1 saat önce

Erdoğan'ın eski metin yazarı Aydın Ünal, Yeni Şafak'taki yazısında krizin yeterince aydınlatılmadığını ve iç mihraklara dikkat çekilmesi gerektiğini öne sürdü.

Erdoğan'ın önceki dönem metin yazarlarından olan ve AK Parti'de milletvekilliği yapmış Aydın Ünal, Yeni Şafak gazetesinde kaleme aldığı yazıda, fon krizinin Cumhurbaşkanı'na yönelik bir iç operasyonun aracına dönüşüp dönüşmediğini tartışmaya açtı. Yazara göre kriz ve onunla birlikte büyüyen riskler çözülmeden bırakıldıkça Erdoğan'ın ayağının altındaki zemin kayıyor olabilir.

Erdoğan sonrası senaryo erkene alınmış olabilir

Ünal, seçimlerin 2027 veya 2028'de yapılacağı varsayımıyla, o tarihin sonrasında konuşulması beklenen "Erdoğansız Türkiye" ve "Erdoğansız AKP" senaryolarının bugünkü gelişmeler yüzünden erkene alınmış olabileceğini yazdı. Haberde yer verildiğine göre aynı isim daha önceki bir yazısında da mali krizin öncekilere benzemediğini, hamlenin bu kez dışarıdan değil içeriden gelmiş olabileceğini söylemişti.

Yargı kararları ve sorumlular

Son yazısında Ünal, krizin karanlıkta kaldığını, isimleri belli olan sorumluların görevden çekilmediğini ve mahkemelerin birbiriyle çelişen kararlar verdiğini öne sürdü. Olayın aydınlanması gerekirken her gün daha da belirsizleştiğini yazan Ünal, Erdoğan'ın aleyhine parti içinde bir kurgu işlendiğinden kuşkulandığını dile getirdi. Bu bağlamda dış mihrak anlatısının yerine iç mihrak vurgusunu öne çıkardı.

Parti içinde konumlanma yorumu

Haberde, yazının AK Parti'de Erdoğan sonrasına dair konumlanma çekişmelerinin kulis konuşmalarından çıkıp iktidara yakın kalemlerde de görünür olduğuna işaret ettiği yorumu yapıldı. Fon krizine ilişkin iddialarda çok sayıda yurttaşın zarar gördüğünden söz ediliyor, kimi isimlerin AK Parti ile bağlantısı bulunduğu da öne sürülüyor.

Habere göre Ünal'ın çıkışı, asıl iç hesaplaşmanın seçimlerden sonra yaşanacağı beklentisini yeniden tartışmaya soktu. Başkent kulislerinde, krizin etrafında yeni bilgi sızıntıları olabileceği ve başka isimlerin de ortaya çıkabileceği ihtimali dikkatle izleniyor.

Kaynakhttps://www.babaocagi.com/
Son güncelleme30.10.2026 17:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
4 saat önce

Ali Babacan İzmir'de 131 fonu 'Cumhuriyet tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığı' diye niteledi; listenin açıklanmasını ve TBMM'de komisyon kurulmasını isteyip 2027 bütçesindeki faiz payını eleştirdi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin İzmir İl Başkanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında sermaye piyasalarındaki fon olayını değerlendirdi. Yaşananları depreme benzeten Babacan, bunun doğal bir afet olmadığını, "el yapımı, ev yapımı" bir olay olduğunu söyledi. Türkiye'nin, Cumhuriyet tarihindeki en büyük piyasa dolandırıcılığıyla yüzleştiğini savundu.

Dolandırıcılığın sürmesine siyasi destek iddiası

Babacan, "piyasa dolandırıcılığı" tanımının Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesinde geçen hukuki bir terim olduğunu hatırlattı. Bu ölçekte bir dolandırıcılığın bu kadar uzun sürebilmesinin ancak siyasi iktidarın ve bürokrasinin içinden gelen destekle mümkün olduğunu öne sürdü. Borsa İstanbul'un bilgi işlem sistemi ile sermaye piyasası mevzuatının 16 bin liralık bir usulsüzlüğü bile anında yakalayabilecek güçte olduğunu belirten Babacan, asıl sorunun insan faktöründe olduğunu söyledi. Kadroların ahlaki olarak aşındığını, kamu imkânlarının kendi çevrelerine aktarıldığını savunan Babacan, böyle bir durumda en sağlam altyapının da çalışmayacağını ifade etti.

Rakamlarla yatırımcı kaybı

Babacan'ın verdiği rakamlara göre 131 fonla ilgili kısım yaklaşık 800 milyar lira, yani 16 milyar dolar. Ancak olayın yarattığı güvensizlik, sermaye piyasalarında eylülden itibaren 150 milyar doları geçen bir değer kaybına neden oldu ve kayıp büyümeye devam ediyor. Eylül başında 7 milyon olan bireysel yatırımcı sayısının 6,5 milyona doğru gerilediğini söyleyen Babacan, 27 milyon haneden 7 milyonunu doğrudan ilgilendiren bir tablodan söz ettiğini vurguladı.

Liste ve komisyon çağrısı

Babacan, olayın araştırılması için TBMM'de komisyon kurulması çağrısını yineledi ve ilgili listenin kamuoyuyla paylaşılmasını istedi. İktidara seslenen Babacan, liste açıklanmaz, komisyon kurulmaz ve konunun üstü örtülmeye devam ederse piyasalardaki kötüleşmenin duramayacağını söyledi. Suçluların hak ettikleri en ağır cezayı alması gerektiğini belirten Babacan, sorumlular cezasız kalırsa yerli ve yabancı yatırımcının piyasaya gelmeyeceğini, bunun dolandırıcılığa kapıyı açık bırakan bir mesaj olacağını ileri sürdü.

2027 bütçesinde faiz kalemi

Babacan, 2027 bütçesini de eleştirdi. Bütçedeki en büyük kalemin faiz ödemelerine gittiğini, bunun yaklaşık 4 trilyon lirayı bulduğunu ve gelecek yılın ortalama kuruyla yaklaşık 70 milyar dolara denk geldiğini söyledi. Rakamın 3 trilyon 975 milyar olarak yazılmasını, "dört" demekten kaçınmaya benzeten Babacan, bu yılın bütçesinin daha düşük bir faiz rakamıyla başladığını ve sonradan yükseltildiğini hatırlattı. Yüksek faizin tek nedeninin kötü yönetim olduğunu savunan Babacan, güven ve düşük risk olmadan faizlerin düşmeyeceğini, bu bedeli herkesin ödediğini kaydetti.

Kaynaklarhttps://www.babaocagi.com/, Cumhuriyet
Son güncelleme30.10.2026 13:56
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
5 saat önce

Siracettin Çekin, kaleme aldığı üçüncü fon krizi yazısında soruşturmanın somut adımlara dönüşmesini istedi; kimliği ya da makamı ne olursa olsun sorumluların yargı önünde hesap vermesini savundu.

Amida Haber'de yazan Siracettin Çekin, fon krizi üzerine kaleme aldığı üçüncü yazıda soruşturmanın somut adımlara dönüşmesi çağrısı yaptı. Çekin'e göre ortadaki tablo sıradan bir ekonomik skandal değil; yazar, olayı Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk iddialarından biri olarak niteliyor.

Sözler yerine somut adım beklentisi

Çekin, kamuoyunun beklediği ölçüde belirgin bir hukuki gelişme görülmemesinin insanların haklı sorular sormasına yol açtığını yazdı. Cumhurbaşkanı'nın hukuki sürecin işletileceğine dair açıklamalarının kamuoyuna yansıdığını hatırlatan yazar, vatandaşın artık söz değil uygulama görmek istediğini savundu. Çekin'e göre sorumluların nasıl hesap vereceği ve mağduriyetlerin nasıl giderileceği henüz tatmin edici biçimde yanıtlanmış değil.

Soruşturmanın kapsamı için öneri

Yazar ve siyasetçi kimliğiyle önerisini açıkça ortaya koyan Çekin, olayda sorumluluğu bulunan herkesin, üçüncü kişilere uzanan bağlantılar da dahil olmak üzere soruşturulmasını istedi. Hiçbir ismin, makamın ya da siyasi yakınlığın sürecin dışında tutulmaması gerektiğini yazdı. Cumhurbaşkanı'ndan ilgili kurumları harekete geçirmesini, eldeki delillere göre sorumluların yargı önüne çıkmasını ve sürecin kamuoyuna açık yürütülmesini bekledi.

Çekin, mahkeme kararı olmadan kimsenin suçlu ilan edilemeyeceğini de belirtti. Bununla birlikte suç şüphesi varsa soruşturmanın geciktirilmemesi, delillerin toplanması ve gerekli tedbirlerin zamanında alınması gerektiğini ekledi.

Ekonomik güven ve cezasızlık algısı

Yazara göre soruşturmanın kararlı biçimde ilerlemesi ekonomi için de önemli. Çekin, yatırımcının öngörülebilirlik, vatandaşın ise birikiminin güvende olduğu bilgisini aradığını, yolsuzluk iddialarının üzerine gidilmesinin ve hukukun herkese eşit uygulanmasının ekonomik güvenin yeniden kurulmasına katkı yapacağını yazdı.

Toplumda güçlenen cezasızlık algısından endişe duyduğunu belirten Çekin, yanlışın failin siyasi kimliğine göre değerlendirilmesinin adalet duygusunu zedeleyeceğini savundu. Kendi mahallesinden ya da partisinden diye yanlışı görmezden gelmenin o yanlışa ortak olmak anlamına geldiğini yazan yazar, skandalların yalnızca birkaç gün konuşulup unutulmasının yanlışları sıradanlaştırdığını öne sürdü.

Kamu zararı ve mağdur hakları

Çekin, meselenin yalnızca bireysel kayıplardan ibaret olmadığını; vatandaşın birikiminin, yatırımcının güveninin ve devlet kaynaklarının aynı tablonun parçaları olduğunu yazdı. Haksız kazanç yargı kararıyla ortaya konursa kazancın geri alınması ve mağdurların kaybının telafisi için hukuki yolların kullanılmasını istedi. Kamu zararının telafisini de adaletin bir parçası olarak tanımladı.

Yazısını, devletin otoritesinin, hukukun üstünlüğünün ve toplumun adalet duygusunun sınandığını söyleyerek bitiren Çekin, asıl ölçünün güçlü olanın da hesap verebilmesi olduğunu belirtti.

KaynakAmida Haber
Son güncelleme30.10.2026 12:54
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
6 saat önce

Yeni Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale, Borsa İstanbul, THY ve bakanlıklara hizmet veren şirketin hakim ortağının fon soruşturmasındaki Tera olduğunu öne sürdü ve yetkililerden açıklama istedi.

Yeni Parti'nin İzmir Milletvekili Ümit Özlale, devlet kurumlarına siber güvenlik sağlayan Barikat Siber Güvenlik'in sermayesinin yüzde 63,1'inin, fon soruşturmalarında adı geçen Tera Holding'in elinde olduğunu öne sürdü. soL Haber'e göre Özlale yazılı açıklamasında, siber güvenliğin milli güvenlikle doğrudan ilgili olduğunu vurgulayıp yetkililerden hesap sordu.

Barikat'ın müşteri listesi

Özlale'ye göre açık ihale kayıtları ve şirketin referansları, Barikat'ın Adalet, İçişleri ve Ticaret bakanlıkları ile EPDK'ya siber güvenlik hizmeti sunduğunu ortaya koyuyor. Borsa İstanbul, Türk Telekom ve THY de müşteriler arasında yer alıyor. Özlale, şirketin Aralık 2025'te kamu kurumlarının da bulunduğu müşterilerinden 650 milyon liralık yeni sipariş aldığını KAP'a bildirdiğini hatırlattı.

Tera bağlantısı ve kayyım

Özlale, Barikat'ın hisselerinin yüzde 63,1'inin yönetim kurulu başkanlığını Tera grubunun üst yöneticisinin yaptığı Tera Yatırım Teknoloji Holding'e (TEHOL) ait olduğunu söyledi. Aynı ismin, Türkiye'deki yatırımcıların menkul kıymet ve pay kayıtlarını tutan Merkezi Kayıt Kuruluşu'nun (MKK) yönetim kurulunda da görev yaptığını aktaran Özlale, bu ismin MKK yönetimine hangi kontenjandan ve kimin önerisiyle girdiğini ilgili bakana sorduklarını, yanıt beklediklerini belirtti.

soL'a göre bu isim borsa ve fon soruşturması kapsamında tutuklandı. Mahkemenin 14 Ekim'deki kararıyla hem Tera Yatırım Teknoloji Holding hem Barikat Siber Güvenlik TMSF kayyımına devredildi. Haberde ayrıca, Tera Holding'in Almanya'daki üç şirketi için bir gün önce geçici iflas kararı verildiği ve Düsseldorf Bölge Mahkemesi'nin yönetime kayyım atadığı belirtildi.

Özlale'nin soruları

Özlale, piyasalarda manipülasyon ve fon soruşturmalarının ortasındaki bir finans grubunun, hem yatırımcı kayıtlarını tutan kurumun yönetiminde hem de bakanlıklara ve Borsa İstanbul'a hizmet veren bir şirkette hâkim ortak olmasını ciddi bir çıkar çatışması ve güvenlik açığı olarak değerlendirdi; bunu bugüne dek kimin denetlediğini sordu.

Yetkililerden şu sorulara yanıt verilmesini istedi: Borsa İstanbul, Türk Telekom, THY ve bakanlıklar Barikat'tan hangi hizmetleri satın aldı? Şirkete hangi kritik sistemlere ve veri tabanlarına girme yetkisi tanındı? Tera Grubu'nun hâkim ortak olmasından sonra çıkar çatışması ve güvenlik değerlendirmesi yapıldı mı? Giriş ve log kayıtlarını bağımsız uzmanlar inceledi mi, yetkisiz erişim ya da veri sızıntısı araştırıldı mı? Yönetim kayyıma geçerken hizmetin sürekliliği için hangi önlemler alındı? KAP'a bildirilen 650 milyon liralık siparişlerin hangi kısmı hangi kamu kurumlarından geldi?

Özlale, çalınan birikimlerin hesabını istedikleri gibi kamu verilerinin güvenliğini de takip edeceklerini söyledi; iktidarın devletin dijital altyapısını kimlere teslim ettiğini açıklaması gerektiğini savundu.

KaynaksoL Haber
Son güncelleme30.10.2026 12:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
6 saat önce

Tera, Atlas ve Pusula yatırımcılarına 30 Ekim'de başlayan ara ödemelerde para piyasası fonları öncelikli olacak. SPK'nın düzenlemesi, nakit yetmezse ödeme sırası ya da asgari tutar belirlenebileceğini öngörüyor.

Fon krizinin ardından açılan tasfiye sürecinde 30 Ekim Cuma günü yeni bir aşamaya geçildi. Tasfiye 17 Eylül'de başlamıştı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 27 Ekim'deki TBMM bütçe görüşmelerinde, olağanüstü tasfiyedeki yatırımcıların 1 milyon liraya dek ara ödeme alabileceğini ve bunun 30 Ekim'de başlayacağını söylemişti. Ödemeleri iki banka dağıtacak: Tera Portföy fonlarında İş Bankası, Atlas ve Pusula Portföy fonlarında Ziraat Bankası.

Tavan, garanti değil

Patronlar Dünyası'nın değerlendirmesine göre takvimin belli olması herkesin aynı gün parasını alacağı anlamına gelmiyor. SPK'nın 27 Ekim tarihli, 76/1903 sayılı kararındaki usuller birden çok sınırlama içeriyor. Bir milyon liralık rakam, her yatırımcıya verilecek bir devlet güvencesi değil; her fon için geçerli olacak bir üst sınır.

Para piyasası fonları önde

Karara göre sırada ilk olanlar, adında "para piyasası" geçen fonlar. Ödeme tutarı yatırımcının net yatırım miktarına göre hesaplanacak ve bu hesapta enflasyon ya da başka bir endeks hesaba katılmayacak. Para piyasası fonlarında bu miktar için 16 Eylül 2026'nın kapanışı baz alınacak; diğer fonlarda ise ödemenin hesaplandığı günden bir önceki kapanış kullanılacak.

Nakit yetmezse

SPK düzenlemesinin kritik maddelerinden biri, fonda dağıtılabilir nakdin tüm yatırımcıların ara ödemelerine yetmediği durumu ele alıyor. Bu durumda SPK'nın onayıyla alacak miktarına göre bir sıra oluşturulabilecek ya da daha çok kişiye ulaşmak için en düşük ara ödeme tutarı belirlenebilecek. Yani aynı fonun yatırımcıları birbirinden farklı tutarlar alabilir.

Düzenleme ödeme hakkını da sınırlıyor. SPK'nın, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 104, 106 ve 107. maddelerindeki suçları işlediğini ya da bu suçlara ortak olduğunu belirleyip MKK üzerinden tasfiye kuruluşlarına bildirdiği kişi ve kurumlara, tasfiye ve geri kazanım hesabından hiçbir ödeme yapılmayacak.

68 milyar lira başka bir aşamaydı

Yılmaz'ın açıkladığı rakamlara göre 23 Ekim'e kadar 93 fonda 71 bin 899 hesaba toplam 68 milyar lira, nakit ve ayni olarak ödendi. 28 Ekim'de toplanan 8. Fon Koordinasyon Kurulu'nun ardından verilen bilgilere göre Hedef Portföy'ün 31 fonundan 27'sinde tasfiye büyük oranda bitti ve 26 bin 152 hesaba 27,2 milyar lira gitti; dört fonda iş sürüyor. İlk başta 131 olan tasfiye halindeki fon sayısı 38'e indi. Bu 68 milyar lira, Tera, Atlas ve Pusula yatırımcılarına şimdi dağıtılacak ara ödemelerin toplamı anlamına gelmiyor.

Katılma payları yerinde kalacak

Ara ödeme yapılırken yatırımcıların katılma payları geri çekilmeyecek. Paylar nihai tasfiye ödemesinde iade edilecek ve önceden alınan ara ödeme son alacaktan düşülecek. Nakde çevrilen varlıklar tüm hak sahiplerine nihai ödemeyi karşılamaya yetiyorsa, doğrudan nihai ödeme de yapılabilecek. Yatırımcının bugün alacağı para, tasfiyenin onun için tamamen bittiği anlamına gelmiyor.

KaynaklarHaberler, Patronlar Dünyası
Son güncelleme30.10.2026 12:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
11 saat önce

Yeni Şafak'taki bir köşe yazısı, fon krizinin dış mihrak komplosu olmadığını savunurken krizin Erdoğan'ı zora sokmak için içeriden kullanılıp kullanılmadığı sorusunu gündeme getirdi.

Yeni Şafak'ta yer alan bir köşe yazısı, fon krizinin altında dış mihrakların komplosu bulunmadığını savunurken başka bir ihtimali tartışmaya açtı: Kriz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı içeriden de kullanılıyor olabilir mi? Yazar, bu fikrin "uçuk" bulunabileceğini kendisi de kabul etti. Yazıdaki bütün görüşler yazara aittir.

Krizin kaynağı konusunda yazarın tespiti

Yazara göre fon meselesi baştan beri kendi iç dinamikleriyle ortaya çıkmış bir kriz izlenimi veriyor. Bu dinamikler arasında hırs, tamah, yağma, dolandırıcılık, ihmal ve denetimsizlik sayılıyor; daha fazlası yok. Komplo teorilerini ve dış mihrak anlatısını bu krizde yerinde bulmadığını yazan köşe yazarı, önceki yazısının "Krizi dış mihraklara bağladı" şeklinde yanlış aktarıldığını söyledi.

Yazarın asıl savı şu: Kriz, dış çevrelerin kurduğu bir düzenekle başlamadı, fakat başladıktan sonra bu çevreler onu kullanmaktan geri durmayacak. Seçimler yaklaştıkça Erdoğan'ı çevrelemeye dönük girişimlerin çoğaldığını ve çoğalacağını da yineledi.

Yazarın 'iç mihraklar' sorusu

Süreç uzadıkça yazarın kafasında yeni bir şüphe belirdi: Krizi yalnızca dış mihraklar mı kullanabilir, yoksa iç mihraklar da mı? Yazar, Erdoğan'ın, Meclis'in vereceği erken seçim kararı sayesinde yeniden aday olabileceğini, seçim zaferinin ardından ise 2032 ya da 2033 seçimine dönük kulislerin ve Erdoğan sonrası AK Parti senaryolarının başlayacağını yazdı. Bu tartışmaların şimdiden öne çekilmiş olup olmadığını soran yazar, fon krizi başta olmak üzere risklerin çözümsüz bırakılarak Erdoğan'ın altının oyulup oyulmadığını da sordu.

Yazarın dayandığı gözlemler

Yazar, Erdoğan'ı rahatlatacak bir adım görmediğini, krizdeki sorumluluğu bariz olanlardan hiçbirinin gönüllü olarak çekilmediğini belirtti. Tutuklama, ardından serbest bırakma ve yeniden tutuklama yaşandığını, tedbirlerin konulup kaldırılıp tekrar konulduğunu ve kriz aydınlanacağına her gün biraz daha karanlığa gömüldüğünü anlatarak şüphesini temellendirdi. Erdoğan'ı siyasi hayatında en çok yoranın vefasızlık ve ihanet olduğunu söyleyen yazar, bu ihtimalin 27 Nisan, 7 Şubat, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz süreçlerinden daha büyük bir tuzak olabileceğini ileri sürdü.

Yazının son bölümünde Erdoğan'ın AK Parti'nin son grup toplantısındaki "Ne mutlu bize ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var" sözü yorumlandı. Yazar, bu ifadenin bir çağrı, davet ya da destek talebi olarak da okunabileceğini yazdı.

KaynaklarCumhuriyet, T24, Yeni Şafak
Son güncelleme30.10.2026 07:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
12 saat önce

İLBANK, CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay'ın kamu kaynaklarını riskli fonlara aktardığı yönündeki iddiasına yanıt verdi. Banka, bilançodaki 'fon' ifadesinin ortaklık fonlarına ait olduğunu savundu.

İller Bankası, kamu kaynaklarının riskli portföy yönetim şirketlerine ve tasfiyeye giren yatırım fonlarına kaydırıldığını öne süren CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay'a yazılı bir açıklamayla karşılık verdi. İLBANK, Akay'ın TBMM'de dile getirdiği ve basına da yansıyan iddiaları asılsız ve gerçeği yansıtmayan sözler olarak niteledi. Açıklamanın gerekçesi, kamuoyunu doğru bilgilendirme zorunluluğu olarak gösterildi.

Banka: Hiçbir fonda yatırımımız yok

Bankaya göre tasfiyeye giren 131 yatırım fonunun tamamında İLBANK'ın yatırımı yok; bir portföy yönetim şirketinin idare ettiği başka herhangi bir fonda da payı bulunmuyor. Banka, bu konuda kendisine yöneltilen suçlamaları kesin bir dille reddetti. Açıklamada, kuruluşundan bu yana bu fonlara tek bir lira dahi yatırılmadığı, dolayısıyla bu fonlardan para çıkışının da olmadığı savunuldu. Banka kaynaklarının herhangi bir şirketin fonlarına yönlendirilmesi için alınmış bir karar, verilmiş bir onay ya da yapılmış bir yatırım bulunmadığı da vurgulandı. İLBANK, söz konusu fonlar açısından yatırım ya da likidite riski taşımadığını bildirdi.

'Fon' sözcüğü ortaklık fonlarını anlatıyor

İLBANK'a göre mali tablolardaki "fon" ifadesi, iddialara konu olan yatırım fonlarını göstermiyor. Bu kalem, bankanın ortaklarından mevzuata uygun biçimde sağladığı "ortaklık fonu" işlemlerine karşılık geliyor. Söz konusu işlemler BDDK'nın, kalkınma ve yatırım bankalarının müşterilerinden, ortaklıklarından ve ortaklarından temin edeceği kaynaklara dair yönetmeliği çerçevesinde yürütülüyor. Banka, ortaklardan fon sağlamakla portföy yönetim şirketlerinin kurduğu fonlara para yatırmanın hukuk ve mali açıdan birbirinden bütünüyle ayrı işlemler olduğunu belirterek, ikisinin karıştırılmasının gerçeği yansıtmadığını söyledi.

Yasal haklar saklı

Açıklamada, bankadan resmî bilgi talep edilmeden ve belgeye dayanmayan sözlerle köklü bir kamu kurumunun itibarsızlaştırılmaya çalışılmasının kabul edilemeyeceği belirtildi. İLBANK, adını bu tür iddialarla anan herkese karşı yasal haklarını saklı tuttuğunu duyurdu. Banka, kendisini yerel yönetimlerin başlıca finansman kuruluşlarından biri olarak tanımladı; deprem, sel ve yangın gibi afetlerin ardından da yerel yönetimlerin yanında yer aldığını hatırlattı. Kurum, kamu kaynaklarını koruma sorumluluğunu taşıdığını, şeffaflık ve hesap verebilirlik anlayışıyla yerel yönetimlere ve ülkeye hizmet etmeyi sürdüreceğini ifade etti. Açıklama, bankanın kendi tanımıyla köklü geçmişine ve güçlü mali yapısına da vurgu yaptı; kurum, kendisine yönelik eleştirileri bu çerçevede yanıtladı.

KaynakCumhuriyet
Son güncelleme30.10.2026 06:01
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
17 saat önce

DEVA Partili Sadullah Kısacık'a göre fon mağdurlarının 800 milyar liralık kaybı 13 bakanlığın bütçesini aşıyor; borsadaki erimeyle birlikte kayıp 2027 bütçesinin yüzde 22'sine denk geliyor.

Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görev yapan DEVA Partili Adana Milletvekili Sadullah Kısacık, 2027 bütçesi görüşmelerinde fon krizinin bilançosunu bakanlık bütçeleriyle yan yana koydu. Kısacık'a göre fon mağdurlarının doğrudan 800 milyar liralık kaybı, 13 bakanlığın ayrı ayrı bütçesinden büyük; borsadaki değer kaybı eklendiğinde tablo daha da ağırlaşıyor.

800 milyar lira, bakanlık bütçeleriyle kıyaslandı

Kısacık, fon krizinden etkilenen yurttaşların ulaşamadığı paranın 800 milyar liraya çıktığını söyledi. Karşılaştırma için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın 761 milyar 412 milyon liralık bütçesini örnek verdi. Ona göre bu kayıp, tek başına bir bakanlığın yıllık bütçesini aşıyor ve 13 bakanlığın bütçesinden yüksek kalıyor.

Borsadaki erime: 6 trilyon lira

Kısacık, krizin yalnızca doğrudan kayıpla sınırlı olmadığını anlattı. 17 Eylül'den bu yana güvensizlik ortamının borsada yarattığı değer kaybının 6 trilyon liraya ulaştığını öne sürdü. Bu rakamın 2027 bütçesinin yüzde 22'sine denk geldiğini belirten milletvekili, fon krizindeki kayıp ile borsadaki erimenin toplamının TBMM bütçesinin 174 katına, Cumhurbaşkanlığı bütçesinin 150 katına, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesinin 89 katına karşılık geldiğini söyledi.

Faiz ve bütçe açığı da hesaba katıldı

Kısacık, faiz yükünün ve bütçe açığının, 2027 bütçesinin yarısından fazla tuttuğunu hatırlattı. Bütçe açığı için 3 trilyon 868 milyar lira rakamını verdi. Fon krizindeki kaybı, faiz yükünü ve bütçe açığını birlikte değerlendirdiğinde bu toplamın bütçenin yarısını geçtiğini savundu. Bu tabloda bütçe görüşmesinin anlamı kalmadığını ifade eden Kısacık, "Hangi bütçeyi görüşelim?" diye sordu.

Esnaf, çiftçi ve sanayici için uyarı

Milletvekili, ekonomide sektörlerin dayanıklılığının tükendiğini de dile getirdi. Kısacık'a göre esnaf, çiftçi ve sanayici artık ayakta durmakta zorlanıyor. Konuşmasında fon krizinin boyutlarına, borsadaki değer kaybına ve artan faiz yüküne dikkat çekti.

KaynakYeni Asya
Son güncelleme30.10.2026 00:40
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
19 saat önce

AK Parti eski milletvekili Şamil Tayyar, fon iddialarını kişisel mesele sayan Muğla Valisi İdris Akbıyık'ı görevi bırakmaya çağırdı.

Muğla Valisi İdris Akbıyık'ın bir fona yatırdığı parayı geri alamadığı yönündeki iddia, AK Parti eski milletvekili Şamil Tayyar'ın çağrısıyla siyasi tartışmaya dönüştü. Tayyar, valinin kendisine yöneltilen soruları geçiştirdiğini savunarak Akbıyık'ı görevi bırakmaya davet etti. İddiaya göre söz konusu fon, Tera adıyla anılıyor.

Vali sorulara kendi özel meselesi olarak baktı

İddia gündeme gelince Nefes'e konuşan Akbıyık, soruları yanıtlamak zorunda olup olmadığını sordu. Akbıyık'a göre mesele kişiseldi: "Benim özel hayatım" diyen vali, bir yandan da hukuki haklarını aradığını söyledi.

Tayyar'ın paylaşımındaki iddialar

Tayyar, fon meselesinde valinin adının da geçtiğini yazdı. Akbıyık'ın fona 20 milyon liralık sermayeyle girip bu tutarı 50 milyon liraya yükselttiği iddiasının dolaştığını, ayrıca valiyle Fatma Betül Sayan Kaya ve Tera'nın yöneticisi Emre Tezmen arasındaki yakın ilişkinin konuşulduğunu belirtti. Tayyar bu bilgileri kesin olgular olarak değil, kamuoyunda yazılıp çizilen ve konuşulan iddialar olarak aktardı.

"Görevi bırakın" çağrısı

Tayyar'a göre vali yanıt vermek zorundaydı. Cumhurbaşkanı'nın Muğla'daki temsilcisinin kendi çıkarını değil milletin hakkını gözetmesi gerektiğini yazan Tayyar, fonla ilgili iddiaların özel hayat kapsamına sokulamayacağını savundu: "Fon alaveresi dalaveresi 'özel hayat' olamaz." Akbıyık'a üzerine düşeni yapması ve görevi bırakması çağrısında bulundu.

KaynaklarRudaw, Sözcü 18, Ege Postası, Sözcü Gazetesi
Son güncelleme29.10.2026 23:08
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
21 saat önce

YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, AKP'li isimlerin fon krizinde en az 850 milyar lira çaldığını öne sürdü; açıklanmayan listeyi ortaya dökeceklerini söyledi.

YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, partinin Tokat'ta açılan yeni binasındaki törende fon krizi üzerinden iktidar kanadına yüklendi. Günaydın, AKP'nin üst düzey isimlerinin ve yakınlarının en az 850 milyar lirayı çaldığını iddia etti; açıklanmayan fon listesini ise “patır patır” ortaya dökeceklerini söyledi.

Günaydın'ın fon krizi iddiaları

Günaydın, iddia ettiği tutardan yalnızca iktidar çevresindeki gençlerin değil, anne babaların, milletvekillerinin ve bakanların da sorumlu olduğunu savundu. Bu isimlerin utançlarından dolayı listeyi kamuoyuna açıklayamadığını söyleyen Günaydın, hepsinin zamanının geleceğini ve kimsenin kurtulamayacağını belirtti.

Günaydın'a göre 850 milyar liralık tutar yaklaşık 20 milyar dolara denk geliyor, ancak zarar bununla sınırlı değil. Borsanın 17 Eylül'den bu yana 6,5 trilyon lira kaybettiğini, bunun 130 milyar dolarlık bir erimeye karşılık geldiğini söyleyen Günaydın, ailelerle birlikte 7,5 milyon kişinin ne yapacağını bilemediğini ifade etti.

Günaydın, konuşmasının girişinde Cumhuriyet'in 103. yıl dönümüne değindi. Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Anadolu'nun isimsiz evlatlarının anıları önünde saygıyla eğildiklerini söyledi. Ardından Tokat sokaklarında ve mahallelerinde yanlarında koruma olmadan, rahatça dolaşabildiklerini anlattı. Hiç kimsenin yanında üç bin polis olmadan sokağa çıkamaz hale gelmemesini diledi.

İl başkanından üye sayısı açıklaması

YENİ Parti Tokat İl Başkanı Çağdaş Kurtgöz, açılışın salt bir bina açılışından ibaret olmadığını söyledi. Kurtgöz'e göre bu yer, halkın söz sahibi olduğu, gençlerin umutla geleceğe baktığı ve kadınların eşit ve özgür yaşadığı bir Türkiye mücadelesinin adresi olacak. Kurtgöz, bir ay içinde 5 bin Tokatlının kendi iradesiyle partiye üye olduğunu açıkladı; insanların zorla değil, değişim ve adalet istedikleri için katıldığını vurguladı. Partiyi milletin kurduğunu, milletin büyüteceğini ve iktidara taşıyacağını da sözlerine ekledi.

Karabat'tan iktidar vaatleri

Törene katılan İstanbul Milletvekili Özgür Karabat da binayı bir “iktidar merkezi” olarak niteledi. Karabat, iktidara geldiklerinde enflasyonun tek haneye ineceğini, hayat pahalılığının sona ereceğini, Tokat'taki çiftçiye ve iş insanına ucuz kredi sağlanacağını söyledi. Gelir dağılımında adaletin kurulacağını, köylerde üretilen süt ve etin değer bulacağını, gençlerin iş için tanıdık ya da referans aramak zorunda kalmayacağını, hak edenin ve liyakatin geçerli olacağını da sözlerine ekledi.

KaynaklarEge Postası, Cumhuriyet
Son güncelleme29.10.2026 21:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

Para Analiz'in derlediği ASAL, AREA, Areda, ADA, BETİMAR ve Ank-Ar araştırmalarında katılımcılar zararın haksız kazanç sağlayanlardan tahsil edilmesini istiyor.

Para Analiz, Ekim'de yayımlanan altı anketi fon krizi açısından bir araya getirdi. Araştırma şirketlerinin (ASAL, AREA, Areda, ADA, BETİMAR, Ank-Ar) çalışmalarında vatandaşlara krizin sorumluları, mağdurların zararlarının kimin tarafından karşılanması gerektiği ve soruşturmalara duyulan güven soruldu. Ortak bulgular şöyle özetleniyor: denetleyici kurumlar ile ekonomi yönetimi önemli ölçüde sorumlu tutuluyor, haksız kazançların geri alınması yönünde güçlü bir talep bulunuyor, kamu bütçesinden tazminata ise sınırlı destek çıkıyor.

ASAL: Zarar haksız kazanç sağlayanlardan alınsın

ASAL Araştırma, 4-10 Ekim'de 28 ilde 2 bin 20 kişiyle görüştü. Fon krizini ülkenin başlıca sorunu sayanlar yüzde 16,5'te kaldı; ekonomideki en büyük sorunun yatırım fonu ve borsa krizi olduğunu düşünenler ise yüzde 26,5 oldu. Sorumlu olarak yüzde 45,6 denetim ve gözetim kuruluşlarını, yüzde 24,7 ekonomi yönetimini, yüzde 19,9 yüksek risk alan yatırımcıları gösterdi. Zararları kimin karşılaması gerektiği sorulduğunda yüzde 68,8 haksız kazanç elde edenleri, yüzde 13,7 denetim görevini yerine getirmeyenleri, yüzde 3,5 devlet bütçesini işaret etti.

AREA: Cezalandırmaya inanç düşük

AREA Araştırma, 5-9 Ekim'de 26 ilde ve 87 ilçede toplam 2 bin 50 kişiyle görüştü. Katılımcıların yüzde 59,4'ü fon yolsuzluğunda payı olanların hak ettiği şekilde yargılanıp ceza alacağına güvenmediğini, yüzde 33'ü güvendiğini söyledi. Elde edilen haksız kazancın mağdurlara geri ödeneceğine ihtimal vermeyenler yüzde 61,9, ihtimal verenler yüzde 29,2 oldu. Para Analiz, bu sonuçların soruşturmaların gerçekte nasıl sonuçlanacağını değil, kamuoyu beklentilerini ölçtüğünü vurguladı.

Areda ve ADA: Sorumluluk dağılımı

Areda Survey, 30 Eylül-4 Ekim'de 2 bin 400 kişiyle yaptığı ankette yüzde 42 ile ekonomi yönetimini ilk sıraya koydu; denetimini yeterince yapmayan kurumlar yüzde 23,9, fon ve portföy yöneticileri yüzde 8,9 oldu. Genç katılımcılarda ekonomi yönetimini sorumlu görme oranı daha yüksekti: 18-34 yaşta yüzde 51, 35-54 yaşta yüzde 32,2. Zararın fon yöneticileri ile haksız kazanç elde edenlerce karşılanmasını isteyenler yüzde 67,5, devlet kaynaklarını önerenler yüzde 7,9 çıktı.

ADA Araştırma, 10-15 Ekim'de 2 bin 500 kişiye sordu. Düzenleme ve gözetim işini yürüten kamu kurumları yüzde 32,7 ile ilk sırada çıktı; siyasi hükümet, bakanlıklar ve Cumhurbaşkanlığı yüzde 17,4, doğrudan AK Parti yüzde 1 oldu. Katılımcıların yüzde 20,1'i görüş belirtmedi.

BETİMAR ve Ank-Ar: Siyasi etkiler

BETİMAR'ın 23 Ekim'de yayımlanan araştırmasına göre katılımcıların yüzde 50,5'i fon soruşturmasının iktidara güveni azaltacağını düşünüyor; yüzde 34'ü siyasi etkinin sınırlı kalacağını, yüzde 15,5'i muhalefetin söylemini güçlendireceğini söylüyor. Para Analiz, bunun gerçekleşmiş bir güven kaybı değil, gelecek beklentisi olduğunu belirterek anketten doğrudan oy kaybı çıkarılamayacağını ekledi.

Ank-Ar'ın 2 bin 3 kişiyle yaptığı araştırmada en çok işaret edilen taraf yüzde 31,9 ile hükümet ve ekonomi idaresi oldu; SPK ve denetim mekanizmaları yüzde 15,6 ile ikinci sıradaydı. Görüş belirtmeyenler yüzde 32,6 oldu. Hükümeti suçlayanların payı AK Parti seçmeninde yüzde 15,9, Zafer Partisi seçmeninde yüzde 54,9, Yeni Parti seçmeninde yüzde 49,8 çıktı.

Para Analiz'in değerlendirmesi

Derleme, ASAL ve ADA'da denetleyici kurumların, Areda ve Ank-Ar'da ise ekonomi yönetimi ya da hükümetin ilk sırada çıktığını not ediyor. Bu farkın soru ifadeleri ve seçeneklerden kaynaklanabileceğini belirten Para Analiz, sonuçlardan tek bir sorumluluk oranı hesaplamanın doğru olmayacağını söylüyor.

KaynakPara Analiz
Son güncelleme29.10.2026 16:54
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

İktisatçı Murat Birdal'a göre yeni para girişine dayanan fon düzeni er ya da geç çökecekti. Birdal, seçime giden süreçte iktidarın faiz ve kur dengesinde elinin daralacağını söyledi.

İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü'nden Prof. Dr. Murat Birdal, fon krizini bir çöküş olarak okuyor. Birdal'a göre taze para girişine yaslanan düzen bir noktada tıkanacaktı ve tıkandı. İktisatçı, krizin kökenini, yurttaşların uğradığı kayıpları ve seçim sürecine yansımasını değerlendirdi.

Birdal, mevduat faizlerinin gerilemesi ve altın fiyatlarındaki sert düşüşün yurttaşı fonlara yönelttiğini söyledi. Yüksek enflasyon ortamında insanların elindeki kısa vadeli nakdi korumak istediğini hatırlatan Birdal, BIST 30 ve BIST 100 dışında kalan küçük şirket hisselerinde fiyatların sert biçimde yukarı çekildiğini anlattı. Riskin, risksiz kabul edilen para piyasası fonlarına borç verilerek bu fonlara kaydırıldığını da ekledi.

Neden 'Ponzi' deniyor

Sisteme bu adın verilmesinin nedeni, Birdal'a göre mekanizmanın yalnızca sürekli yeni para girişiyle ayakta kalabilmesi. Girişler durduğu anda yapı çöküyor. Spekülatif hisse hareketleri piyasayı dengesizleştirince Morgan Stanley Haziran ayında bir uyarı yayımladı. Birdal, düzeni patlatan gelişmenin bu uyarı ve ardından çıkan fon rehberi olduğunu söyledi. Ona göre "Sonsuza kadar süremeyecek olan bu mekanizma bir noktada çökecekti".

Pazarlama ağı ve denetim zafiyeti

Birdal, bankaların, portföy danışmanlarının ve ekonomi yayınlarının devreye girdiği güçlü bir pazarlama ağı kurulduğunu savundu. Mevduat müşterilerinin banka danışmanlarınca fonlara yönlendirildiğini, aylık yüzde 3 getiriye karşılık yüzde 33 kazanç vaat edildiğini ve büyük şirketlerin garantili kazanç sağlayan fonlarından söz edildiğini belirtti. Akademisyenlerin de televizyon ve YouTube üzerinden bu ürünleri tanıttığını öne sürdü.

İktisatçıya göre en önemli unsur, işin arkasında AKP'nin bulunduğu yönünde bir anlatının oluşturulmasıydı. Yatırımcılar, iktidarla ve siyasetçilerle bağlantısını öne çıkaran fon yöneticilerine güvendi. Birdal, devletin Yükselen Piyasalar Endeksi'nden çıkma tehlikesine karşı devreye girmek zorunda kaldığını, öte yandan SPK, BİST, BDDK, TEFAŞ gibi kuruluşlarda ağır denetim ihmallerinin yaşandığını vurguladı.

Maliyet ve seçime giden yol

Birdal, büyük şirketlerdeki değer kayıpları da hesaba katıldığında zararın 90 milyar doları aşabileceğini söyledi. Kısa vadede, birikimi 1 milyon liranın altında olanlara yönelik ödeme planlarının gündemde olduğunu belirtti.

Uzun vadede ise iktidarın hareket alanının daralacağını savunan Birdal, seçime giden süreçte hükümetin iki yönlü bir sıkışma yaşayacağını anlattı. Bir yanda faizi düşürüp piyasayı canlandırmak isteyecek, öbür yanda dövizin yükselip enflasyonu tetiklemesini önlemek zorunda kalacak. Faiz indirildiğinde paranın mevduata yönelmeyeceğini, fon piyasası güven yitirdiği için TL cinsi araçlara talep yaratmanın da çok güç olduğunu söyledi.

KaynakYeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme29.10.2026 14:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu