9 dakika önce

Ankara Barosu Başkanı Elçin Özge Şimşek Çağlayan, Cumhuriyet'e verdiği röportajda basına yönelik baskıları, Çerçeve Yasa'daki eksik hükümleri ve yeni anayasa tartışmasını değerlendirdi.

Ankara Barosu Başkanı Elçin Özge Şimşek Çağlayan, Cumhuriyet'e konuştu. Barosunun 10-11 Ekim'deki 69. Olağan Genel Kurulu'nda Demokratik Sol Avukatlar Grubu'nun adayı olarak oyların yüzde 46,1'ini alıp seçilen Çağlayan, basına yönelik baskıları kaygı verici bulduğunu söyledi; Adalet Bakanı'nın açıklamalarından yeni anayasa tartışmasına uzanan soruları yanıtladı.

Adalet Bakanı'nın açıklamaları

Çağlayan'a göre Adalet Bakanlığı'nın halkı bilgilendirmesi ile sürmekte olan bir davanın sözcülüğünü yapması aynı şey değil. Yargı bağımsızlığı, yürütmenin dosya sonucuyla ilgili kanaat yaratabilecek açıklamalardan uzak durmasını gerektiriyor. Çağlayan, yargılama devam ederken suçun işlendiğini kesin gibi sunan ya da savunmayı baştan değersiz gösteren bir dilin bakana yakışmadığını belirtti.

Muhalif belediyelere yönelik soruşturmalar

Seçilmiş olmanın yargı karşısında kimseye kalkan olmadığını söyleyen Çağlayan, soruşturmanın meşruiyetinin somut delile, eşit ölçüte ve savunma haklarına saygıya dayandığını anlattı. Bu davaların mümkün olduğunca tutuksuz yürütülmesini isteyen Çağlayan, davası açılıp delil toplama aşaması bitmiş dosyalardan tahliye edilen belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılmasının sürmesini seçmene verilen bir ceza olarak niteledi. Siyasi tercihin yargı işlemini değiştirdiği izleniminin toplumda oluşmasını bile kaygı verici bulduğunu, bu algının ancak bağımsız ve tutarlı bir yargı pratiğiyle giderilebileceğini söyledi.

Çerçeve Yasa'daki eksikler

Çağlayan, şiddetin bitmesinin ve toplumsal barışın herkesin ortak isteği olduğunu belirtti; ancak kurulan hukuki mekanizmanın kalıcı güven yaratması gerektiğini ekledi. Yasada belirlilik ve hesap verebilirlik açısından eksik bulduğu hükümleri saydı: bazı soruşturmalar yürütme temsilcilerinin oluşturduğu kurulun iznine bağlanıyor, ancak izin ölçütü, karar süresi ve ret halinde başvuru yolu düzenlenmemiş. Hak yoksunluklarının kaldırılmasında kurulun takdiri de nesnel ölçütlerle sınırlanmalı; görevlilere tanınan sorumsuzluk hükmü yetki aşımını örtecek biçimde yorumlanmamalı. Çağlayan, terör nedeniyle yakınını kaybedenlerin adalet beklentisinin sürecin temel meselelerinden biri olduğunu da vurguladı.

Fon soruşturması

Fon soruşturmasında önce yurttaşların birikimlerinin ne olduğunun ve denetimin neden zamanında işlemediğinin konuşulması gerektiğini söyleyen Çağlayan, yatırımcıların paralarının akıbeti konusunda belirsizlikte bırakılmasını mülkiyet hakkı ve hukuki güvenlik açısından ciddi sorun olarak değerlendirdi. Suç şüphesi taşıyanlar hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesi, delillerin korunması ve mal varlığının kaçırılmasının önlenmesi gerektiğini de belirtti. Tasfiye kanununun yayımından önceki bir tarihten geçerli sayılmasının ayrıca incelenmesini isteyen Çağlayan, beklentilerinin kayıpların ve sorumluların somut biçimde belirlenmesi ile ödeme sürecinin şeffaf yürütülmesi olduğunu söyledi.

Yeni anayasa ve basın özgürlüğü

Çağlayan'a göre gündemdeki asıl konu Anayasa'nın eksik olması değil, uygulanmamasının hukuk devletine verdiği zarar. AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının yerine getirilmemesi gibi sorunlar yeni bir metinle çözülemez; yeni anayasa tartışması mevcut ihlallerden dikkati uzaklaştırabilir. Anayasa'nın ilk dört maddesini ortak değer olarak niteleyen Çağlayan, bu maddeleri aşındıracak girişimleri kabul edilemez bulduklarını söyledi.

Basın özgürlüğüne ilişkin soruda ise bir haberin iktidarı rahatsız etmesinin onu suç yapmadığını vurgulayan Çağlayan, erişim engellerini yalnızca hesap sahiplerini ilgilendiren bir sorun olarak görmediklerini söyledi. Kayyım uygulamalarının, erişim engellerinin ve gazetecilerin tutuklanma ya da ağır ceza riskiyle karşılaşmasının kamu gücünün sorgulanabildiği alanı daralttığını belirtti.

Son güncelleme08.11.2026 07:23
Kaynak Cumhuriyet
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
11 dakika önce

Cumhuriyet'in haberine göre Taksim Meydanı, protestoların yapıldığı günlerde bariyerlerle kapatılıyor. Uygulama 1 Mayıs yasaklarına, Gezi yıldönümlerine ve 19 Mart 2025'ten sonraki gösterilere uzanıyor.

Cumhuriyet'in haberine göre Taksim Meydanı, protesto günlerinde sık sık bariyerle kapatılıyor. İstanbul'un bu simge alanı her gün erişime kapalı değil; ancak gösteri beklenen tarihlerde yolların kesilmesi, ulaşımın durdurulması ve yürüyüşlerin engellenmesi meydanın kullanımını idari kararlara bağımlı kılıyor. 19 Mart 2025'te Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması ve ardından gelen eylemler bu tartışmayı yeniden gündeme getirdi.

1 Mayıs yasaklarının izi

Kısıtlamaların kökeni 1 Mayıs'a uzanıyor. 1977 kutlamasında yaşanan ve Kanlı 1 Mayıs diye anılan olaylardan sonra Taksim uzun yıllar işçi mitinglerine açılmadı. Meydan 2009'da sınırlı bir katılımla yeniden kullanıma girdi, 2010 ile 2012 arasında kalabalık kutlamalara sahne oldu. 2013'te ise alandaki düzenleme çalışmalarına dayanılarak izin verilmedi; izleyen yıllarda sendikaların talepleri reddedildi, Taksim'e yürümek isteyenlere polis müdahale etti.

Anayasa Mahkemesi, sendikaların 2014 ve 2015'teki kutlama başvurularına ilişkin kararlarında toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğini saptadı. Mahkemeye göre yönetim, yasağı haklı kılacak gerçek bir tehlike ortaya koyamamıştı ve başka alanların gösterilmesi de hakkın kullanımını etkisiz hale getirebilirdi. Yine de Taksim'in 1 Mayıs'a açılması yönündeki talepler sonuçsuz kaldı.

Gezi'den 19 Mart'a bariyerler

Gezi Parkı direnişinin başladığı 2013'ten sonra Taksim, siyasi eylemlerin ve toplumsal taleplerin başvurduğu adreslerden biri oldu. Gezi'nin yıl dönümlerinde ve onur yürüyüşünde polis bariyer kurdu; çevre sokaklar, toplu taşıma durakları ve yaya geçitleri belirli saatlerde kapatıldı.

İmamoğlu'nun gözaltına alındığı 19 Mart 2025'in ardından başlayan protestolarda da meydana yeniden bariyer konuldu, girişler sınırlandı ve ulaşım hatlarında kısıtlama yapıldı. Önlemler günlerce sürdü; 1 Mayıs ve Gezi yıl dönümü gibi tarihlerde benzer uygulamalar yinelendi. Haber, geçici denilerek alınan kararların zamanla protesto günlerinde meydanı kapatan bir alışkanlığa dönüştüğünü vurguluyor.

Çağlayan'da aynı tablo

Habere göre Taksim sürekli kapalı değil ve yurttaşlar meydanı günlük hayatta kullanabiliyor; ancak toplantı ve gösteri hakkını kullanmaya kalkıştıklarında bariyerle karşılaşıyorlar. Bu tablo, kısıtlamanın yalnızca meydana girişi değil, alanın tarihsel ve toplumsal rolünü de daralttığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.

İstanbul Adliyesi'nin önündeki Çağlayan Meydanı'nda da 19 Mart 2025'ten sonra konan bariyerler aylarca kaldırılmadı. Avukat Hakları Grubu, sekize yakın aydır süren bu uygulamanın bitirilmesi için 2 Aralık 2025'te İstanbul Valiliği'ne başvurdu. Bariyerler sonradan kaldırıldı.

Son güncelleme08.11.2026 07:21
Kaynak Cumhuriyet
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu