Yeni Şafak'taki bir köşe yazısı, fon krizinin dış mihrak komplosu olmadığını savunurken krizin Erdoğan'ı zora sokmak için içeriden kullanılıp kullanılmadığı sorusunu gündeme getirdi.
Yeni Şafak'ta yer alan bir köşe yazısı, fon krizinin altında dış mihrakların komplosu bulunmadığını savunurken başka bir ihtimali tartışmaya açtı: Kriz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı içeriden de kullanılıyor olabilir mi? Yazar, bu fikrin "uçuk" bulunabileceğini kendisi de kabul etti. Yazıdaki bütün görüşler yazara aittir.
Krizin kaynağı konusunda yazarın tespiti
Yazara göre fon meselesi baştan beri kendi iç dinamikleriyle ortaya çıkmış bir kriz izlenimi veriyor. Bu dinamikler arasında hırs, tamah, yağma, dolandırıcılık, ihmal ve denetimsizlik sayılıyor; daha fazlası yok. Komplo teorilerini ve dış mihrak anlatısını bu krizde yerinde bulmadığını yazan köşe yazarı, önceki yazısının "Krizi dış mihraklara bağladı" şeklinde yanlış aktarıldığını söyledi.
Yazarın asıl savı şu: Kriz, dış çevrelerin kurduğu bir düzenekle başlamadı, fakat başladıktan sonra bu çevreler onu kullanmaktan geri durmayacak. Seçimler yaklaştıkça Erdoğan'ı çevrelemeye dönük girişimlerin çoğaldığını ve çoğalacağını da yineledi.
Yazarın 'iç mihraklar' sorusu
Süreç uzadıkça yazarın kafasında yeni bir şüphe belirdi: Krizi yalnızca dış mihraklar mı kullanabilir, yoksa iç mihraklar da mı? Yazar, Erdoğan'ın, Meclis'in vereceği erken seçim kararı sayesinde yeniden aday olabileceğini, seçim zaferinin ardından ise 2032 ya da 2033 seçimine dönük kulislerin ve Erdoğan sonrası AK Parti senaryolarının başlayacağını yazdı. Bu tartışmaların şimdiden öne çekilmiş olup olmadığını soran yazar, fon krizi başta olmak üzere risklerin çözümsüz bırakılarak Erdoğan'ın altının oyulup oyulmadığını da sordu.
Yazarın dayandığı gözlemler
Yazar, Erdoğan'ı rahatlatacak bir adım görmediğini, krizdeki sorumluluğu bariz olanlardan hiçbirinin gönüllü olarak çekilmediğini belirtti. Tutuklama, ardından serbest bırakma ve yeniden tutuklama yaşandığını, tedbirlerin konulup kaldırılıp tekrar konulduğunu ve kriz aydınlanacağına her gün biraz daha karanlığa gömüldüğünü anlatarak şüphesini temellendirdi. Erdoğan'ı siyasi hayatında en çok yoranın vefasızlık ve ihanet olduğunu söyleyen yazar, bu ihtimalin 27 Nisan, 7 Şubat, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz süreçlerinden daha büyük bir tuzak olabileceğini ileri sürdü.
Yazının son bölümünde Erdoğan'ın AK Parti'nin son grup toplantısındaki "Ne mutlu bize ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var" sözü yorumlandı. Yazar, bu ifadenin bir çağrı, davet ya da destek talebi olarak da okunabileceğini yazdı.