1 saat önce

AB Komisyonu, 120 sayfalık 2026 Türkiye Raporu'nda üyelik hedefi ile demokratik kriterler arasındaki farkın açıldığını belirtti. Raporda yargı bağımsızlığından basın özgürlüğüne birçok başlık yer aldı.

AB Komisyonu, genişleme paketinin Türkiye ayağı olan 120 sayfalık 2026 raporunu kamuoyuna sundu. 1 Eylül 2025 ile 1 Eylül 2026 arasını kapsayan belge, Türkiye'nin üyelik hedefi ile demokrasi alanındaki gerçek durum arasındaki mesafenin büyüdüğünü savunuyor.

Kurumlar ve müzakere süreci

Rapora göre demokratik kurumların işleyişi ciddi bir kaygı konusu olmaya devam ediyor. Başkanlık sisteminin yapısal kusurlarını ve yürütme ile yargı arasında gerçek bir denge bulunmamasını gidermeye dönük bir adım atılmadı. Komisyon, katılım müzakerelerinin 2018'den beri tıkandığını da anımsattı.

İmamoğlu davası ve CHP kurultay kararı

Rapor, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun cezaevinde tutulmasına ve hakkındaki davalara yer verdi. Yolsuzluk iddialarına dayanan yargılama 9 Mart 2026'da başladı; iddianame İmamoğlu için 2 bin 430 yıla varan hapis cezası talep ediyor. Diplomasının iptaline yönelik idari dava ilk derecede reddedildi ve şimdi istinaf aşamasında.

Komisyon, bir istinaf mahkemesinin Mayıs 2026'da CHP'nin Kasım 2023'te toplanan 38. Olağan Kurultayı'nı ve onu izleyen kurultayları iptal etmesine de değindi. YSK'nın onayladığı kurultaydan iki yıldan uzun süre sonra gelen bu kararın, yargı bağımsızlığına dair kuşkuları pekiştirdiği kaydedildi. Rapor, böyle müdahalelerin muhalefetin eşit zeminde siyaset yapma ve seçime girme olanağını zedelediğini savunuyor.

Belediyelere yönelik baskılar

Belgeye göre kamu yönetimi aşırı siyasallaşmış durumda ve muhalefetin belediye başkanları idari, mali ve yargısal baskı altında. Önlemlerin çoğunlukla CHP'li belediyelere yöneldiği vurgulanan raporda, seçilmiş başkanların yerine kayyum getirilmesi ile kaynakların seçici dağıtılması en sık başvurulan yöntemler arasında sayıldı. Bazı başkanların ya da meclis üyelerinin AK Parti'ye geçmesi için zorlandığı yönündeki endişeler de aktarıldı.

Barış süreci, Kavala ve yargı

AB, PKK'nin 2025'teki fesih kararı sonrasında oluşturulan TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmasını da inceledi. Şubat 2026'da kabul edilen 51 üyeli komisyon raporunun yasal düzenlemeler için bir çerçeve çizdiği, bununla birlikte sürecin temel haklar ve demokratikleşme gibi daha geniş konulara uzanıp uzanmayacağının net olmadığı belirtildi.

Raporda Osman Kavala ile Gezi davasının öteki sanıklarının, AİHM ve Avrupa Konseyi kararlarına karşın tutuklu kalmaya devam ettiği anlatıldı. AİHM Büyük Daire'nin Ağustos 2026'da Kavala'nın hemen salıverilmesi gerektiğine hükmettiği, buna rağmen bir Türk mahkemesinin Ekim 2026'da tahliye talebini geri çevirdiği aktarıldı. HSK'nın siyasi nitelikli olduğu öne sürülen davalara kayıtsız kalması ve üst mahkeme kararlarının uygulanmaması, kurulun itibarını zedeleyen etkenler olarak sıralandı. Sanıkların çapraz sorguya alamadığı gizli tanıkların kullanılması konusundaki kaygılar da sürdü; bazı ifadelerin baskı altında verilmiş olabileceği iddialarına yer verildi.

Medya ve internet kısıtlamaları

Rapor, gazetecilerin ve basın kuruluşlarının gözaltı, tutuklama, dava ve mahkûmiyetlerle karşılaştığını kaydetti. Tele1 TV'ye Ekim 2025'te kayyum atandığı, Ekim 2026'da ise Halk TV yönetim kurulu başkanına yönelik soruşturmanın ardından kanalın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredildiği anlatıldı. Basın özgürlüğü örgütlerinin hesabına göre Eylül 2025-Eylül 2026 arasında 74 gazeteci ve medya çalışanı hapse atıldı ya da tutuklu yargılandı.

Dezenformasyon yasasının gazetecileri susturmak için orantısız uygulandığı, RTÜK'ün ise bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu değerlendirmesi yapıldı. Yüzlerce X hesabının kapatılması istendi; haziran-eylül 2026 döneminde LGBTİQ+, feminist ve insan hakları örgütleriyle bağlantılı 100'den fazla hesaba ve internet adresine erişim engeli kondu.

Sivil toplum, eğitim ve çevre

Komisyon, kadın hakları, çevre, hayvan hakları ve LGBTİQ+ alanlarında faaliyet gösteren örgütlerin idari baskı ve kovuşturmalarla karşılaştığını yazdı. İşkence ve kötü muamele şikâyetlerinin etkili biçimde soruşturulmasını sağlayacak düzenekler yetersiz bulundu. Raporda Millî Eğitim Bakanlığı'nın tarikat bağlantılı yapılara eğitimde giderek daha fazla alan açtığı, 2024-2025 öğretim yılında yaklaşık 804 bin 250 çocuğun örgün eğitim dışında kaldığı da belirtildi. Tarım, doğal koruma, millî park ve kıyı alanlarında madenciliğe kapı aralayan düzenleme ile Türkiye'nin Aarhus Sözleşmesi'ne taraf olmaması da eleştiriler arasında yer aldı.

KaynaklarIndependent Türkçe, Anka Haber
Son güncelleme04.11.2026 21:49
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
4 saat önce

Serbestiyet'te yayımlanan bir yazıda, fon krizi nedeniyle gündemde gerilediği savunulan çözüm sürecinde Öcalan'ın statüsünün netleştirilmesi ve MGK kararının çıkması istendi.

Serbestiyet'te yayımlanan bir yazıda, fon krizi nedeniyle gündemin arka sıralarına düştüğü öne sürülen çözüm sürecinin hızlandırılması gerektiği savunuldu. Yazar, sürecin iki kritik başlığını, Abdullah Öcalan'ın statüsünün netleştirilmesini ve Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) PKK'nin silah bıraktığını teyit eden kararını, bekletilmemesi gereken adımlar olarak gösterdi.

Sürecin gündemden düşmesi

Yazara göre fon krizi, kamu görevlileri eliyle gerçekleştirildiği öne sürülen büyük bir mağduriyet yarattığı için toplumun dikkatini çekiyor. Yazar, çözüm sürecinin gözden uzaklaşmasının tek nedeninin bu olmadığını da belirtti. İktidarın Meclis komisyonunun raporundaki birçok adımı ileri bir tarihe ertelediğini, somut gelişme görmeyen toplumun ilgisinin azaldığını savundu.

Yazıda son iki haftadaki gelişmelere de değinildi. PKK yöneticilerinin devletle çeşitli kanallardan görüştüklerini, Türkiye'deki gizli yapılanmalarını geri çektiklerini ve Metina kampını terk ettiklerini dile getirdiği, bu açıklamaları doğrulayan görüntülerin resmî ajans tarafından yayımlandığı hatırlatıldı. AK Parti'den Efkan Ala'nın süreçte aksama olmadığını, dört alt kurulun oluşturulduğunu, TBMM'de yakında yeni bir komisyon kurulacağını ve Şengal'de entegrasyon çalışmalarının sürdüğünü söylediği aktarıldı. Yazara göre PKK ve DEM Parti işleyişin ağır kalmasından şikâyetçi iken, devlet kanadı süreci rayında görüyor.

Öcalan'ın statüsü ve MGK kararı

Yazar, Öcalan'ın statüsünün yeterince tartışıldığını, artık karar verip uygulamaya geçme zamanının geldiğini yazdı. İktidarın kaygılarının büyütülmemesi gerektiğini söyleyen yazar, Meclis komisyon üyelerinin İmralı'da Öcalan'la görüşmesinin de iktidar cenahında benzer kaygılar doğurduğunu ancak bu görüşmeden sonra olumsuz bir sonuç doğmadığını hatırlattı.

MGK kararı konusunda ise Çerçeve Yasa'nın hükümlerinin uygulanabilmesi için bu kararın Resmi Gazete'ye girmesinin şart olduğunu belirtti. Karardan sonra yasanın hayata geçmesi için yaklaşık altı aylık ek bir sürenin gerektiğini de ekledi.

Gecikmenin üç riski

Yazara göre kararın gecikmesi üç sorun doğurabilir. Birincisi, toplumda süreç yorgunluğu oluşması ve güvenin aşınması. Yazar, toplumun sürece desteğinin tam, güveninin ise sınırlı olduğunu; dağdakilerin indiğini, cezaevindekilerin çıktığını ve yurt dışındakilerin döndüğünü gördükçe güvenin pekişeceğini savundu.

İkincisi, bölgedeki gelişmeler. İran'da çatışmaların tırmanması veya İsrail'in Suriye'de sertleşmesi gibi gelişmelerin sürecin üzerine gölge düşürebileceğini, bu nedenle sürece ivme kazandırmanın en iyi önlem olduğunu yazdı.

Üçüncüsü, seçim takvimi. Yazar, Türkiye'nin yeni yıldan sonra hem iktidarın hem muhalefetin seçime odaklandığı bir döneme gireceğini, siyasetçilerin seçim öncesinde sürecin siyasi maliyetinden kaçınabileceğini öne sürdü. 2013-2015 döneminde benzer bir deneyim yaşandığını hatırlatan yazar, süreç takvimiyle seçim takvimi arasında mesafe bırakılması çağrısı yaptı.

Köşe yazısını okuyun
KaynakSerbestiyet
Son güncelleme04.11.2026 17:05
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu