11 dakika önce

Ahmet Hakan, yazısında Fatma Betül Sayan Kaya'nın tutuklanmasından itibar kaybı ve kibir üzerine dersler çıkardı. Seçime gidilmesi için iki koşul saydı, AK Parti tabanının fon tepkisini övdü.

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, "Fatma Betül olayından çıkarılacak beş ders" başlıklı yazısında eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya'nın tutuklanmasını ve fon gündemini çeşitli yönleriyle değerlendirdi. Yazının ilk bölümünde Hakan, olaydan çıkardığı derslerden bazılarını sıraladı.

Sayan Kaya olayından çıkan dersler

Hakan'a göre en büyük kayıp itibar kaybı ve bu kaybı iki milyar lirayla telafi etmek mümkün değil; dört milyar lira da kurtarmaz. Bir siyasetçi için en kötü durum, kendi partisinden hiç kimsenin savunmaya çıkmadığı noktaya gelmek. Güçlü olduğuna ve korunaklı olduğuna, yani kimsenin kendisine dokunamayacağına inanma duygusu birleştiğinde çöküş kaçınılmaz. Yazarın formülü ise kibirden uzak durmak, açgözlü olmamak ve ibret almasını bilmek.

Hakan ayrıca yıldız, gezegen ve burçlara bakmadan konuştuğunu belirterek önümüzdeki dönemde sert günlerin süreceğini, her yerden ifşaların yükseleceğini, gözaltı ve tutuklamaların sık yaşanacağını öngördüğünü yazdı. Emir Sarıgül'ün soyadını değiştirmek istediği yönündeki haberlere de değinen Hakan, ona dedesinin soyadını alarak Emir Köksaloğlu olmasını önerdi.

Seçim için iki koşul

Hakan, bütün işaretlerin seçime gidilmeyeceğini gösterdiğini savundu. Yazara göre emeklinin yüzü güldürülmeden ve fona karışanlar hesap vermeden sandığa gidilmeyecek.

AK Parti tabanına övgü

Yazar, AK Parti tabanının fon olayındaki tutumunu över nitelikte değerlendirdi. Hakan'a göre taban eleştirel tutum almaktan geri durmadı, Fatma Betül'e duyduğu öfkeyi saklamadı, sonuna kadar gidilsin yönünde çok sayıda paylaşım yaptı, fon gözaltılarına destek verdi ve duyduğu utancı dile getirdi. Hakan, AK Parti'yi bu batağın içinden çıkaracak olanın taban olacağını yazdı.

Muhalefete ve Mekke tartışmasına göndermeler

Hakan, YENİ Parti'ye gönül vermiş bazı akademisyenlerin Kemal Kılıçdaroğlu'nu sürekli olumsuz anlatan siyasi analizlerini artık okumadan geçtiğini söyledi. Mekke İttifakı ifadesine itiraz edenlerin yüzde 95'inin asıl sorununun Mekke sözcüğü olduğunu iddia etti; ona göre bu sözcük çıkarılıp yerine Londra yazılsa bütün itirazlar kaybolur.

Yazıda Zülfü Livaneli'nin Diyarbakır'da Amedspor atkısıyla fotoğraf vermesine gelen tepkiler de ele alındı. Livaneli'nin atkıyı kendisinin takmadığı, kendisine takıldığı yönündeki savunmasına değinen Hakan, Türkiye'de bugün Ekrem İmamoğlu'nu, Zafer Partililer'i, liberalleri, ulusalcıları, Kürtleri, İslamcıları ve Atatürkçüleri aynı anda memnun etmenin mümkün olmadığını, bu dönemin kapandığını yazdı. Hakan, Livaneli'nin satış stratejisini ve gündemde kalma hamlelerini gözden geçirmesi gerektiğini savundu.

Köşe yazısını okuyun
Son güncelleme08.11.2026 07:52
Kaynak Hürriyet
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
44 dakika önce

Ahmet Tan, Charles Sykes'ın kitabından yola çıkarak Cumhur İttifakı'nın hukuk, serbest girişim ve emanet ahlakı gibi muhafazakâr ilkelerden uzaklaştığını savundu.

Cumhuriyet yazarı Ahmet Tan, köşesinde Trump ve Erdoğan'ın siyaset tarzları arasında benzerlik kurmanın yeni bir düşünce olmadığını yazdı. Tan, Amerika'da yayımlanan çok sayıda kitaptan yalnızca çok azının Türkçeye çevrildiğini belirterek Charles J. Sykes'ın 2017 tarihli "Sağ Aklını Nasıl Yitirdi?" adlı kitabının neden çevrilmediğini sordu.

Sykes'ın tespitleri

Tan'a göre bu kitap, muhafazakârların kendi içindeki hesaplaşmasını anlatıyor. Sykes, Trump'ı Amerikan sağındaki bozulmanın tek nedeni olarak değil, uzun süredir hazırlanan dönüşümün sonucu olarak ele alıyor. Tan'ın aktardığına göre kitapta ilkelerin yerini lidere sadakatin aldığı, medyanın haber vermek yerine öfke ürettiği, siyasi rakibe düşmanlığın ortak programa dönüştüğü ve içeriden itiraz edenlerin dışlandığı anlatılıyor. Kitabın temel sorusu, seçim kazanırken savunduğu değerleri kaybeden bir hareketin gerçekten kazanmış sayılıp sayılmayacağı.

Tan, kitabın vardığı sonucu "Muhafazakârlık iktidara geldi; muhafaza edeceği ilkeleri muhalefette bıraktı" cümlesiyle özetledi.

Üç ilke üzerinden Türkiye

Tan, Cumhur İttifakı'nın da iktidarı muhafaza etme uğruna muhafazakâr sağ ilkelerden vazgeçtiğini savundu. Türkiye sağının liberal, milliyetçi ve dinî referanslı muhafazakâr damarlardan oluştuğunu, bu nedenle terk edilen ilkelerden söz ederken geçmişte kusursuz uygulanmış bir gelenekten değil, savunulan ve vaat edilen ilkelerden bahsettiğini vurguladı.

Birinci başlık devleti sınırlamak ve hukuku üstün tutmaktı. Tan, AK Parti'nin 2021 tarihli İnsan Hakları Eylem Planı'nın hukuki güvenlik, sözleşme serbestisi ve eleştiri yüzünden hürriyetten mahrum bırakılmama ilkelerini açıkça savunduğunu hatırlattı. Anayasa Mahkemesi'nin Can Atalay kararının yerine getirilmemesini ayrı bir hak ihlali saymasını ise vaat ile uygulama arasındaki mesafenin göstergesi olarak gösterdi.

İkinci başlık özgür girişim, belirli kurallar ve kurumlara güvendi. Tan, AK Parti'nin vizyon belgesinde devletin ekonomide oyuncu değil, kural koyan ve denetleyen taraf olarak tanımlandığını yazdı. IMF'nin Şubat 2026 değerlendirmesinin ekonomik programdaki ilerlemeyi kabul etmekle birlikte Merkez Bankası'nın bağımsızlığının ve kurumların öngörülebilirliğinin artırılmasını talep ettiğini belirtti.

Üçüncü başlık emanet ahlakı, ehliyet ve hesap verme idi. Tan'a göre muhafazakârlığın kendi ahlak dilinde kamu parasını emanet, görevi ise ehliyet sınavı saydığı için, muhalefetin liyakat ve şeffaflık talebi muhafazakâr seçmene yabancı sayılamaz.

İlkenin sınanması

Tan, ilkenin kendi tarafın iktidarını sınırladığında da savunulması gerektiğini, rakibi bağlayıp kendi liderini bağlamayan ölçünün bir mücadele aracına dönüştüğünü yazdı. Hukuk, liyakat ve hesap verebilirliğin sağın veya solun tapulu malı olmadığını ekleyen Tan, muhafazakârlığın iktidarı muhafaza etme aşkıyla ilkelerini muhafaza etme işini muhalefete bıraktığını savundu.

Köşe yazısını okuyun
Son güncelleme08.11.2026 07:19
Kaynak Cumhuriyet
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu