1 saat önce

Tasfiyeye alınan 131 fondan 38'inin süreci sürüyor; net yatırım tutarı 125 milyar lira. MSCI'nin Türkiye'ye Haziran 2027'ye kadar süre tanıdığı da bildirildi.

Türkiye'nin sermaye piyasalarını sarsan fon krizi, yüz binlerce yatırımcıyı doğrudan ilgilendiren bir tasfiye sürecine dönüştü. 30 Ekim itibarıyla paylaşılan verilere göre 455 bin 758 tekil yatırımcı krizden etkilendi, ödemeler 68 milyar liraya ulaştı. Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) müdahalesinin ardından portföylerin yapısı, likidite yönetimi ve denetim düzeni yeniden tartışılıyor.

Rakamlarla tasfiye süreci

Başlangıçta tasfiye kararı alınan 131 fonun 38'inde işlemler hâlâ sürüyor. Şu ana kadar 71 bin 899 hesaba ödeme yapıldı. Geri ödeme kapsamındaki net yatırım tutarı ise 125 milyar lira olarak bildiriliyor. Yani ödemelerin önemli bölümü gerçekleşmiş durumda, ancak süreç tamamlanmış değil. Tasfiyeye alınan bir fon, yatırımcının parasını otomatik ve eksiksiz geri alacağı anlamına gelmiyor. Fonun elindeki nakit, menkul kıymet ve diğer varlıklar satılıp paraya çevrildikçe ödeme yapılabiliyor. Düşük likiditeli hisselerin satışı zaman alabileceği gibi, satışların fiyatlar üzerinde baskı kurması da mümkün.

Kriz nasıl büyüdü

Haberin aktardığı çerçeveye göre sorunun kökeninde, bazı fonların Borsa İstanbul'da işlem hacmi düşük ve dolaşımdaki payı sınırlı şirketlerin hisselerinde yoğunlaşması yatıyor. Bu hisselerdeki sert fiyat hareketleri ilgili fonların getirisini olağanüstü seviyelere taşıdı, yüksek getiri de yeni para girişini hızlandırdı. Portföyler, gerçek piyasa derinliğiyle desteklenmeyen bir şişkinliğe kavuştu. Fiyatlar yükseldiği sürece sorun görünmedi; satış baskısı başlayınca kırılganlık ortaya çıktı.

Yatırımcılar aynı anda fonlardan çıkmak isteyince portföy yöneticileri varlıkları nakde çevirmek zorunda kaldı. İşlem hacmi düşük hisselerde yeterli alıcı bulunamadığı için her satış fiyatları biraz daha aşağı çekti. Bu da fon getirilerini eritip yeni çıkış talebi doğurdu. Etkinin fonlarla sınırlı kalmadığı görüldü: 16 Eylül'de BIST 100 endeksi tek günde yüzde 7,5 geriledi.

MSCI uyarısı ve olası senaryolar

Kriz, yabancı yatırımcının Türkiye'ye bakışını da etkileyebilecek bir boyut taşıyor. MSCI'nin Türkiye'ye Haziran 2027'ye kadar süre tanıdığına ilişkin değerlendirme, piyasaların uluslararası standartlara uyumunu yeniden gündeme getirdi. Şeffaflık ve piyasa işleyişindeki sorunlar giderilemezse gelişmekte olan piyasa statüsünün tartışılabileceği, bunun da yabancı fonların kararlarını olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor.

Haberde önümüzdeki dönem için üç senaryo sıralanıyor. Birincisinde tasfiye planlı ilerliyor, ödemeler sürüyor ve baskı zamanla hafifliyor. İkincisinde düşük likiditeli varlıklar beklenenden yavaş nakde dönüştüğü için ödeme süreci uzuyor. Üçüncüsünde ise güven kaybı başka yatırım araçlarına ve finansal kuruluşlara yayılıyor, Borsa İstanbul'da satış baskısı sürüyor. Aynı değerlendirmeye göre belirleyici olacak konu, 125 milyar liralık tutarın nasıl paraya çevrileceği kadar, benzer bir krizin yaşanmayacağına dair güvenin yeniden kurulması.

KaynakBorsanın Gündemi
Son güncelleme31.10.2026 06:14
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
40 dakika önce

BDDK, Savcı Sayan'ın 30 Ekim'de yönelttiği soruların ardından yaptığı açıklamada Başkan Şahap Kavcıoğlu'na yönelik iddiaların dayanaksız olduğunu savundu.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Başkan Şahap Kavcıoğlu ve kurum hakkında dolaşıma giren iddiaların "bütünüyle asılsız" olduğunu açıkladı. Kurum, bu paylaşımlardan sorumlu olanlar hakkında hukuki süreç başlatacağını bildirdi.

Açıklama, AK Partili Savcı Sayan'ın 30 Ekim'de sosyal medya hesabından Kavcıoğlu'na yönelttiği 10 sorunun ardından geldi. Sayan, fon soruşturması sürerken Kavcıoğlu'nun iş insanı Emre Tezmen'den 20 milyar lira temin etmesini, bu paranın Pusula Holding ve Katılımevim'i kurtarmak için kullanılacağını öne sürmüş, karşılığında Takasbank üzerinden 35 milyar liralık kredi vaat edilip edilmediğini sormuştu. Sayan ayrıca Kavcıoğlu'nun yakınlarının bu şirketlerde payı olup olmadığını ve BDDK'nın şirketler hakkında önceden inceleme ya da risk raporu hazırlayıp hazırlamadığını sormuştu.

BDDK, kurumun görev ve yetki alanının mevzuatla belirlendiğini hatırlattı. Kurum, bu tür paylaşımların kamuoyunu yanıltmanın yanında sürecin sağlıklı yürütülmesini de zorlaştırdığını savundu.

Kaynak12punto
Son güncelleme31.10.2026 07:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 saat önce

Cumhuriyet yazarı Balbay, fon soruşturması ile Bakırköy Belediyesi operasyonunu karşılaştırdı ve iktidarın iki olaya farklı hukuk uyguladığını savundu.

Cumhuriyet yazarı Mustafa Balbay, köşesinde fon vurgunu ile Bakırköy Belediyesi'ne yönelik operasyonu karşılaştırarak çifte standardın saklanamaz düzeye geldiğini savundu. Balbay'a göre gündemdeki iki uç konudan biri iktidarın icraatının sonucu, diğeri ise yerel yönetimlere iki yıl önce başlayan operasyonların son halkası.

İki olay, iki yöntem

Balbay, fon konusunda "cerrah titizliği" gösterildiğini, belediyelerde ise "buldozer temizliği" uygulandığını yazdı. Yazara göre fon vurgununda gerekçe, haklıyı haksızdan ayırırken ekonominin zarar görmemesini sağlamak. Yazar, belediyelerde ise şüphe varsa herkesin gözaltına alınıp tutuklandığını, bir şey çıkmasa bile ifadelerden bir şeyler çıkarılmaya çalışıldığını öne sürdü.

Fon vurgununda mağdurlara paralarının ödenip tartışmanın kapatılmak istendiğini yazan Balbay, vurgunun sorumlularını, hazırlayanlarını, göz yumanları ve izin verenleri sordu. Yazara göre bu isimlere uygulanan en ağır ceza, Cumhurbaşkanı'nı üzdükleri ve bunun bedelini ödeyecekleri mesajı. Balbay, bedelin ne olduğunu kamuoyunun bilmediğini, ancak iktidarın iç işleyişinde bir karşılığı olduğundan şüphe duymadığını belirtti.

Küresel uyarı

Balbay'a göre 17 Eylül'de patlayan fon vurgunu, Türkiye'nin dışa açık finans yapısı nedeniyle küresel aktörlerce yakından izlendi. Bir ay sonra, ekim ayının üçüncü haftasında Türkiye'ye hazirana kadar süre verildiği, aksi halde gelişmekte olan ülkeler sınıfından sınırdaki riskli ülkeler arasına konabileceği yönünde bir açıklama yapıldı. Yazar bunun iki nedenini sıraladı: büyük vurgun ve kriz ile bunu çözecek umut verici bir yol haritasının bulunmaması.

Balbay, fon vurgununda "üçlü hukuk" bulunduğunu da öne sürdü. Yazara göre bir grup "yakalanırsanız sizi tanımıyoruz" muamelesi görecek; şirket yöneticileri, uzmanları ve kamudaki bazı eski yöneticiler bu gruba giriyor. İkinci grup hiçbir şekilde dokunulmayacak kişilerden, üçüncüsü ise kamuoyunu tatmin etmek için dokunulacak ama arkası güçlüyse geri adım atılacak isimlerden oluşuyor.

Bakırköy ve Sarıgül

Madalyonun öteki yüzünde suçun kitleselliği olduğunu yazan Balbay, Bakırköy Belediye Başkanı Ayşegül Ovalıoğlu'nun üç belediye başkanıyla birlikte YENİ Parti'ye geçeceği ve törenin Bakırköy'de yapılacağı gün operasyon düzenlendiğini hatırlattı. 68 kişi hakkında gözaltı kararı verildi; bunların arasında Ovalıoğlu'nun babası ve dayısı da var. Suçlamalar ihaleye fesat karıştırmakla başlayıp rüşvet ve irtikapla sürüyor.

Yazar, babanın bir dükkânda üç kişiyle konuşurken çekilen fotoğrafının hemen ardından "rüşvet pazarlığı" suçlamasının hazırlandığını yazdı. Fon soruşturmasında Fatma Betül Sayan Kaya başta olmak üzere ifade verenlerin adliyeye ne zaman gittiğinin, nereden girdiğinin ve ne söylediğinin bilinmediğini, Bakırköy'de ise iddiaların ilk andan itibaren karar hükmüymüş gibi sunulduğunu savundu.

Balbay, Mustafa Sarıgül'ün YENİ Parti'den istifa ettiğini ve sonunda aklanıp geri döneceğini söylediğini hatırlatarak, gerçeğin bir an önce ortaya çıkarılması gerektiğini yazdı. Dosya üzerinden başka bir siyasi hesap yapılıyorsa bunun da dosya kadar vahim olacağını ekledi.

KaynakCumhuriyet
Son güncelleme31.10.2026 06:14
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
2 saat önce

Yeni Parti Ekonomi Koordinasyon Kurulu Üyesi Kerim Rota, KARAR TV'de fon krizinde denetim kurumlarının geç kaldığını savundu; mağdurlar için getirilen 1 milyon liralık sınıra da itiraz etti.

Yeni Parti'nin Ekonomi Koordinasyon Kurulu üyesi Kerim Rota, KARAR TV'deki programda Taha Akyol ve Elif Çakır'a fon krizinin nasıl büyüdüğünü, kimlerin sorumluluk taşıdığını ve piyasaların yurtdışındaki itibarını anlattı. Rota, vurgunun gizli bir yapıda değil, resmî sistemin içinde yaşandığını savundu.

"Resmî sistemin içinde yaşandı"

Rota, tehlikeye yaklaşık 10 ay önce dikkat çektiğini söyledi. Rota, fon işlemlerinin KAP'ta duyurulduğunu, günlük fon değerlerinin açıklandığını, portföy içeriklerinin de her ay yatırımcıyla paylaşıldığını anımsattı; bazı hisselerin değerinin ülkenin en büyük sanayi şirketlerinin 6-7 katına yükseldiğini kaydetti. Ağustos-Eylül 2026'ya kadar denetim kurumlarının attığı adımların piyasayı bozanların çalışma biçimini değiştirmediğini öne süren Rota, zamanında müdahale edilmediği için zararın büyüdüğünü söyledi. Dünyada hiçbir Ponzi yapısının kendiliğinden sona ermediğini de ekledi.

Mağdurlar ve 1 milyon liralık sınır

Rota'ya göre suçluların cezalandırılması yatırımcı mağduriyetini tek başına gidermeye yetmez. Hükümetin getirdiği "1 milyon liralık üst sınır" ile ön ödeme uygulamasının, mağdur sayısını göstermelik biçimde azaltarak siyasi maliyeti düşürmeyi amaçladığını öne sürdü. Fonlarda bankalardaki gibi mevduat garantisi bulunmadığını, tasfiye durumunda herkesin payı oranında alacaklı olduğunu anlatan Rota, bir kanunla geçmişe dönük olarak ayrıcalıklı alacaklı grubu yaratılmasının mülkiyet hakkı konusunda tartışma doğuracağını söyledi. Bunun yüz binlerce yeni davadan oluşan bir hukuki sarmal doğurabileceği uyarısında bulundu.

Piyasa statüsü riski

Programda ayrıca MSCI'ın Türkiye borsasında endeks revizyonlarını geçici olarak durdurması ele alındı. Bu karar, ülkenin "Gelişmekte Olan Piyasalar" kategorisinden "Öncü Piyasalar" grubuna indirilebileceği ihtimalini akla getirdi. Akyol, Çakır ve Rota; yabancı yatırımcının güveninin geri gelmesi için şeffaflık, kurumların bağımsızlığı ve siyasetten bağımsız çalışan, liyakate dayalı bir gözetim düzeninin gerektiği görüşünü paylaştı.

KaynakYeni Asya
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
2 saat önce

Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, Yol-İş Genel Kurulu'nda tüm siyasi partilere seslenerek yolsuzluk iddialarının ayrım gözetmeden takip edilmesini istedi; taşeron ve özelleştirme konularına da değindi.

Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, 30 Ekim'de katıldığı Yol-İş Sendikası 13. Olağan Genel Kurulu'nda gündemi belirleyen belediye, AHBAP ve fon soruşturmalarına dikkat çekti. Atalay, bütün siyasi partilere seslenerek yolsuzluk iddialarının üzerine birlikte gidilmesini istedi. Toplantıda Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ve eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da yer aldı.

Partilere ortak tutum çağrısı

Atalay, ülkenin artık emekliyi, taşeronu ve vergiyi değil; AHBAP'ı, belediyeleri ve fonu konuştuğunu söyledi. Belediyede, bürokraside, sendikada ya da bakanlıkta, kim hangi görevde olursa olsun yanlış yapanların kamuoyu önünde ifşa edilmesi gerektiğini savundu. Meclis'in ve siyasi partilerin bu konuda kol kola yürümesini isteyen Atalay, "Senin hırsızın, benim hırsızım yok" dedi.

Soruşturmalarda tutuklu sayısının 120'ye yaklaştığını hatırlatan Atalay, bunun yeterli olmadığı görüşünü dile getirdi. Tes-İş Sendikası'nın karşısında çalışan bir Yozgatlı berberin kendisine kelepçe istediğini söylediğini aktaran Atalay, kimin ne yaptıysa bedelini sonuna kadar ödemesi gerektiğini, yakınları da olsa bunun değişmeyeceğini belirtti. Hiçbir şeyin saklı kalmayacağını, bunun aradan yirmi yıl geçse bile gün yüzüne çıkacağını ekledi.

Taşeron işçiler ve özelleştirme

Atalay konuşmasında bakana dönerek taşeron işçi meselesinin çözülmesini istedi. Sorunun çözüldüğünün sanıldığını, bu kapsamda 50 bin kişinin kaldığı düşünülürken sayının 150 bine çıktığını söyledi. Konunun görmezden gelinmesi halinde ülkenin başına ciddi bir sorun açılacağını öne sürdü.

Köprü ve otoyol özelleştirmelerine de itiraz eden Atalay, başarılı bulduğu tek bir özelleştirme örneği bulunmadığını belirtti. Karayolları ve köprülerin kamuda kalması gerektiğini, şirketlerin buralara kâr amacıyla girdiğini, yabancı yatırımcının gelmesinin ise bir anlamı olmadığını söyledi.

KaynakCumhuriyet
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
4 saat önce

Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, kamu yöneticilerinin krizle bağlantılı fonlarla mali ilişkisi olup olmadığını sordu; kamu kaynağı aktarılıp aktarılmadığının açıklanmasını istedi.

Muğla Milletvekili ve Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, fon krizini Meclis'in gündemine taşıdı. Özdağ, Cumhurbaşkanı Yardımcısı'na ve her bakana ayrı birer yazılı soru önergesi sundu. Önergelerde, kamu yöneticileriyle kurumlarının krizdeki fonlarla bir mali bağı olup olmadığı soruluyor.

Özdağ, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, krizin üzerinden 40 günü aşkın süre geçmesine rağmen kafalardaki soruların cevap bulmadığını söyledi. Yaşananı "Son zamanların en büyük borsa vurgunu" diye niteleyen Özdağ, önergeleri "tarihe not düşmek adına" verdiklerini ifade etti.

Üst düzey yöneticilerin fon bağlantıları

Önergelerin gerekçe kısmında, bazı yatırım fonlarıyla portföy yönetim şirketlerinde görülen temerrüt ve ödeme güçlükleri, piyasa denetimi, şeffaflık ve kamu sorumluluğu açısından ciddi sorular doğuran gelişmeler olarak tanımlandı. Özdağ, SPK'nın aldığı kararların ardından yaşanan sürecin baştan sona incelenmesi gerektiğini savundu.

Bakan yardımcısından daire başkanına uzanan geniş bir üst düzey kadronun, krizle anılan portföy yönetim şirketlerinden birine ya da bunların işlettiği serbest fonlara para yatırıp yatırmadığı sorgulandı. Ayrıca bu isimlerin ilgili şirketlerde hissesi ya da ortaklığı olup olmadığı soruldu.

Kamu kaynağı fonlara aktarıldı mı?

Soru listesi bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarını, konseyleri, kurulları ve öteki kamu tüzel kişilerini de kapsıyor. Özdağ, bu kurumların söz konusu şirketlere ya da fonlara doğrudan veya dolaylı yoldan yatırım yapıp yapmadığını öğrenmek istedi. Kamu parası, mevduat ya da başka bir finansal varlık aktarıldıysa, her kurumun tutarı ve işlem tarihini ayrı ayrı açıklamasını talep etti.

İçeriden bilgi ve çıkar çatışması soruları

Önergelerde, kamu görevlilerinin olası mali ilişkilerinin makamlarından gelen yetki ve bilgiyle bağının da araştırılması gerektiği vurgulandı. Özdağ, fonlara para yatırma kararlarında içeriden öğrenilen verilerden yararlanılıp yararlanılmadığını sordu. Yetkinin kötüye kullanıldığına ya da devletin zarara uğratıldığına dair bir inceleme veya soruşturma açılıp açılmadığını da yöneltti.

Olası kamu zararı ve görevden almalar

Fonlardaki ödeme sıkıntısının devlet kurumlarına ve kamu kaynaklarına maliyet çıkarıp çıkarmadığı da yanıt beklenen konular arasında. Özdağ, ihtimal dahilindeki zararın boyutunun, sorumlularının ve telafisi için atılan adımların kamuoyuna anlatılmasını istedi.

Muhatap bakanlıklara ayrıca, krizle ilgisi belirlenen herhangi bir şube müdürünün, daire başkanının, genel müdür yardımcısının, vekilin veya genel müdürün görevinden alınıp alınmadığı soruldu. Yedişer soruluk önergelerle Özdağ, fon krizinin devlet kurumları, üst kademe bürokratlar ve kamu kaynaklarıyla muhtemel bağlarının gün yüzüne çıkarılmasını amaçlıyor.

KaynakNNC Haber
Son güncelleme31.10.2026 03:39
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
7 saat önce

Savcı Sayan, fon soruşturması sürerken BDDK Başkanı Şahap Kavcıoğlu'na Emre Tezmen, Takasbank kredisi ve Pusula Holding üzerinden 10 soru yöneltti; kamuoyunun yanıt beklediğini yazdı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü fon soruşturması sürerken Savcı Sayan, sosyal medya hesabından BDDK Başkanı Şahap Kavcıoğlu'na on soru yöneltti. Sorular, Pusula Holding ve Katılımevim'in kurtarılmasına dair öne sürülen iddialar etrafında şekilleniyor. Sayan, kamuoyunun Kavcıoğlu'ndan bir açıklama beklediğini de duyurdu.

Emre Tezmen'le telefon görüşmesi iddiası

Sayan'ın ilk üç sorusu, Emre Tezmen'le yapıldığı iddia edilen görüşmeye odaklanıyor. Kavcıoğlu'nun Tezmen'e telefon açarak Pusula Holding ile Katılımevim'i devralmasını talep edip etmediğini, olumsuz yanıt alıp almadığını soruyor. Fon krizi patlamadan birkaç gün önce Tezmen'e kahve daveti yapılıp yapılmadığı ve bu görüşmede kimlerin bulunduğu da sorular arasında.

20 milyar lira ve Takasbank kredisi

Sayan, Kavcıoğlu'nun Pusula ile Katılımevim'i ayakta tutmak için Tezmen'den 20 milyar lira bulmasını isteyip istemediğini soruyor. Bu paranın karşılığında Pazartesi günü Takasbank'tan 35 milyar liralık kredi vaadinde bulunulup bulunulmadığını, kredinin neden verilmediğini ve mevzuat engeli varsa böyle bir sözün neden verildiğini de soruyor. Sayan ayrıca Tera'yı zora sokmak pahasına bu iki şirketi kurtarma çabası olduğunun söylendiğini hatırlatıp iddianın doğru olup olmadığını soruyor. Bir başka soru, söz konusu 20 milyar liranın Kavcıoğlu'na yakın üst düzey bürokratların ve siyasilerin hisselerini kurtarmak için kullanılıp kullanılmadığına dair.

Ortaklık ve rapor soruları

Sayan, Pusula Holding'de yüzde 2,5, Katılımevim'de yüzde 4,5 paya sahip bir yakını ya da akrabası olduğunun konuşulduğunu belirtip bu bilginin doğruluğunu soruyor. Son iki soruda ise Kavcıoğlu'nun, Sayan'ın deyişiyle halka ve Cumhurbaşkanı'na ihanet eden fon şebekesiyle bağlantılı firmaların faaliyetlerini önceden izleyip izlemediği gündeme geliyor. Sayan, bu konuda hazırlanmış bir rapor olup olmadığını, varsa raporun ilgili bakana ve kurumlara sunulup sunulmadığını ve olası riskler hakkında bu kurumların bilgilendirilip bilgilendirilmediğini soruyor.

Sayan'ın çağrısı

Paylaşımını Kavcıoğlu'na seslenerek sürdüren Sayan, ortaya attığı iddiaları "son derece ağır ve vahim" diye niteledi. Kamuoyunun bu iddialara ilişkin bir yanıt beklediğini ekledi. Sorulara Kavcıoğlu'nun yanıt verip vermediğine dair kaynakta bir bilgi yer almadı.

KaynakSözcü Gazetesi
Son güncelleme31.10.2026 00:08
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
8 saat önce

dokuz8TV'de konuşan gazeteciler Gökhan Biçici ve Süleyman Karan, fon krizini iktidar içi hesaplaşma, borsadaki gerileme ve seçim ekonomisi ihtimaliyle birlikte değerlendirdi.

dokuz8TV'de yayımlanan "Gündem Ekonomi — Haftadan Kalan" programının konuğu gazeteci Gökhan Biçici ile ekonomi gazetecisi Süleyman Karan, Eylül ortasından bu yana ülke gündemini belirleyen fon krizinin siyasi ve ekonomik sonuçlarını tartıştı. Biçici krizin derinleştiğini söylerken Karan, olayı Amerika'daki Madoff dolandırıcılığına benzetti.

Karan: Yıllarca konuşulacak bir vurgun

Karan'a göre ortaya çıkan tablo, ölçeği ve tahribatıyla gelecek kuşaklara da anlatılacak bir olay. Fon krizinin geçmişteki borsa manipülasyonlarını ve servet birikimi süreçlerini de yeniden tartışmaya açacağını öne süren Karan, bir milyon liraya kadarki fon mağduriyetlerinin kamu bütçesinden karşılanacağını, bu tutarın üzerindeki kayıpların ise değeri tartışmalı hisselerle geçiştirileceğini iddia etti.

İktidar içinde dosya savaşı iddiası

Biçici, AK Parti'nin üst düzey bir ismine yakın hesap dondurma talebinin önce gündeme gelip sonra geri çekilmesine ve Mustafa Sarıgül ile Melih Gökçek örneklerine değinerek tabloyu basit bir gündem saptırması olarak görmediğini, çıkar ağlarının birbirine karşı attığı adımlar olarak yorumladığını söyledi. Karan ise 1980'lerin İtalya'sında yaşanan P2 Mason Locası krizini örnek gösterdi. İktidar içinde karşılıklı bilgi sızdırma eğiliminin hâkim olduğunu söyleyen Karan, 150 milletvekilinin krize karıştığının konuşulduğunu aktardı. Kamu görevlilerinin ve siyasetçilerin milyonlarca liralık servetlerinin kaynağının kimse tarafından sorulmadığını da dile getirdi. Biçici, Türkiye'nin bir tür sıfırlanma aşamasına yaklaştığını söyledi; Karan da sistemin kilitlenen bir bilgisayar gibi kapat-aç gerektiren bir noktaya geldiğini anlattı. Muhalefetin yeterince sert çıkmamasına rağmen iktidar bloğunda oy kaybı yaşandığını da ekledi.

Borsa, seçim ekonomisi ve küresel risk

Karan, Varlık Fonu ile kamu bankalarının alım müdahalelerine rağmen Borsa İstanbul'un 11 bin puanın altına, yaklaşık 10.900 seviyesine gerilediğini hatırlattı. Ona göre yabancı yatırımcı bu piyasaya yaklaşmayacak, devlet de yüksek faizle borçlanmak zorunda kalacak. Karan, iktidarın para basarak seçim ekonomisine yöneleceğini, emeklilere 5 bin liralık seyyanen zam tartışmalarının bunun ilk işareti olduğunu savundu ve seçimin 2027 kışında ya da 2028 ilkbaharında yapılacağını öngördü.

Programın son bölümünde küresel piyasalara geçen Karan, Asya borsalarında başlayan düşüşün ABD'li teknoloji şirketlerine sıçradığını söyledi. Alphabet'in tek günde yüzde 25 değer yitirerek 500 milyar dolar kaybettiğini aktaran Karan, şirketlere biçilen trilyon dolarlık değerleri şişirilmiş buldu. Çin'deki emlak ve borç sorunuyla birleşen bu kırılmanın bütün dünyayı tehdit ettiğini belirten Karan, Türkiye dengesini kaybettiğinde krizin dünya için de büyük bir soruna dönüşeceğini savundu.

Kaynakdokuz8HABER
Son güncelleme30.10.2026 23:13
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
8 saat önce

AK Parti eski milletvekili Şamil Tayyar, valiler kararnamesinin son halinin verildiğini ve bazı valilerin fona bulaştığı tespit edilince kapsamın genişletildiğini öne sürdü. Tayyar sözlerini duyuma dayandırdı.

Eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar, valiler kararnamesinin yakında yayımlanacağını söyledi. Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Tayyar, kararnameye son halinin verildiğini ve beklenenden gecikmiş olsa da kısa süre içinde açıklanacağını düşündüğünü yazdı. Paylaşımın dayanağı, Tayyar'ın kendi ifadesiyle "duydum ki" diye başlayan bir duyumdu.

Kapsamın genişletildiği iddiası

Tayyar'ın öne sürdüğüne göre kararnamenin daha önce yayımlanması bekleniyordu. Ancak bazı valilerin fon krizine bulaştığı tespit edilince kapsam genişletildi. Tayyar ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yalnızca valilerin değil, fonla ilişkili bürokratların da görevden alınması konusunda kararlı olduğunu duyduğunu belirtti. Bu kararlılığın, mağduriyetlerin giderilmesi kadar önemli olduğunu savundu.

Tayyar'ın sözleri, bir kararnamenin içeriğine ilişkin duyuma dayanan ve doğrulanmamış bir aktarım niteliğinde; paylaşımda hangi valilerin kastedildiği de belirtilmedi.

Muğla Valisi'ne ilişkin önceki haberler

Habere göre Tayyar'ın sözlerinin ardından, daha önce gündeme gelen bir başlık da hatırlatıldı. Daha önce, Muğla Valisi İdris Akbıyık'ın yatırım fonlarına yaklaşık 20 milyon TL koyduğu ve bakiyeyi 50 milyon TL'ye çıkardığı öğrenilmişti. Vali, zamanında çıkış yapamayınca paranın fonda sıkıştığı da bildirilmişti.

KaynaklarEvrensel.net, Yurtsever
Son güncelleme30.10.2026 22:56
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
10 saat önce

Serbestiyet'te yer alan bir değerlendirme, fon krizinin yalnızca görünen aktörlerle açıklanamayacağını, kazancın siyasi ve bürokratik ilişkilerden elde edildiği düzenin sorunun kökü olduğunu savunuyor.

Serbestiyet'te yayımlanan bir yazı, Eylül 2026'dan bu yana gündemi meşgul eden fon krizini "ahbap çavuş kapitalizmi" kavramı üzerinden yorumluyor. Yazıya göre kriz, yalnızca ortaya çıkan isimlere bakılarak anlaşılamaz; asıl sorun, ekonomik kazancın üretimden ve rekabetten çok siyasi ve bürokratik ilişkilerle elde edilmesine izin veren yapıdır. Aşağıdaki değerlendirmeler yazarın görüşleridir.

Krizin siyasi ve bürokratik boyutu

Yazı, hükümete desteğiyle tanınan Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı'nın ağır bir toplumsal çürüme uyarısı yaptığına dikkat çekiyor. Fon yöneticileri, fonların yatırım yaptığı şirketler ve siyasi-bürokratik elitler arasındaki karmaşık ilişkilerin kriz sonrasında görünür hâle geldiğini belirtiyor.

Sermaye piyasasının işlevi ve manipülasyon

Yazar, sermaye piyasalarının tasarruf sahiplerinin birikimini yatırım yapmak isteyen şirketlere ulaştırdığını, yatırım fonlarının da küçük tasarruf sahiplerine profesyonel yönetim sağladığını hatırlatıyor. Fonların üretken yatırımlar yerine içi boş şirketlerin hisselerine yönelmesi hâlinde normalde denetim kurumlarının devreye girmesi ve yatırımcıların uzak durması gerektiğini savunuyor.

Yazara göre TERA ve benzeri fonların manipülasyonu uzun süre sürdürebilmesinin iki nedeni var: denetim kurumlarının gözünü kapamayı tercih etmesi ve TERA'yla ilişkili birtakım siyasetçilerin fonlara para yatırarak diğer yatırımcılara güven telkin etmesi. Yazı, TERA Portföy yöneticisi Erdin Özel'in, kriz patlamadan günler önce elindeki hisseleri yüksek bedelle elden çıkaran Fatma Betül Sayan ve diğer siyasetçilerle birlikte çok sayıda toplantıda fotoğraf vermesini tesadüf olarak görmüyor.

Kavramın tarifi

Yazara göre ahbap çavuş kapitalizminde şirketin başarısını verimlilik, yenilik ya da uluslararası rekabet gücü değil, karar vericilere erişimi, kamu kaynaklarından yararlanabilmesi ve denetimi engelleyebilmesi belirliyor. Yazar, iş insanlarının siyasetçilerle görüşmesini sorun olarak görmediğini, sorunun kamunun elindeki araçların şeffaf kurallar yerine kişisel ilişkilere ve siyasi yakınlığa göre kullanılması olduğunu söylüyor.

Kamunun ekonomideki ağırlığı

Türkiye'de kamunun yalnızca düzenleyici değil, aynı zamanda büyük bir alıcı, yatırımcı ve kamu bankaları aracılığıyla finansman sağlayıcı olduğunu belirten yazar, ihale, ruhsat, teşvik ve imar kararlarının özel sektörün kazancını doğrudan etkilediğini anlatıyor. SPK'nın halka arza izin verme konusundaki takdir alanı genişse şirketlerin bu kararları etkilemeye çalışmasının kaçınılmaz olacağını savunuyor. Ona göre TERA'nın siyasi ilişkilerle elde ettiği başarıyı gören Pusula Portföy'ün aynı yolu izlemesi şaşırtıcı değil.

Lobicilik, teşvik ve düzenleme

Yazar, lobiciliğin yaygınlaşmasını bu düzenin göstergelerinden biri sayıyor. 400 binin üzerinde mağdurun TERA'ya neden para yatırdığını sorgulayarak, etkili isimlerin lobicilik yaptığı iddiasıyla tutuklanmasını da bu çerçevede yorumluyor. Sürekli uygulanan yatırım teşviklerinin bürokrasiye şirketlerin kaderini belirleme yetkisi verdiğini, düzenlemelerin ise büyük firmalarca küçük rakipleri dışarıda bırakmak için kullanılabileceğini ekliyor. OECD'nin Türkiye raporlarında teşvik ve düzenleme mekanizmasının karmaşıklığının ekonomide dinamizm kaybına yol açtığının belirtildiğini hatırlatıyor.

KaynakSerbestiyet
Son güncelleme30.10.2026 21:28
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
10 saat önce

Sermaye Piyasası Kurulu, fon krizinin ardından devreye aldığı özkaynak oranı esnekliğini 13 Kasım seans sonuna kadar sürdürme kararı aldı; oran yüzde 35 yerine yüzde 20'ye inebilecek.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), fon krizinin ardından getirilen geçici bir kolaylığı bir kez daha uzattı. Kurulun 30 Ekim 2026 tarihli 2026/78 sayılı bülteninde yer alan karara göre kredili alımlarda özkaynak oranının esnek tutulması, 13 Kasım Cuma günü işlem saatlerinin bitimine kadar sürecek. Eylül'deki krizin hemen ardından devreye giren uygulama böylece ikinci kez uzatılmış oldu.

Karar nasıl gerekçelendirildi

Duyuru, 27 Ekim 2026 tarihli 76/1918 sayılı kurul kararına dayanıyor ve Borsa İstanbul'daki gidişatı gerekçe gösteriyor. SPK, kanunun 1. ve 128. maddelerinden aldığı yetkiyi kullandı. Metne göre amaç, piyasaların güvenilir ve şeffaf biçimde işlemesini sağlamak ve yatırımcıların haklarını korumak. SPK, 17 Eylül'de başlattığı uygulamayı Borsa İstanbul'daki sert dalgalanmaların ardından kademeli olarak uzatma yoluna gitti.

Yüzde 35'lik oran yüzde 20'ye inebiliyor

17 Eylül'de alınan ilk kararla aracı kurumlar, kredili alımlarda olağan koşullarda yüzde 35 olan asgari özkaynak oranını, kendi risk anlayışlarını ve müşteri taleplerini gözeterek yüzde 20'ye kadar indirebilir hale gelmişti. Hedef, sert fiyat sarsıntıları sırasında kredili yatırımcıların ek teminat yatırmak ya da elindekini satmak zorunda kalmasını önlemekti. Önlem, kararı aracı kurumlara bırakan bir esneklik niteliği taşıyor. Yine de uygulama tüm kurumlara oranı yüzde 20'ye çekme zorunluluğu getirmiyor; her aracı kurum daha yüksek bir oranı tercih edebiliyor.

Fon krizinin gölgesinde ikinci uzatma

Esneklik ilk kez 17 Eylül 2026'da yürürlüğe girmişti. O günlerde Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls adlı portföy şirketlerinin kurduğu pek çok fon gündemdeydi. SPK, 3 Ekim'de süreyi 30 Ekim'in sonuna uzatmış, son kararla bitiş tarihi 13 Kasım'a ertelenmişti.

Kredili yatırımcı için anlamı

Kredili işlemde yatırımcı, aracı kurumun verdiği krediyle menkul kıymet alır. Aldığı varlığın değeri düşerse özkaynak oranı da geriler ve belirli bir alt sınırın altına inildiğinde ek teminat istenebilir ya da pozisyon kapatılabilir. Geçici kolaylık, böyle durumlarda aracı kurumlara daha geniş manevra alanı bırakıyor ve fiyat düşüşlerinin zorunlu satışlarla derinleşmesi riskini azaltmayı amaçlıyor. Bu gevşeme, kredili işlemlerden doğan zarar veya borcu ortadan kaldırmıyor. Son uzatma iki haftalık bir süreyi kapsıyor ve piyasalardaki dalgalanma nedeniyle önlemlerin kasım ayında da sürdüğünü gösteriyor.

KaynaklarAkis Haber, KARAR
Son güncelleme30.10.2026 21:28
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
10 saat önce

İzmir Demir Çelik Sanayi, bağlı ortaklığı İDÇ Liman İşletmeleri'nin halka arzı için Bulls Yatırım'la yaptığı sözleşmeyi sona erdirdi; yeni aracı kurumla görüşmeler sürüyor.

İzmir Demir Çelik Sanayi, iştiraki İDÇ Liman İşletmeleri'nin halka arzında Bulls Yatırım Menkul Değerler ile yaptığı aracılık anlaşmasını bitirdi. Karar, Bulls Yatırım'ın eylül ayında gündeme gelen fon soruşturmasında adının geçmesi ve şirketin sermaye piyasası faaliyetlerinin durdurulmasının ardından geldi. Patronlar Dünyası'nın haberine göre şirket gelişmeyi Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) bildirdi.

Halka arz planı nasıl şekillenmişti

İzmir Demir Çelik, İDÇ Liman İşletmeleri'nin halka arzı için 4 Mart 2026'da Bulls Yatırım ile halka arza aracılık yetki sözleşmesi imzalamıştı. Planda toplam 40 milyon adet payın satışa sunulması öngörülüyor, Sermaye Piyasası Kurulu'na (SPK) da başvuru yapılmıştı. Talep gelmesi durumunda 8 milyon lotluk ek ortak satışı da planlanıyordu.

Fon soruşturması ve SPK adımları

Sözleşmenin geleceğini belirleyen gelişmeler eylül ayında başladı. SPK 17 Eylül 2026'da yedi portföy şirketinin 131 fonunun tasfiyesini kararlaştırdı; tasfiye listesinde Bulls Portföy'ün fonları da bulunuyordu. Bulls Yatırım'ın Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Akkaya soruşturma kapsamında gözaltına alındı ve ifade verdikten sonra 23 Eylül'de serbest kaldı.

SPK, 21 Ekim 2026'da Bulls Yatırım Menkul Değerler'in sermaye piyasası faaliyetlerini geçici olarak durdurdu.

KAP açıklamasında neler var

İzmir Demir Çelik, KAP'a yaptığı bildirimde, yüzde 99,81 paya sahip olduğu İDÇ Liman'ın halka arzında Bulls Yatırım'la 4 Mart 2026'da varılan anlaşmanın feshedildiğini duyurdu. Halka arzın başka bir aracı kurumla yürütülmesi için görüşmelerin sürdüğünü, yeni anlaşmanın mümkün olan en kısa sürede imzalanmasının amaçlandığını belirtti. Şirketin açıklaması, halka arz planının iptal edilmediğini; yalnızca aracı kurumun değiştirileceğini gösteriyor. Sürece ilişkin gelişmelerin kamuoyuyla paylaşılacağı da açıklamada yer aldı.

KaynakPatronlar Dünyası
Son güncelleme30.10.2026 21:28
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu