgesel istikrarın yeniden tesisinde yeni ve güçlü bir başlangıç olmasını umduğunu belirterek şöyle konuştu: "Buradaki amaç caydırıcılıktır." Saldırı amacı taşımadığını yineleyen Oktay, sürecin ardından Türkiye'nin hem fiilen hem resmen yerini alacağını da sözlerine ekledi ve anlaşmanın barışa, bölgenin refahına ve kalkınmasına vesile olmasını ve uygulamanın bu yönde ilerlemesini umduklarını ekledi.

KaynakTokat Haber 60
Son güncelleme28.10.2026 09:50
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu