1 saat önce

Bursa TV'nin haberine göre Bursa Büyükşehir Belediyesi iştiraki Bursa Tarım'ın Mustafa Bozbey döneminde yaptığı 86 milyon 472 bin liralık alım, ihale rekabeti ve fiyat tutarlılığı açısından soru işaretleri doğurdu.

Bursa TV'de yayımlanan haber, Bursa Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Bursa Tarım A.Ş.'nin Mustafa Bozbey döneminde yaptığı öne sürülen 86 milyon 472 bin liralık sinek ilacı alımını gündeme taşıdı. Haberde Bala Grup, Roksan ve Mikropest firmalarının adı geçiyor; iddiaların bir kısmı resmi belgelerle henüz doğrulanmış değil.

Fiyat farkı sorusu

Haberdeki iddiaya göre Roksan firmasının bayisi olduğu belirtilen Bala Grup, alımda ana üreticiden daha düşük fiyat teklif etti. Bursa TV bunun üzerine bir bayinin ana üreticiden nasıl daha ucuz fiyat verebildiğini soruyor. Markaların, miktarın, teslimat ve ödeme koşullarının aynı olup olmadığı da haberde açıklığa kavuşturulması gereken noktalar arasında sayılıyor.

İhaleye katılan firmalar

Haber, Bala Grup, Roksan ve bağlantılı olduğu öne sürülen diğer firmaların ihalelere katılımının araştırılması gerektiğini savunuyor. İhalelerde yeterli rekabetin sağlanıp sağlanmadığı ve teknik şartnamelerin farklı üreticilerin katılımına açık olup olmadığı sorgulanıyor.

Dönemin genel müdürüne sorular

Bursa TV, dönemin Bursa Tarım Genel Müdürü Sedat Akar'a yönelik soruları da sıraladı. Alımın hangi tarihte ve kimin onayıyla yapıldığı, teknik şartnamenin hangi birimce hazırlandığı, yaklaşık maliyetin kaç üreticiden teklif alınarak belirlendiği ve firmalar arasındaki ticari bağların incelenip incelenmediği bu soruların başında geliyor. Akar'ın sözleşme, satın alma ve ödeme süreçlerindeki yetkisinin de ortaya konması isteniyor.

Haberde ayrıca Mikropest'le ilgili iddialara ve Bozbey döneminde bir daire başkanlığı görevinde bulunan ismin firmadan yapılan yüksek tutarlı alımlarla anıldığı iddialarına değiniliyor. Bursa TV, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Tarım, Sedat Akar ve ilgili firmalardan belgeli açıklama beklendiğini yazıyor. Haberde bu kurumların ve kişilerin iddialara yanıtı yer almıyor.

Kaynakbursa tv
Son güncelleme31.10.2026 09:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
6 dakika önce

TBMM Başkanı Kurtulmuş, Libya Temsilciler Meclisi'nin Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakat muhtırasını oy birliğiyle kabul etmesini memnuniyetle karşıladı.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Libya Temsilciler Meclisi'nin Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nı oy birliğiyle kabul etmesini sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla memnuniyetle karşıladı. Muhtıra 2019'dan beri yürürlükte bulunuyordu.

Kurtulmuş, gelişmenin Libya ile ilişkileri güçlendireceğine, iki ülkenin meşru hak ve menfaatlerinin korunmasına ve Akdeniz'de barış, güvenlik ve istikrarın kalıcı hale gelmesine katkı sağlayacağına inandıklarını belirtti. İki egemen devletin karşılıklı iradesiyle atılan adıma yönelik “dışarıdan yapılan itiraz ve karşı iddiaların bizim açımızdan hiçbir hükmü yoktur” diyen Kurtulmuş, Türkiye ile Libya'nın kendi geleceklerine ilişkin karar alma iradesine sahip olduğunu söyledi.

Kurtulmuş, Türkiye'nin hak ve menfaatlerini kararlılıkla savunurken Akdeniz havzasında barış ve istikrarın güçlendirilmesi için uluslararası hukuk çerçevesinde tüm bölge ülkeleriyle diyalog ve iş birliğini sürdüreceğini ifade etti.

KaynakEge Postası
Son güncelleme31.10.2026 10:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
6 dakika önce

TÜRK-İŞ'in Ekim 2026 araştırmasına göre Ankara'da dört kişilik ailenin açlık sınırı 38 bin 24 lira, yoksulluk sınırı 123 bin 856 lira oldu; bekâr çalışanın yaşama maliyeti 49 bin lirayı aştı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), Ekim 2026 "Açlık ve Yoksulluk Sınırı" araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Araştırmaya göre Ankara'da yaşayan dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 123 bin 856,80 liraya yükseldi. Aynı ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenmesi için gereken aylık asgari gıda harcaması ise 38 bin 24,03 lira olarak hesaplandı.

Aylık ve yıllık değişim

Yoksulluk sınırı, gıdanın yanı sıra kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık ve giyim gibi zorunlu harcamaların toplamını gösteriyor. Eylül'de açlık sınırı 37 bin 801 lira, yoksulluk sınırı 123 bin 130 lira düzeyindeydi. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de önceki ayın 48 bin 885 lirasından 49 bin 124,30 liraya çıktı.

Bir yıllık tabloda artış daha belirgin. Ekim 2025'te 28 bin 411 lira olan açlık sınırı yaklaşık 9 bin 612 lira yükseldi. Yoksulluk sınırı ise 92 bin 547 liradan bugünkü rakama ulaşarak bir yılda 31 bin 309 lira arttı.

Mutfak enflasyonu

TÜRK-İŞ'in "mutfak enflasyonu" olarak adlandırdığı, dört kişilik ailenin asgari gıda harcamasındaki artış ekimde aylık yüzde 0,59 oldu. Gıda harcamasının on iki aylık artışı yüzde 33,83'e, yıllık ortalama artışı yüzde 39,26'ya ulaştı. Yılın ilk on ayındaki artış yüzde 26,14 olarak kayda geçti.

Yoksulluk sınırındaki bir yıllık artış, geçen yılın aynı dönemindeki tutarın yaklaşık yüzde 34 üzerine karşılık geliyor. Araştırma Ankara'daki fiyatlar esas alınarak hazırlandı.

Konfederasyon, hesaplanan yoksulluk sınırının bir ücret düzeyi önerisi olmadığını, dört kişilik bir hanenin insan onuruna yaraşır biçimde yaşayabilmesi için gereken toplam aylık geliri ifade ettiğini belirtiyor.

KaynakPolitika Haber
Son güncelleme31.10.2026 10:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 saat önce

soL Haber'in aktardığına göre Yeniçağ, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Mustafa Sarıgül'ün fezlekesinin hızla Meclis'e gelmesi talimatını verdiğini yazdı. Haberdeki iddialar resmi olarak doğrulanmadı.

soL Haber, Yeniçağ'ın haberine dayanarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Mustafa Sarıgül'ün dokunulmazlık dosyasının bir an önce Meclis'e gelmesi ve işlemlerin hızla yapılması yönünde talimat verdiğini aktardı. İddia, haberde herhangi bir resmi kaynağa dayandırılmıyor; Cumhurbaşkanlığı ya da Sarıgül'ün konuya ilişkin yanıtı da aktarılmıyor.

Fezleke hazırlığı

Yeni Parti'deki üyeliğinden ayrılıp bağımsız milletvekili olarak sürdüren Sarıgül'ün istifa dilekçesinin TBMM kayıtlarına geçmesinin ardından, dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik fezleke hazırlığının da başkent gündemine taşındığı belirtiliyor. Dosya Meclis'e gelirse sırasıyla Karma Komisyon ve Genel Kurul aşamalarına geçileceği aktarılıyor. Haberde sürecin takvimine ilişkin bir tarih verilmiyor; fezlekenin Meclis'e ulaşıp ulaşmadığı da belirtilmiyor. Sarıgül'e ilişkin evrak ise dokunulmazlık nedeniyle ayrıştırılıp Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na iletilmişti.

Soruşturmanın seyri

Haberde anlatıldığına göre soruşturma, iki Alman vatandaşının şirketler üzerinden yaklaşık 100 milyon avronun aklandığı ve 1 milyar avroluk fon vaadiyle usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla şikayetçi olmasıyla başladı. Haberde, yurt içi ve yurt dışında kurulan şirketler üzerinden kaynağı belirsiz yüksek miktarda paranın aklandığı iddiaları kapsamında Sarıgül'ün eski eşi Aylin Kotil, oğulları Ömer ve Emir Sarıgül ile olayı araştıran gazeteci Murat Ağırel'in tutuklandığı hatırlatılıyor.

Sarıgül hakkındaki görüntüler ve Deniz Baykal'ın kaseti için "montaj" olduğu raporunu hazırlayan Ulusal Kriminal Büro'nun sahibi Uğur Kurtulan ile Sarıgül'ün koruması olduğu belirtilen Ömer D. de gözaltına alınmıştı. Sarıgül, kendisine yöneltilen iddiaları eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar'ı arayarak yalanlamıştı. Tayyar ise ona dokunulmazlığını kaldırtıp ifade vermesini önermiş, Sarıgül bu öneriyi değerlendireceğini söylemişti.

KaynaksoL Haber
Son güncelleme31.10.2026 09:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 saat önce

Muhalif'te yazan Leyla Emeç Tavşanoğlu, Azerbaycan'ın 37 Türk vatandaşını istenmeyen kişi ilan etmesini ve Aliyev'in TDT zirvesine katılmamasını Ankara'ya yönelik bir mesaj olarak değerlendirdi.

Muhalif'te yazan Leyla Emeç Tavşanoğlu, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerindeki gerginliğin azalmak yerine arttığını savundu. "Bana abilik taslama" başlıklı yazısında, Ankara'nın Bakü'ye yaklaşımını "abilik" olarak niteleyen Tavşanoğlu, bu tutumun "tek millet, iki devlet" anlayışını zorladığını ileri sürdü.

Yasaklar ve görevden alma

Yazara göre Azerbaycan, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, DEM Parti milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve spor yazarı Ahmet Çakar'ın da aralarında bulunduğu 37 Türk vatandaşını istenmeyen kişi ilan ederek ülkeye girişlerini yasakladı. Aralarında gazeteci Fatih Tezcan'ın da olduğu yedi kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Tavşanoğlu, bunun ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başdanışman Oktay Saral'ın görevine son verdiğini hatırlattı. Saral, Eylül'de Azerbaycan okullarındaki kılık kıyafet zorunluluğunu eleştirmiş, başörtülü kızların okullara alınmadığını ve 28 Şubat sürecinin orada da yaşatıldığını söylemişti; Bakü bu sözlere sert tepki göstermişti.

Zirveye katılmama kararı

Tavşanoğlu'na göre asıl mesaj, Aliyev'in 29-30 Ekim'de Ankara'da yapılan 13. Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılmama kararıyla verildi. Azerbaycan'ı zirvede Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov temsil etti. Yazar, tarihin aylar öncesinden belli olmasına rağmen Aliyev'in programını gerekçe göstermesini Bakü'nün rahatsızlığının işareti olarak yorumladı.

Yazıda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Bakü ziyaretinde yaşanan olaylar da anılıyor. Tavşanoğlu'na göre Fidan, Aliyev'le görüşmüştü ve görüşmenin gerginliği yumuşattığı ileri sürülmüştü; yazar, iki ismin yüzündeki ifadenin bu sanıyı doğrulamadığını yazdı. Aynı konferansta İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog konuşurken Fidan ve heyetinin salonu terk etmesi de Azerbaycan basınında sert ifadelerle yer aldı. Azerbaycan'a yakın bir yayın organında Fidan ve Türkiye bağlantılı kuruluşlar hakkında darbe ve kaos amaçlı faaliyet iddiaları yer aldı; haber sonradan kaldırıldı. Tavşanoğlu ayrıca Aliyev'in bir parti toplantısında Türkiye'nin adını anmadan "Önce aynaya bakın" dediğini aktardı.

Ermenistan çıkışı

Tavşanoğlu, Aliyev'in Karabağ Savaşı dönemine atıfla ihtiyaç duyduklarında kimsenin kendilerine yardım etmediğini, aldıklarını paralarıyla aldıklarını söylediğini de aktardı. Yazara göre bu sözler, Türkiye'nin askeri yardımda bulunduğu algısını reddediyordu. Yeni Azerbaycan Partisi de Türkiye'deki siyasetçileri sorumsuz açıklamalar yapmakla suçlamıştı.

Yazar, Aliyev'in verdiği mesajdan hareketle kimsenin başkasının iç işlerine karışmaması gerektiğini kabul etmenin, Türkiye'nin Ermenistan'la yakınlaşma çalışmalarını hızlandırmasının önündeki engeli de kaldırdığını savundu. Tavşanoğlu'na göre Ankara, Azerbaycan'ı küstürmemek için bu süreci ağırdan alıyor. Yazar, böylece Ankara'nın romantizmi bırakıp gerçek diplomasi yönünde adım atabileceğini öne sürdü.

KaynakMuhalif
Son güncelleme31.10.2026 09:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
2 saat önce

Milli Savunma Bakanlığı, Hakkari'nin Yüksekova bölgesinde 31 Ekim'de açılan ateşle yaralanan Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü'nün şehit olduğunu duyurdu.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Hakkari'de bir askerin şehit olduğunu duyurdu. Bakanlığın yazılı açıklamasına göre olay, 7'nci Hudut Tugay Komutanlığı'nın görev yaptığı Yüksekova bölgesinde 31 Ekim'de yaşandı. Bakanlık, şehidin Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü olduğunu açıkladı.

Açıklamada, bir hudut geçiş olayına müdahale edildiği sırada açılan ateşle Ünlü'nün yaralandığı belirtildi. Yaralı er helikopterle Hakkari Devlet Hastanesi'ne ulaştırıldı ve hastanede tıbbi müdahale uygulandı. Bakanlığa göre hastanede yapılan bütün müdahaleler sonuç vermedi ve Ünlü kurtarılamadı.

MSB, olayı "derin bir acı ve üzüntüye boğan" bir gelişme olarak niteledi. Bakanlık, hayatını kaybeden aziz şehide Allah'tan rahmet diledi; kederli ailesine, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ve asil millete başsağlığı ve sabır temennisinde bulundu.

KaynakHabertürk
Son güncelleme31.10.2026 08:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
3 saat önce

Cumhuriyet yazarı Oktay Ekşi, Tele1'e kayyım atanmasının yıl dönümünde Kadıköy'de yürüyen gazetecileri anarak Türk basınının baskılarla geçen tarihine değindi.

Cumhuriyet yazarı Oktay Ekşi, "Medyamız" başlıklı yazısında Türk gazetecilerinin meslek hayatındaki zorlukları anlattı ve 24 Ekim'de yapılan gazeteci eyleminin medyada yeterince yer bulmadığını savundu.

Meslek içi zorluklar

Ekşi, mesleğe girdiği ilk günden itibaren gazeteciler arasında bir rekabet ve küçümseme alışkanlığı olduğunu yazdı. Eski yıllarda önemli sayılan pozisyonlardan birinin istihbarat şefliği olduğunu, bu görevdeki kişinin kızdığı gazeteciyi genç yaşta meslekten uzaklaştırabilecek güce sahip olduğunu anlattı. Mesleğin ilk yıllarında düşük ücretle çalışmanın zorunlu olmasını da bunlara ekledi.

Basına yönelik baskılar

Ekşi'ye göre gazetecinin işi, güç sahiplerinin kamuoyundan uzak tutmak istediği gerçekleri ortaya çıkarmak. Yazar, Türk basınının bu nedenle son 75-80 yıl boyunca baskılarla karşılaştığını savundu. Baskıların en sistemli uygulandığı dönemin Adnan Menderes'in başbakanlık yaptığı 1954-1960 yılları olduğunu öne süren Ekşi, o yıllarda bir kamu görevlisini görevi kötüye kullanmakla suçlayan gazetecinin iddiasını kanıtlasa bile hapse girmekten kurtulamadığını yazdı. Yine de cezanın üst sınırının 9 ay hapis ile 6 bin 666 liralık para cezası olduğunu belirten Ekşi, o dönemde kimsenin gazeteciyi casusluk ya da cumhurbaşkanına hakaretle suçlayıp hapse atmayı düşünmediğini, basın mensuplarının topluca "tasmalı köpek" diye nitelendirilmediğini söyledi.

24 Ekim'deki ortak eylem

Ekşi, 24 Ekim'de İstanbul, Ankara, Bursa ve İzmir başta olmak üzere 10 şehirde gazetecilerin meslek örgütlerinin ortak eylem yaptığını anlattı. Yazara göre bu, yaklaşık 200 yıllık basın tarihinin en kapsamlı ortak eylemiydi. Eylem tarihi, Tele1'e kayyım atanmasının birinci yıl dönümüne denk geliyordu. Ekşi, gazetecilerin önde, siyasetçilerin ve diğer destekçilerin arkada yürüdüğünü, binlerce kişinin Kadıköy'de "basına özgürlük" talebini dile getirdiğini yazdı. Eylemin medyada gerekli yeri bulmadığını belirten Ekşi, yine de bir ilk olarak önemli olduğunu söyledi.

KaynakCumhuriyet
Son güncelleme31.10.2026 07:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
3 saat önce

Cumhuriyet'te yazan Mustafa Gazalcı, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e istifa çağrısı yapan pankart nedeniyle tutuklanan iki üniversiteliyi savundu; öğrenciler sonradan tahliye edildi.

Eski Denizli milletvekili ve eğitimci Mustafa Gazalcı, Cumhuriyet'te yayımlanan "Olaylar ve Görüşler" yazısında, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'i istifaya çağıran bir pankart nedeniyle iki üniversite öğrencisinin tutuklanmasını eleştirdi. Gazalcı, öğrencilerin düşüncelerini barışçıl biçimde açıkladığını savundu.

Pankart ve tutuklama

Gazalcı'nın aktardığına göre Nehir ve Nevin adlı iki öğrenci, bakanın ziyaret edeceği Kadıköy Anadolu Lisesi'nin parmaklıklarına pankart astı. Pankartta "Bize gelecek yoksa, sana huzur yok. Yusuf Tekin istifa" yazıyordu. Gazalcı, gençlerin önce gece yarısı gözaltına alındığını, ardından tutuklandığını yazdı. Yazara göre iki öğrencinin yaptığı, Anayasa'dan doğan haklarını kullanarak kaygılarını dile getirmekten ibaretti; Gazalcı bu nedenle yaşananları "şaka gibi ama gerçek" diye niteledi. Tutuklama kararında "sana huzur yok" ifadesinin tehdit ve gözdağı niteliği taşıdığının savunulduğunu da ekledi. Nehir'in Galatasaray Üniversitesi'nde, Nevin'in İstanbul Üniversitesi'nde okuduğunu belirten Gazalcı, ikisinin de 20'li yaşlarda olduğunu yazdı.

Annenin anlattıkları

Yazıya göre Nehir'in annesi, pankartın asıldığı Kadıköy Anadolu Lisesi'nden geçen yıl emekli olan bir öğretmen. Anne, evlerine gece yarısı bir buçukta altı yedi polisin geldiğini anlattı. Kızına kızamadığını söyleyen anne, onun anayasal hakkını kullandığını ve kızıyla gurur duyduğunu belirtti.

Tepkiler ve tahliye

Gazalcı'ya göre tutuklamanın ardından Galatasaray, ODTÜ, İTÜ ve başka üniversitelerde benzer pankartlar asıldı. Kamuoyundan, basın meslek örgütlerinden ve eğitim sendikalarından tepkiler geldi; iki öğrenci bunun ardından tahliye edildi.

Avrupa'dan karşılaştırma

Gazalcı, Fransa ve Avrupa'nın başka ülkelerinde öğrencilerin gelecek kaygısıyla sokağa çıktığını, hükümetlerle görüştüğünü, Sırbistan'da ise sandıkta iktidarı değiştirdiğini yazdı. Türkiye'de ise pankartla düşüncesini açıklayan gençlerin başına gelenlerin kabul edilemez olduğunu savundu. Yazar, Orhan Veli'nin "Bedava" şiirindeki "kelle fiyatına hürriyet, esirlik bedava" dizelerinin bugünün Türkiye'sinde karşılık bulduğunu ileri sürdü. Bu tablonun, düzeni eleştirmeyin, gerçeği konuşmayın ve yazmayın mesajı verdiğini söyledi.

Bakana yönelik eleştiriler

Gazalcı, Tekin'in Atatürk karşıtlarıyla fotoğraf çektirdiğini ve Kurtuluş Savaşı'na ilişkin ifadelerinin kafa karıştırdığını öne sürdü. Ayrıca Tekin'in MESEM ve ÇEDES gibi uygulamaları savunduğunu, Türkiye Yüzyılı Maarif Programı ile laik ve bilimsel eğitim düzenini bozduğunu öne sürdü. Bakanın görevden ayrılması ya da alınması gerektiğini yazan Gazalcı, fon vurgununun maliyetinin 114 milyar dolar olduğunun söylendiğini, iktidarın bu konunun konuşulmasını önlemek için gazetecileri, seçilmiş belediye başkanlarını ve öğrencileri hapse attığını iddia etti.

KaynakCumhuriyet
Son güncelleme31.10.2026 07:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
4 saat önce

Yabancı okul velileri, 20 Ekim'de duyurulan uygulamanın fırsat eşitliğini zedeleyebileceğini savunuyor. Bir veliye göre İngilizce ve Fransızca dışındaki sınavlar iptal edildi.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın 20 Ekim 2026'da duyurduğu Ortak Yazılı Sınav Sistemi, 2026-2027 eğitim öğretim yılında uygulanacak. Yabancı okullarda okuyan öğrencilerin velileri, uygulamanın fırsat eşitliği yerine mevcut farkları büyütebileceğini savunuyor ve yeniden değerlendirilmesi için imza kampanyası yürütüyor.

Cumhuriyet'e konuşan bir veli, yeni sistem yüzünden okullarda belirsizlik yaşandığını, geçtiğimiz hafta gerçekleşen sınavlarda İngilizce ve Fransızca dışındaki derslerin iptal edildiğini aktardı. Velilerin hazırladığı açıklamada, yabancı okulların müfredat, ders işleyişi, akademik takvim ve öğretim dili bakımından diğer okullardan ayrıldığı belirtildi. Ortak sınavın kapsamı okulda işlenen konularla örtüşmezse öğrencilerin henüz görmedikleri başlıklardan sorumlu tutulabileceği ifade edildi.

Açıklamada ayrıca yabancı dilde yürütülen derslerin Türkçe sorularla ölçülmesinin farklı sonuçlar doğurabileceği, sistemin yıl başladıktan sonra duyurulmasının çalışma programlarını değiştirmeyi zorunlaştırabileceği ve bunun öğrencilere ek yük getireceği kaydedildi.

KaynakCumhuriyet
Son güncelleme31.10.2026 06:14
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
4 saat önce

Uluslararası Nakliyeciler Derneği Başkanı Aras, profesyonel sürücülere turistlerden farklı kalış süresi tanınmasını istedi. Şoförler Avrupa'da gözaltı ve sınır dışı edilme yaşadıklarını anlattı.

Avrupa Birliği'nin Schengen Bölgesi için getirdiği, 180 günlük dönemde en çok 90 gün kalmaya izin veren uygulama, Türk tır şoförleri açısından bir nakliye krizine dönüştü. Haberde aktarılan bilgilere göre Kapıkule, İpsala ve Hamzabeyli geçişlerinde 5 binin üzerinde tır, Avrupa'ya girmek için sırada bekliyor. Aynı geçişlerden günde yaklaşık 2 bin tır ülke dışına çıkıyor.

Sınırda bekleyiş ve gözaltı iddiaları

Yükleme ve boşaltma süreleri uzadıkça 90 günlük sınırı aşan binlerce sürücü, Avrupa genelinde cezai işlemle karşı karşıya kalıyor. Dün itibarıyla 300'den fazla tırın Bulgaristan'a girişine izin verilmediği bildirildi. Haberde ayrıca, başta Polonya ile İtalya'da olmak üzere pek çok ülkede Türk sürücülerin polis tarafından ters kelepçeyle gözaltına alınıp sınır dışı edildiği, Avrupa'nın çeşitli tampon bölgelerinde çok sayıda tırın mahsur kaldığı ifade ediliyor. Sınır kapılarında eylem yapan sürücüler ve sektör temsilcileri sorunlarını anlattı.

Nakliyeciler: Sürücü turist değil

Uluslararası Nakliyeciler Derneği'nin (UND) başkanı Şerafettin Aras, ticari yük taşıyan sürücülere turistlerle aynı kalış kısıtının uygulanmasını doğru bulmadığını söyledi. Aras'a göre sürücüler Avrupa'ya tatile gitmiyor; fabrikaların üretim malzemesini, market raflarına gidecek ürünleri ve üreticilerin siparişlerini taşıyor.

Aras, Avrupa Komisyonu verilerine dayanarak Türkiye ile AB arasındaki mal ticaretinin 2025'te 217,6 milyar avroya ulaştığını hatırlattı. Türkiye'nin AB'den 114,3 milyar avro, AB'ye ise 103,3 milyar avro tutarında ürün sattığını söyleyen Aras, uygulamanın Avrupalı üreticiyi ve ihracatçıyı da engellediğini savundu. Dernek başkanı, ayrıcalık değil kalıcı bir düzenleme istediklerini vurguladı. O düzenleme yapılıncaya kadar sürücülerin sınırda geri çevrilmesini ve yüklerin bekletilmesini önleyecek acil kolaylıklar talep etti; profesyonel sürücüler için mesleğe uygun kalış süreleri tanımlanmasını önerdi.

Şoförler: 15 gün her seferde eriyor

Tır şoförü Mensur Diyanat, Avrupa'ya yapılan bir seferin, bekleme ve yükleme işlemleri dahil, gidiş-dönüşte en az 15 gün sürdüğünü anlattı. Her seferde 90 günlük sürenin 15 gün azaldığını, birkaç seferin ardından oturum süresinin dolduğunu ve Bulgaristan sınırından geri çevrildiklerini söyleyen Diyanat, sonrasında vize randevusu bulamadıkları için altı ay işsiz kaldıklarını öne sürdü. Avrupa'da pasaportuna sınır dışı damgası vurulan şoförlerin de işsiz kalacağını ekledi.

Yaklaşık altı gündür sınırda bekleyen şoför Murat Haliloğlu ise yalnızca Kapıkule'de 2 binin üzerinde tır olduğunu söyledi. Haliloğlu, gıda, ilaç, tekstil ve otomotiv parçası taşıdıklarını, Türk plakalı araçlar geri çevrilince yüklerin sınır kapılarında beklediğini ve bunun hem Türkiye'nin hem Avrupa'nın ticari akışını aksattığını belirtti. Sigortaları Türkiye'de yatırılan ticari sürücüler için özel vize ya da hizmet pasaportu uygulaması istedi.

KaynakYeni Şafak
Son güncelleme31.10.2026 06:14
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
5 saat önce

Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, bir vatandaşın aktardığı İstanbul'daki okul iddialarını X hesabından paylaşarak Millî Eğitim yönetimini eleştirdi ve okullardaki koşulların iyileştirilmesini istedi.

Yeni Yol Grup Başkanvekili ve Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ, İstanbul'daki bir okulun tuvaletlerinde sabun gibi temel temizlik ürünlerinin bulunmadığına dair iddiaları gündeme getirdi. Özdağ, kendisine ulaşan bir vatandaş mesajını X hesabından paylaşarak Millî Eğitim yönetimini eleştirdi ve okullardaki fiziki koşulların iyileştirilmesini istedi. Paylaşım, siyasi gündemde eğitim altyapısına dair tartışmayı yeniden öne çıkardı.

Vatandaşın aktardığı iddialar

Özdağ'ın aktardığı mesajda, İstanbul'da bir okula kardeşini almak için giden bir kişinin beklerken el yıkamak istediği, ancak lavaboda sabun ve maşrapa gibi gerekli hiçbir malzemenin bulunmadığı anlatıldı. Mesajı yazan vatandaş, okuldan çıkan öğrencilere lavaboları nasıl kullandıklarını sordu. Öğrencilerin yanıtı, mesajda "Hiç kullanamıyoruz. Tuvalet ihtiyacımızı tutuyoruz. Çok sıkışırsak caminin tuvaletine gidiyoruz" şeklinde yer aldı.

Söz konusu iddialarla ilgili Millî Eğitim yönetiminden bir açıklama haberde yer almadı. İddiaların doğrulanması için okulun adı ve bağlı olduğu kurum da paylaşılmadı.

Paylaşımda yer alan iddialara ilişkin Millî Eğitim yönetiminden bir açıklama habere yansımadı.

Özdağ'ın eleştirisi

Özdağ, paylaşımında soruyu doğrudan Millî Eğitim yönetimine yöneltti. Özdağ, çocukların en temel insani ihtiyaçlarını karşılamak için okul dışında çözüm aramak zorunda kaldığını söyleyerek tepki gösterdi. Öğrencisine temiz bir lavabo, sabun ve maşrapa gibi olanakları bile sağlayamayan bir Millî Eğitim yönetiminin gençlerden nasıl bir başarı ve gelecek bekleyebileceğini sordu.

Eğitimde kalite söylemleri dile getirilmeden önce öğrencilerin temel ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini savunan Özdağ, çocukların insan onuruna yakışır koşullarda eğitim görmesinin sağlanmasını istedi. Okullardaki hijyen ve fiziki koşulların düzeltilmesini isteyen milletvekili, açıklamasını "Kalite teferruatta saklıdır" sözleriyle tamamladı.

KaynakNNC Haber
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
5 saat önce

Devlet Bakanı Kemal Derviş eşiyle birlikte çıktığı Anadolu turunda Gaziantep ve Adana'da sanayici ve esnafla görüştü. Yeni Şafak'a konuşan oda ve belediye yöneticileri toplantıları anlattı.

Devlet Bakanı Kemal Derviş, eşi Catharina Derviş'in de yer aldığı Anadolu turunda Gaziantep ve Adana'da sanayici, esnaf ve yerel yöneticilerle bir araya geldi. Yeni Şafak'ın haberine göre tur, "siyasi ziyaret" tartışmalarının gölgesinde yapıldı.

Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Mehmet Aslan, Yeni Şafak'a konuşurken Derviş'in sanayici, işadamı ve esnafla ayrıntılı bir görüşme yaptığını söyledi. Aslan'a göre Derviş, programı bürokratlarla aceleyle hazırlamak zorunda kaldığını ve eksiklikler olabileceğini belirtti. Oda yönetimi de Bakan'a çözüm için gerekli değişikliklerden oluşan bir öneri sundu. Derviş, gezdiği fabrikalarda çalışmayan makineler ile yüzde 30-40 kapasiteyle üretim yapan tesisleri gördü; Naksan Plastik'te sorunlarını anlatan yetkililerden birkaç ay daha sabır istedi.

Adana'da ise Vali, Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak, sanayi ve ticaret odaları ile organize sanayi bölgesi temsilcileriyle toplandı. Durak, Yeni Şafak'a toplantıdan moralsiz çıktığını, bunun anlatılan sorunlardan kaynaklandığını söyledi.

KaynakYeni Şafak
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu