52 dakika önce

DEM Parti Grup Başkanvekilleri Koçyiğit ve Temelli, staj ve çıraklık dönemlerinin sigortalılık başlangıcı sayılmasını öngören teklifi TBMM Başkanlığı'na sundu.

DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, emeklilik hesabında staj ve çıraklık yıllarının da sigortalılığın başlangıcı sayılmasını isteyen bir kanun teklifini TBMM Başkanlığı'na sundu. Teklif; Mesleki Eğitim Kanunu, İşsizlik Sigortası Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda değişiklik yapılmasını öngörüyor.

Stajyer ve çırağa yapılan bildirim emekliliğe yetmiyor

Teklifin gerekçesine göre sorun, stajyer ve çırakların sisteme hiç alınmaması değil. Bu kişiler adına Sosyal Güvenlik Kurumu'na sigortalılık bildirimi yapılıyor. Ancak kapsam ağırlıklı olarak iş kazası ve meslek hastalığı sigortasıyla sınırlı kalıyor; malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına ilişkin primler yatırılmıyor.

Gerekçe, bunun 5510 sayılı Kanun'un 38'inci maddesindeki kurala dayandığını anlatıyor. Madde, bu sigorta kollarında sigortalılık süresinin başlangıcını kapsama ilk kez girilen tarihe bağlıyor. Böylece çalışma yaşamına erken yaşta katılan biri, staj ve çıraklık yıllarını emeklilik hesabında kullanamıyor.

EYT sonrası da fark sürdü

Gerekçede, Emeklilikte Yaşa Takılanlar düzenlemesinin ardından da staj ve çıraklık başlangıcı sayılmadığı için çok sayıda kişinin benzer durumdaki diğer çalışanlarla aynı haklardan yararlanamadığı belirtiliyor. Teklifi hazırlayanlar, sigortalılık başlangıç tarihinin emeklilik koşullarını ve emeklilik tarihini doğrudan etkilediğine dikkat çekiyor.

Gerekçede ayrıca borçlanma hakkına değiniliyor. Sosyal güvenlik sisteminde başka süreler için borçlanma imkânı tanındığı halde zorunlu staj ve çıraklık dönemleri için böyle bir yol bulunmadığı kaydediliyor. Teklif sahipleri, geçmiş dönemdeki hak kayıplarını giderecek bir borçlanma mekanizmasının da kurulması gerektiğini savunuyor.

Kursiyer, bursiyer ve prim yükü

Gerekçede sorunun yalnızca stajyer ve çırakları kapsamadığı da vurgulanıyor. Kursiyer ve bursiyerlerin sigortalılık durumlarının da fiilî çalışma koşullarına ve tabi oldukları hükümlere göre değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Her grubun hukuki statüsü farklı olabileceği için düzenlemenin kapsamının açıkça tanımlanması isteniyor.

Primlerin kim tarafından ödeneceği de gerekçenin üzerinde durduğu başlıklardan biri. Metne göre sosyal güvenlik maliyetlerinin kamu kaynakları ya da İşsizlik Sigortası Fonu üzerinden karşılanması, işverenlerin istihdam maliyetini düşürürken yükü kamuya ve çalışanlara aktarabiliyor. Gerekçe, fiilen çalışılan işyerinde doğan yükümlülüğün hangi tarafça karşılanacağının açık kurallara bağlanmasını talep ediyor.

Emeklilik koşullarına geniş eleştiri

Teklifin genel gerekçesi, sosyal güvenliği bireyin çalışma hayatı boyunca karşılaşabileceği risklere karşı koruyan temel bir hak olarak tanımlıyor. Metne göre 1999 ve 2006'da kabul edilen, 2008'de önemli hükümleri yürürlüğe giren düzenlemeler emeklilik koşullarını ağırlaştırdı ve sosyal güvenliğin koruyucu niteliğini zayıflattı. Gerekçe, aylık bağlama oranları, güncelleme katsayısı ve aylıkların artış yöntemindeki değişikliklerin emekli gelirini olumsuz etkilediğini, emeklilik yaşının yükselmesiyle birlikte uzun yıllar prim ödeyenlerin yoksullukla karşılaştığını öne sürüyor.

KaynakDEM Parti
Son güncelleme30.10.2026 15:24
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
52 dakika önce

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, Kazım Karabekir Cemevi'nde Alevilerin dinlenmesi gerektiğini söyledi; ümmet kardeşliği yerine yasal güvenceli eşit yurttaşlık çağrısı yaptı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İstanbul Ümraniye'deki Kazım Karabekir Cemevi'nde Alevi temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıya Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, farklı il ve ilçelerdeki cemevlerinin temsilcileri, DEM Parti İstanbul il ve ilçe yöneticileri ile çok sayıda yurttaş katıldı. Hatimoğulları, barış sürecinin Alevilerin katılımı ve talepleri olmadan ilerleyemeyeceğini söyledi.

Ümmet kardeşliği değil, eşit yurttaşlık

Hatimoğulları, barışa "biri yenecek, biri yenilecek" diye bakmadıklarını, barışın ortak yaşamı kurmak üzerinden şekilleneceğini anlattı. Konuşmasının merkezinde ise eşit yurttaşlık vurgusu vardı: Ümmet kardeşliğinin yetmediğini, eşit haklarla donatılmış bir kardeşliğin gerektiğini ve bunun yasal statüye kavuşması lazım geldiğini söyledi. Eşit yurttaşlığın hukuki güvence altına alınması gerektiğini ekledi.

Meclis'te dinlenme talebi

DEM Parti Eş Genel Başkanı, iktidara Alevilerin neden dinlenmediğini defalarca sorduklarını aktardı. Alevilerin Meclis'te dinlenmesinin önemli olduğunu, Meclis Başkanı'nın ise farklı bir kanaat ortaya koyarak talebi kabul etmediğini belirterek bu tutumu eleştirdi. Temmuz ayında kabul edilen çerçeve yasayı hatırlatan Hatimoğulları, süreçte yalnızca siyasi partilerin temsil edilmesinin yetmediğini, demokratik örgütlerin ve kadın hareketinin de sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi.

Alevilerin kaygıları

Hatimoğulları, Alevilerin sürece ilişkin kaygılarını sıraladı ve bunları parti olarak aynı netlikle sorduklarını söyledi. Muhalefet belediyelerine yönelik gözaltı ve tutuklamalar, ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar, aydınlara, yazarlara ve sanatçılara uygulandığını öne sürdüğü baskılar bu kaygıların arasındaydı. Alevilerin, sürecin AKP ile yan yana durmak anlamına gelip gelmeyeceğini ve iktidarın süreci seçim malzemesine çevirip çevirmeyeceğini sorduğunu aktardı. Fon soruşturmasında isimlerin açıklanmamasına da tepki gösterdi.

Bu soruların kolay olmadığını kabul eden Hatimoğulları, buna rağmen bu topraklarda barışı kurmaktan başka seçenekleri olmadığını söyledi.

Suriye'deki Aleviler ve eğitim talebi

Hatimoğulları, HTŞ'nin Suriye'de Alevilere yönelik katliamlar gerçekleştirdiğini öne sürdü. Katliamların şimdilik kısmen durdurulmasında toplantıdakilerin katkısı olduğunu belirterek oradaki halkın teşekkürlerini iletti. Alevilerin en büyük şikâyetlerinden birinin tek yönlü ve tekleştirici eğitim olduğunu da söyledi; eğitimin bilimsel olması ve ana dilde eğitim hakkının güvence altına alınması gerektiğini savundu.

Aleviler barış sürecinin öznesi olursa sürecin iktidarın insafına bırakılmayacağını söyleyen Hatimoğulları, Cumhuriyet'in 103. yıl dönümüne de değindi. Cumhuriyet'in 86 milyon yurttaşın ortak evi olması gerektiğini, bunun için demokratikleşmesinin şart olduğunu vurguladı. Toplantı, konuşmanın ardından basına kapalı sürdü.

KaynakYeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme30.10.2026 15:24
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
2 saat önce

Nûmedya24'ün derlemesine göre Esenyurt operasyonundan iki yıl sonra Özer ve Mardin'in eşbaşkanı Ahmet Türk göreve iade edilmedi; Bahçeli'nin 'Ahmetler makama' çağrısı da karşılık bulmadı.

Nûmedya24'ün haberine göre Esenyurt Belediyesi'ne yönelik operasyonun üzerinden iki yıl geçti, fakat dönemin belediye başkanı Ahmet Özer de Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk de görevine dönemedi. Haber, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin "Ahmetler makama" çağrısının karşılık bulmadığını savunuyor.

Esenyurt'ta operasyon günü

Haberde aktarıldığına göre CHP'li Esenyurt Belediyesi hakkındaki "kent uzlaşısı" soruşturması 2024'ün 30 Ekim gününde operasyona dönüştü. Aralarında Özer'in de bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı. Dosyada DEM Parti'nin kimi CHP'li adaylara destek vermesi, suç oluşturan bir unsur gibi sunuldu. Operasyonun ardından İstanbul'daki başka CHP'li belediyelere de benzer iddialarla soruşturma açıldı; dosyalar sonradan yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla genişledi.

Doğrudan "kent uzlaşısı"na dayanan dava da görüldü. Haberde, 7 Ekim'de açıklanan kararda sekiz kişinin beraat ettiği, diğer iki kişiye ise kişi başı 6 yıl 3 ay hapis verildiği yazıldı.

Özer'in yargı süreci ve kayyum değişimi

Tutuklanan Özer, operasyonun ertesi günü İçişleri Bakanlığının kararıyla görevden uzaklaştırıldı ve belediyeye kayyum atandı. Özer, 2025'in 11 Kasım gününde tahliye edildi; 2026'nın 23 Ocak gününde ise İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi onu aynı davada 6 yıl 3 ay hapse mahkûm etti.

Esenyurt kayyumu Can Aksoy'un görevine 19 Ekim 2026'da son verildi. Habere göre Aksoy'un yardımcısı Yusuf Ulutaş, yolsuzluk gerekçesiyle daha önce tutuklanmıştı. Haber, Aksoy'un milyonlarca dolar ve lira rüşvet almakla suçlandığını da aktarıyor. Kayyum olarak bu kez Van Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan Ulaş Akhan görevlendirildi.

Ahmet Türk ve Bahçeli'nin çağrısı

Özer'in tutuklanmasını izleyen günlerde, 4 Kasım'da bakanlık, DEM Partili bazı başkanları da görevden aldı. Mardin'in eşbaşkanı Türk de bunların arasındaydı. Nûmedya24'e göre Türk, görevden alınma gerekçesi olan davadan beraat etti, buna rağmen iki yıldır görevine iade edilmedi.

Bahçeli, 3 Şubat 2026'daki grup toplantısında "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir" demişti. Bu sözler, Türk ve Özer'in görevlerine dönebileceği beklentisini doğurdu. Bahçeli aynı ifadeleri Ağustos 2026'da yinelese de haberin değerlendirmesine göre ne Ahmetler göreve döndü, ne Selahattin Demirtaş AİHM kararlarına karşın tahliye edildi, ne de Abdullah Öcalan'ın umut hakkı konusunda ilerleme görüldü.

DEM Partili belediyelerde kayyum tablosu

Nûmedya24'e göre kayyum uygulaması DEM Partili belediyelerde Eylül 2016'dan sonra başladı ve 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından yeniden devreye girdi. Seçimden sonra kayyum atanan ilk isim Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış oldu. Akış'a 29 Nisan 2026'da yeniden 19 yıl 6 ay ceza verildi. Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya ise 17 Kasım 2016'dan bu yana cezaevinde.

Haberde ayrıca seçimlerden bu yana çok sayıda CHP'li belediyeye yolsuzluk soruşturması açıldığı ve birçok belediye başkanının AK Parti'ye geçtiği not ediliyor.

KaynakNûmedya24
Son güncelleme30.10.2026 13:44
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
23 saat önce

DEM Parti'nin bütçe kampanyası açılışında yoksulluğu anlatarak gündem olan dört çocuk annesi, Mezopotamya Ajansı'na yaşadığı ekonomik zorlukları aktardı.

DEM Parti'nin "Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe" kampanyasının Siirt'in Kurtalan ilçesindeki açılışında yaptığı konuşmayla gündem olan dört çocuk annesi, bu kez Mezopotamya Ajansı'na konuştu. Kadın, artan yaşam maliyetini, tarım ve hayvancılıktaki çıkmazı ve çocuklarının eğitim masraflarını anlattı. Bianet'in aktardığı röportajda hayat pahalılığının yanı sıra genç işsizliği ve uyuşturucu sorununa da dikkat çekti.

Konuşma nasıl gündem oldu

DEM Parti, kampanyasını 24 Ekim'de Kurtalan'da başlatmıştı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın katıldığı etkinlikte söz alan kadın, hayat pahalılığını ve çocukların yaşadığı yoksulluğu anlattı. Çocukların açlığına dikkat çektiği konuşma sosyal medyada yayılarak gündem oldu.

"Ekonomiye yenildik"

Kadın, 1984'te Mersin'in Tarsus ilçesinde doğduğunu, evlendikten sonra Siirt'in Eruh ilçesine yerleştiğini söyledi. Çocuk Gelişimi Bölümü mezunu olduğunu belirten kadın, ailesinden kalan topraklarda dört çocuğuyla üretim yapmaya çalışıyor. Ailesi daha önce küçükbaş hayvancılıkla geçiniyordu; yayla yasakları, su sıkıntısı ve yem fiyatlarındaki artış nedeniyle bu işi bırakmak zorunda kaldıklarını anlattı. Eşinin kanser tedavisi gördüğü dönemde büyükbaş hayvancılığa yönelmişler, ancak dört ineğin yalnızca biri kalmış. Yem giderlerini karşılayamadıkları için o da satılmış. Kadın bir çuval yemin bin liraya çıktığını, ineği 130 bin liraya satıp 120 torba yem aldığını söyledi. Emeğin karşılığı alınamayınca insanın umutsuzluğa kapıldığını ifade etti.

Okul masrafları ve yardım

Dört çocuğun eğitim giderlerini karşılamakta zorlandığını belirten kadın, öğretmenlerin verdiği okul ihtiyaç listesinin yaklaşık 5 bin lirayı bulduğunu, şartlı eğitim yardımının ise bu masrafın çok altında kaldığını dile getirdi. Bin liralık yardımla on bin liralık kırtasiyeyi nasıl alacağını sorduğunu anlattı.

Seyyar satıcılar ve eşitsizlik

Kadın, Siirt, Sivas ve Van'da seyyar satıcılara yönelik müdahaleleri de eleştirdi. Geçimini sokakta satış yaparak sağlayanların karşılaştığı uygulamaları adaletsizlik olarak değerlendirdi. Düşük gelirli yurttaşların temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını, buna karşılık ekonomik eşitsizliğin derinleştiğini savundu.

"Susmamalıyız" çağrısı

Geçim sıkıntısının yalnızca kendi ailesinin sorunu olmadığını söyleyen kadın, gıda ve barınmanın hâlâ toplumun en önemli gündem maddeleri arasında olduğunu belirtti. Akşama ne pişireceklerini düşündüklerini, yaşam koşullarının değişmesini istediklerini ifade etti. Ülkenin birçok sorunu bulunduğunu, insanların bunları konuşması gerektiğini söyleyerek susmamak gerektiği çağrısını yineledi.

KaynakBianet
Son güncelleme29.10.2026 16:54
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, uçuş iptallerinin yinelendiği Diyarbakır'da hava ulaşımının kırılganlığını eleştirdi. Doğan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından şeffaf bilgilendirme ve kalıcı çözüm istedi.

DEM Parti'nin Şırnak Milletvekili ve sözcüsü Ayşegül Doğan, Diyarbakır Havalimanı'nda uçuşların yeniden iptal edilmesine sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Doğan, kentte hava yoluyla ulaşımın güvenilir hale getirilmesi için yetkililerden kalıcı çözüm istedi.

Gerekçe değişiyor, mağduriyet sürüyor

Doğan, durumu "Diyarbakır’a uçmak da mesele, uçuşlara güvenmek de!" sözleriyle özetledi. Uçuşların kimi zaman sis, kimi zaman yağmur, kar ya da fırtına yüzünden aksadığını, yani gerekçenin sürekli değiştiğini ama kent sakinlerinin yaşadığı mağduriyetin bitmediğini söyledi.

Yaklaşık iki milyon nüfuslu Diyarbakır'ın bölgenin en önemli merkezlerinden biri olduğunu hatırlatan Doğan, buna karşın hava yolu seferlerinin yetersiz kaldığını belirtti. Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte var olan seferlerin de iptal ve gecikmeler yüzünden daha çok aksadığını ifade etti.

Yurttaşa yansıyan yük

Doğan'a göre sorun yalnızca seyahat planlarıyla sınırlı değil. Yolcular havalimanlarında saatlerce bekliyor; acil işlerini, randevularını ve yolculuklarını ertelemek ya da iptal etmek zorunda kalıyor. Diyarbakır yerine çevre illerdeki havalimanlarına gitmek zorunda kalan yurttaşlar ise hem zaman hem de para açısından ek bir yük taşıyor.

Doğan, aksaklıkların uzun süredir devam ettiğini, bu konuda yıllardır soru sorduklarını ama yanıt alamadıklarını söyledi. Diyarbakır'da havayoluyla ulaşımın bu denli kırılgan olmasının nedenini ve sorunun neden bugüne dek kalıcı biçimde çözülmediğini sordu.

Bakanlığa çağrı

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının bölge illerinin ulaşım bağlantılarını güçlendireceğini dile getirdiğini anımsatan Doğan, bu hedefle Diyarbakır'daki tablonun çeliştiğine dikkat çekti. Bakanlığın politikalarının, kent halkının günlük hayatta yaşadığı somut sorunlara yanıt vermesi gerektiğini belirtti.

Doğan, olumsuz havanın uçuşları etkileyebileceğini kabul etti; sis, yağmur ya da kar gibi koşulların emniyeti ilgilendirdiğini de belirtti. Ancak ona göre asıl sorulması gereken, bu koşullar karşısında ulaşımın neden bu kadar çabuk aksadığı. Doğan, gereken teknik iyileştirmelerin zamanında neden bitirilemediğinin de açıklanmasını istedi.

Doğan, Bakanlıktan kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmesini talep etti. Pist yenileme çalışmalarının bitirilmesi ve Aletli İniş Sistemi'nin (ILS) devreye alınması için gereken adımların atılmasını isteyen Doğan, Diyarbakır'ın hava ulaşımının süregelen bir belirsizlik başlığı olmaktan çıkarılması gerektiğini vurguladı. Emniyetli, kesintisiz ve uzun ömürlü bir ulaşım için kalıcı çözümlerin bir an önce uygulanmasını istedi.

KaynaklarRudaw, Güneydoğu Ekspres
Son güncelleme29.10.2026 14:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
Büyük Haber·1 gün önce

Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, 29 Ekim mesajında eşit yurttaşlık, bağımsız yargı ve özgür basın vurgusu yaptı; Cumhuriyet'in kurucu fikrinin bugüne göre güncellenmesini istedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Cumhuriyet'in 103. yıl dönümü için 29 Ekim'de yazılı bir mesaj yayımladı. İki isim, kutlamayı kurucu fikrin bugünün koşullarına göre yenilenmesi çağrısına çevirdi: Onlara göre Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı, kimsenin kimliği yüzünden geri plana itilmediği demokratik bir zeminde şekillenmeli.

Mesaj, aralarında Independent Türkçe, Cumhuriyet, ANF, Anka Haber, Kurdistan24 ve Nûmedya24'ün de bulunduğu çok sayıda yayın organında yer aldı. Metnin başlığı "İkinci yüzyılda Cumhuriyet daim, demokrasi kaim, halkların kardeşliği baki olsun" cümlesiyle aynıydı.

Tebaadan yurttaşa: yarım kalan vaat

Hatimoğulları ve Bakırhan, Cumhuriyet fikrinin en değerli vaatlerinden birinin insanları tebaa olmaktan çıkarıp yurttaş yapmak olduğunu hatırlattı. Aradan geçen yüz yılı aşkın sürenin gösterdiği ders ise açıktı: Dil, kimlik, kültür, inanç ve düşünce eşit güvenceye kavuşmadıkça yurttaşlık eksik kalıyor.

Eş genel başkanlar 103. yılı yalnızca geçmişi anmak için değil, ülkenin hangi yönde ilerlemesi gerektiğini yeniden sorgulamak için de bir vesile olarak tanımladı. Cumhuriyet düşüncesinin eşitlik, özgürlük ve ortak bir gelecek için bugün de büyük bir olanak sunduğunu söylediler. Bu imkânın hayata geçmesi için ise herkesin kendini ait hissettiği, hiçbir kimliğin ya da kültürün ötekinden üstün veya aşağı görülmediği bir zemin gerektiğini ifade ettiler.

Herkes ülkenin eşit sahibi

Mesajda toplumun bütün kesimlerine seslenildi. Sağdan sola, muhafazakârdan sekülere, Sünniden Alevi'ye, Türk'ten Kürt'e uzanan bir sayıma yer veren eş genel başkanlar, bütün halkların ve inançların bu ülkenin eşit sahibi olduğunu belirtti. Demokratik bir geleceğin ancak herkesin söz ve karar hakkına sahip olduğu ortak bir yaşamla kurulabileceğini savundular.

Hatimoğulları ve Bakırhan, kadınlar için eşitliğin, emekçiler için güvencenin, gençler için umudun ve herkese aynı biçimde işleyen bir hukukun Türkiye'de mümkün olduğunu da ekledi.

Demokratik cumhuriyetin tarifi

Eş genel başkanlar, demokratik cumhuriyet kavramını kimsenin başkasına benzemeye zorlanmadığı ve halk iradesine saygı gösterilen bir düzen olarak anlattı. Bu düzenin aynı zamanda daha huzurlu ve birlikte yaşanabilir bir ülkenin tarifi olduğunu söylediler. Mesaja göre güçlü yerel demokrasi, kuvvetler ayrılığı, özgür basın, evrensel insan hakları, hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı bu düzenin vazgeçilmez unsurları arasında yer alıyor.

Kurucu fikir güncellensin

Hatimoğulları ve Bakırhan, Cumhuriyet'in kurucu fikrinin kıymetli olduğunu, ancak bugünün ihtiyaçlarıyla buluşabilmesi için güncellenmesi gerektiğini belirtti. Yasalardan kurumların işleyişine kadar bütün alanlarda demokratik ilkelerin temel alınması halinde Cumhuriyet'in huzurla anılan bir ülkenin zemini olacağını savundular.

Çoğul kimliklere yer açan bir Cumhuriyet'in ortak yurttaşlık bilincini ve toplumsal değerleri aşındırmayacağını, aksine pekiştireceğini söyleyen eş genel başkanlar, geçmişin acılarıyla yüzleşme konusuna da değindi. Acıları yok saymadan, ama onların esiri olmadan, birlikte durup yeni bir sayfa açmanın mümkün olduğunu ifade ettiler.

Barış ve uzlaşma çağrısıyla kapanış

Mesajın son bölümünde eş genel başkanlar, Cumhuriyet fikrini demokrasiyle güncelleyip taçlandırmayı hedeflediklerini açıkladı. Özgürlüğün tek bir toplumsal kesime değil bütün topluma ait olması gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları ve Bakırhan, eşitlik, adalet ve özgürlüğün birlikte güvence altına alınması halinde demokratik cumhuriyetin herkesin ortak evi olacağını söyledi.

İki isim, barış, demokratik siyaset ve toplumsal uzlaşma yolunun açılmasını da ortak görev olarak tanımladı. Açıklama, halkların kardeşliğine yapılan vurguyla sona erdi.

KaynaklarToplumsal Haber, Doğubayazıt Gazetesi, Cumhuriyet, Nûmedya24 ve +5 kaynak
Son güncelleme29.10.2026 13:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

Plan ve Bütçe Komisyonu'nun ikinci gününde konuşan DEM Partili vekiller, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde izleme komisyonunun kurulmasını ve sürecin takvimine ilişkin Meclis'in bilgilendirilmesini istedi.

Meclis'te 2027 bütçesini ele alan Plan ve Bütçe Komisyonu, ikinci toplantı gününde Kamu Denetçiliği Kurumu ile Sayıştay'ın 2027 bütçesini, kesin hesaplarını ve Sayıştay raporlarını ele aldı. Bu bölümde söz alan DEM Partili vekiller, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne ilişkin taleplerini sıraladı.

Oluç'tan izleme komisyonu çağrısı

DEM Parti'den komisyon üyesi Saruhan Oluç, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmalarına değindi. Bu komisyonun pek çok kişi ve kurumu dinlediğini, raporun güçlü bir oyla kabul edildiğini ve çerçeve yasanın büyük onay gördüğünü söyledi. Oluç, Milli Güvenlik Kurulu'nun onayının ardından çerçeve yasanın uygulanmasına geçilmesini umduklarını belirtti.

Komisyon raporunun 7. bölümüne dikkat çeken Oluç, Anayasa Mahkemesi ile AİHM kararlarının hayata geçmesinden infaz ve terörle mücadele yasalarına, Türk Ceza Kanunu'ndan yerel yönetimlerdeki kayyum düzenlemelerine uzanan adımların atılması gerektiğini ifade etti. Bunun için bir izleme komisyonunun hızla kurulmasını istedi. Meclis'te temsil edilen partilerin yer alacağı, karar alabilecek sayıda üyeden oluşan ve Adalet Komisyonu'nun örnek alınabileceği bir yapı önerdi. Oluç'a göre bu komisyon, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığındaki izleme kurulunun ve alt kurulların çalışmalarını da takip edecek, toplumsal barışa katkı sağlayacak.

Tanhan ve İrmez: Meclis seyirci kalmamalı

Mêrdîn Milletvekili Kamuran Tanhan, kalıcı barışın silahların susmasından ibaret olmadığını, özgürlük, demokrasi ve toplumsal adaletin hayatın her alanına yayılmasını şart koştuğunu söyledi. Meclis'in sürecin seyircisi değil, etkin bir aktörü olması gerektiğini vurguladı. Tanhan, barış görüşmelerinde hızlı davranılmazsa çatışma sonrası dönemin fırsatının kaçırılabileceği, şiddetin yeniden alevlenebileceği uyarısında bulundu.

DEM Partili Şırnak Milletvekili Mehmet Zeki İrmez ise TİP Hatay Milletvekili Can Atalay'ın durumuna ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının uygulanması gerektiğini söyledi. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'un bu konuyu bizzat yönetmesini istedi.

Boz ve Gökalp: Takvim ve ana dil

Sümeyye Boz, çerçeve yasayı kabul eden Meclis'in büyük bir siyasi yük aldığını, buna karşın yasanın uygulamaya geçişinde belirleyici değerlendirmenin güvenlik kurumlarına bırakıldığını söyledi. Bu durumun halkın temsilcilerinin sürece etkisi konusunda soru işareti yarattığını belirten Boz, sürecin takviminin, kararların gerekçelerinin ve gecikmelerin Meclis'e açıklanması gerektiğini ifade etti.

Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp ise barışın konuşulduğu Meclis'te Kürtçenin tutanaklara geçirilmediğini ve engellendiğini öne sürdü. Bu uygulamanın toplumsal barışa ve ortak yaşama duyulan güveni zedelediğini söyledi. Komisyon görüşmelerine Sayıştay raporlarının ele alınmasıyla devam edecek.

KaynakYeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme29.10.2026 07:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, AFAD'da dalış tazminatı uyuşmazlığı ve dalgıç eksikliği iddialarını İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye yedi soruyla taşıdı.

Sel ve su baskınlarının arttığı bir dönemde AFAD'ın su altı ekipleri yeniden gündemde. DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, kurumdaki "kurbağa adam" personeline dair iddiaları İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye sorduğu önergeyle Meclis'e taşıdı. Önerge 26 Ekim'de verildi ve dayanağı, Kısa Dalga'nın 19 Ekim'de yayımladığı özel haber oldu. Koca, haberdeki iddiaların açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Kısa Dalga'nın haberindeki iddialar

Kısa Dalga'ya göre dalgıç eğitimi almış 108 AFAD çalışanından yalnızca 53'ü bugün dalış görevinde bulunuyor. Haberde, dalış tazminatı ödenmediği için bazılarının görevden ayrıldığı, mahkemeye gidenlerin bir bölümünün ise yargı kararıyla ödeme almaya başladığı öne sürüldü. Çalışanlar ayrıca, göreve dönmek isteyenlerden ileride tazminat geri istenirse ödemeyi kabul ettiklerine dair noter onaylı belge istendiğini iddia etti.

Önergede vurgulanan eksiklikler

Koca, sel ve su baskınlarının can kaybına yol açtığı dönemde su altı kapasitesinin zayıflamasının kabul edilemeyeceğini yazdı. Önergede, İstanbul'da görevli dalgıç sayısının üç olduğu iddiası ile Rize örneği öne çıkarıldı: Burada il müdürlüğüne araç ve ekipman verildiği halde uzman personel olmadığı için malzemenin kullanılamadığı ileri sürülüyor.

Bakana sorulanlar

Yedi soruluk listede şu başlıklar yer aldı: aktif dalgıç sayısının gerçekten 53'e inip inmediği, İstanbul'daki kadronun ihtiyaca yetip yetmediği, tazminat anlaşmazlığı yüzünden ayrılanların ve dava açanların sayısı, davayı kazananlar, noter belgesi uygulamasının geçerli olup olmadığı ve hukuki dayanağı, ile atıl duran araç-gereç sayısı.

Koca ayrıca İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nin iddiaları doğru bulmadığını açıklamasına rağmen kurbağa adam sayısının paylaşılmamasının gerekçesini sordu. Son soru, bakanlıkta arama kurtarma kapasitesini büyütmeye ve personelin özlük hakkı sorunlarını çözmeye dönük bir çalışma olup olmadığıyla ilgiliydi.

Yargıdaki tablo

Kısa Dalga, konunun mahkeme boyutunu da anlatmıştı. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 6 Mayıs 2025 tarihli kararında AFAD sınavı ve eğitimiyle alınan sertifikanın 3160 sayılı Kanun açısından tazminat için yetmediği sonucuna varmıştı. Karara katılmayan üyeler ise, başka kurumların da kendi mevzuatıyla bu statüyü tanıdığını ve fiilen çalışanların tazminattan yararlanması gerektiğini savunmuştu. Yapı Yol-Sen Samsun Şube Başkanı Yüksel Bayram ise 108 personelin 90'a yakınının mahkemelere ve Kamu Denetçiliği Kurumu'na başvurduğunu söylemişti.

KaynakKısa Dalga
Son güncelleme29.10.2026 01:41
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
Büyük Haber·1 gün önce

DEM Parti'nin 'Ekmek, Barış ve Adalet İçin Bütçe' kampanyasının İstanbul startında konuşan bir motokurye, paket başı ücret sistemine ve sosyal haklardan yoksunluğa tepki gösterdi.

DEM Parti'nin "Ekmek, Barış ve Adalet İçin Bütçe" kampanyasının İstanbul'daki başlangıç etkinliğinde söz alan bir motokurye, sektördeki çalışma koşullarını anlattı ve esnaf kuryelik sisteminin kaldırılmasını istedi. Konuşmanın videosunu DEM Parti sosyal medya hesabından paylaştı.

Parti paylaşımında, her gün kazalarda hayatını kaybeden ve zorlu hava koşullarında çalışan motokuryelerin sorunlarının ve çözüm önerilerinin kendilerinden dinlenmesi çağrısı yapıldı.

Paket başı ücretin doğurduğu risk

Motokuryelerin derneklerinden birinin yöneticisi olduğunu söyleyen konuşmacı, sektörde çalışanların kıdem tazminatı, haftalık izin ve diğer sosyal haklardan yoksun bırakıldığını söyledi. Paketlerin belirli süreler içinde teslim edilmesinin dayatıldığını, sabit maaş yerine paket başı ücret ödendiği için kuryelerin ters yönden gitmeye ya da kaldırımı kullanmaya mecbur kaldığını anlattı. Bu ihlalleri istemeden yaptıklarını, süre baskısının kuryeleri trafikte riske ittiğini söyledi. Konuşmacıya göre kurallara uymayan kuryelere paket ataması yapılmıyor. Halkın bu ihlallere kızdığını kabul eden konuşmacı, halkın neden kendilerine kızdığını sorgulayarak bunun kuryelerin tercihi değil, ücret düzeninin sonucu olduğunu savundu.

Rakam değil can vurgusu

Konuşmacı, motokuryelerin her koşulda siparişleri kapıya ulaştırdığını, patronların kazancı artarken kuryelerin can verdiğini söyledi. Çalışırken hayatını kaybeden ya da yaralanan motokuryelerin televizyonlarda yalnızca ölü sayılarıyla anıldığına tepki gösterdi. Kendilerinin anne, baba ve emekçi olduğunu söyleyerek "birer rakam değil, birer canız" dedi. Ölümlerin kader olarak kabul edilemeyeceğini belirten konuşmacı, artık ailelere kayıp haberi vermek istemediklerini, bu kaderi tanımadıklarını söyledi. Sektörde sürekli ölümlerin yaşandığına dikkat çeken konuşmacı, çözüm için kuryelik düzeninin yeniden kurulmasını istedi.

Kazanç iddialarına yanıt

Motokuryelerin çok kazandığı yönündeki iddiaları da yalanlayan konuşmacı, reklamlarda 200 bin ya da 300 bin liralık kazançtan söz edildiğini ancak böyle bir gelirin olmadığını, bu söylemin gerçeği yansıtmadığını belirtti. Aksi olsaydı işin yoksul ailelerin çocuklarına bırakılmayacağını savundu.

Denetimsiz biçimde ehliyet alan herkesin kuryelik yapabildiğini, bunun da ölümlere yol açtığını söyleyen konuşmacı, motokurye derneklerinin sayısının yediyi bulduğunu belirtti. Esnaf kuryelik sisteminden kimsenin memnun olmadığını söyleyen konuşmacıya göre, 20 bin kişi içinde en fazla üç kişi bu düzenden memnun olabilir. Bu nedenle sistemin kaldırılması talebini yineledi ve kuryelerin ölümlerini kader sayan yaklaşımı bir kez daha reddetti.

KaynaklarEvrensel.net, T24, Yeni Yaşam Gazetesi, Evrensel ve +1 kaynak
Son güncelleme29.10.2026 00:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, Pınarbaşı'nda tütün üreticisi kadınlarla görüştü; bütçede kadın yoksulluğuna kaynak ayrılmadığını öne sürdü.

DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, Adıyaman Pınarbaşı'nın Bulam beldesinde, tütün üretiminden geçinen kadınlarla buluşarak ülkenin temel sorununun kadın yoksulluğu olduğunu söyledi. Türkoğlu, savunma harcamalarına büyük pay ayrılan bütçede kadınların ekonomik gücünü artıracak kaynak bulunmadığını öne sürdü.

Toplantıya Pınarbaşı Belediye Eş Başkanı Kamile Ocak ile Kadın Meclisi üyeleri de katıldı. Parti, buluşmaya ilişkin açıklamayı 28 Ekim'de duyurdu.

"Her bölgede barışı konuşuyoruz"

Türkoğlu, kadın buluşmalarını Türkiye'nin pek çok yerinde sürdürdüklerini, neredeyse uğramadıkları bölge, il ya da ilçe kalmadığını anlattı. Her toplantıda barışın ne kadar önemli olduğunun yeniden ortaya çıktığını belirten Türkoğlu, kadınlar bir araya geldiğinde sorunları çözecek iradenin de görünür hâle geldiğini ifade etti.

Tütün emekçisi kadınların geçim sıkıntısı

Bölgede kadınların emeğini büyük oranda tütün üretimiyle ortaya koyduğunu söyleyen Türkoğlu, bu işin zorlu olmasına karşın karşılığının alınamadığını belirtti. Geçim derdi ile gelecek kaygısının iç içe geçtiğini ifade eden Türkoğlu, sorunun yalnızca Bulam'a özgü olmadığını, kadınların üretip emek harcamasına rağmen emeğinin ve ürettiğinin karşılığını göremediğini savundu.

Türk, Kürt, Alevi ve farklı kimliklerden kadınların derin bir ayrımcılığa maruz kaldığını da dile getiren Türkoğlu, hukuki ve siyasi alanda eşitliğin ne zaman sağlanacağını sordu.

Bütçe tartışması

Türkoğlu, bütçe sürecinin sürdüğünü hatırlatarak barış konuşulurken iktidarın neden hâlâ silahlanmaya yatırım yaptığını sorguladı. Savunma sanayisine geniş kaynak ayrılırken kadın ekonomisini güçlendirmeye hiçbir pay verilmediğini öne süren Türkoğlu, çocukların MESEM'lerde çalıştığını, eğitime yeterli bütçe gitmediğini, sağlık hizmetinin özelleştirildiğini ve randevu almanın, ulaşımın, ısınmanın ve elektriğin sorun olduğunu sıraladı.

Devletin tütünden gelir elde ettiğini hatırlatan Türkoğlu, bu parayı kadınlara geri vermeyip sermaye çevrelerine, yakınlarına ve iktidar ilişkilerine aktarıyorsa hakkı çalmış sayılacağını savundu. Kadınların bunun hesabını sorması gerektiğini söyledi.

Sigortasız emek

Türkoğlu, kadınların sigortalı çalışamadığını, emekli olamadığını ama her gün tarlada olduğunu belirtti. Hastalandıklarında doktora gidemediklerini, eve döndüklerinde de çocuk ve yaşlı bakımını üstlendiklerini anlatan Türkoğlu, bu emeğin hiç değer görmediğini söyledi. Kadınlar birlikte hak savunduğunda siyasetin değişeceğini, bakanlıkların bütçe kalemlerini artırmaya ya da azaltmaya başlayacağını öne sürdü.

Kadınların talepleri

Toplantıda konuşan kadınlar tütün işinin yorucu olduğunu, mahsulü çoğu kez elde bıraktıklarını ve başka gelir kapısı bulunmadığı için bu işi sürdürmek zorunda kaldıklarını anlattı. Yıl boyunca çalışabilecekleri alternatif istihdam alanları açılmasını istediler.

Genç kadınlar, dershane masraflarının 150-200 bin liraya dayandığını, bu yüzden eğitime ulaşmakta güçlük çektiklerini söyleyerek ücretsiz ve erişilebilir eğitim talep etti. Kadınların önemli bölümü sağlık hizmetinden yalnızca Yeşil Kart kapsamında yararlanabildiğini, hastalık ya da yaralanma halinde gelirsiz kaldıklarını söyleyerek sosyal güvence ve emeklilik hakkı istedi. Kadın girişimciliği ve istihdamı için yaptıkları başvuruların çoğunlukla sonuçsuz kaldığını belirten kadınlar, desteklerin erişilebilir olmasını ve kalıcı istihdam alanları açılmasını talep etti.

Kadınlar ayrıca, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin başarıyla sonuçlanmasının hem toplumsal hem de ekonomik sorunların giderilmesine yardımcı olacağını dile getirdi.

KaynakDEM Parti
Son güncelleme28.10.2026 22:27
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

DEM Partili Serhat Eren, İzmir Metrosu'nda iki vagon arasına düşerek ağır yaralanan görme engelli bir yurttaşın durumunu İçişleri, Ulaştırma ile Aile Bakanlıklarına sordu. Önergelerde polise ilişkin iddialar da yer aldı.

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, İzmir Metrosu'nda yaşanan bir kazayı üç ayrı bakanlığa yönelttiği soru önergeleriyle Meclis gündemine taşıdı. Eren, 25 Ekim'de Üçyol İstasyonu'nda metroya binmeye çalışırken iki vagon arasındaki boşluğa düşen görme engelli bir yurttaşın ağır yaralandığını, olayın ardından ortaya atılan bazı iddiaların da araştırılması gerektiğini savundu. Milletvekili, hazırladığı önergelerle ilgili bakanlıklardan yanıt bekliyor.

Olay ve iddialar

Önergelere göre kaza, Fahrettin Altay yönüne giden bir trende yaşandı. Çevredeki yolcuların kurtardığı yurttaşın ayağında çok sayıda kırık oluştu. Eren, yaralının hastaneye nakli sırasında sedyenin asansöre sığmadığını belirtti. Önergelerde ayrıca bir polis memurunun, belediyenin kadrosunda çok sayıda avukat bulunduğunu söyleyerek yaralıyı hakkını aramaktan vazgeçirmeye uğraştığı iddiası yer aldı. Eren olayı kolluk, altyapı ve erişilebilirlik boyutlarıyla ele aldı ve her bakanlığa ayrı sorular yöneltti.

İçişleri Bakanlığına sorular

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin yanıtlaması istenen önergede, İzmir Valiliği ya da kolluk birimlerinin olayla ilgili inceleme veya soruşturma başlatıp başlatmadığı soruldu. Eren, yaralıya şikâyetçi olmaması yönünde telkinde bulunduğu öne sürülen polisin kimliğinin belirlenmesi için işlem yapılıp yapılmadığını ve hakkında idari soruşturma açılıp açılmadığını sordu.

Ulaştırma Bakanlığından peron güvenliği hesabı

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'na yöneltilen önergede, Türkiye'deki metro ve hafif raylı sistem hatlarında peron güvenliğine ve vagonlar arası boşluklara ilişkin ulusal teknik standartların neler olduğu soruldu. Eren, kaç istasyonda peron ayırıcı kapı ya da benzeri fiziksel koruma bulunduğunu, kaç istasyonda bulunmadığını da öğrenmek istedi. Üçyol'daki kazanın ardından, ilgili yerel yönetimler ve kamu kurumlarıyla birlikte peron güvenliği standartlarını gözden geçirmek ve koruyucu sistemleri yaygınlaştırmak için bir çalışma yapılıp yapılmayacağı da sorular arasındaydı.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına sorular

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'tan ise bakanlığın kazanın ardından bir inceleme ya da erişilebilirlik denetimi başlatıp başlatmadığı sorularak yanıt istendi. Eren, görme engellilerin raylara düşmesini önleyecek peron ayırıcı kapıların, koruyucu bariyerlerin, hissedilebilir yüzeylerin ve sesli yönlendirme sistemlerinin denetim kriterlerini, bunların eksik olduğu istasyon sayısını sordu. Önergede ayrıca istasyon asansörlerinin, tahliye güzergâhlarının ve sedye gibi tıbbi taşıma ekipmanlarının kullanıma uygunluğunun denetlenip denetlenmediği, tespit edilen eksikliklerin neler olduğu soruldu.

KaynakEvrensel.net
Son güncelleme28.10.2026 18:28
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda DEM Partili vekiller, Mekke Anlaşması'nın hızlı ilerlemesine karşın Meclis İzleme Komisyonu'nun iki aydır kurulmadığını söyledi; Yeni Yol'dan Kısacık fon krizi için araştırma komisyonu istedi.

Meclis'teki Plan ve Bütçe Komisyonu'nda 2027 bütçesinin ele alındığı görüşmeler, barış süreci ve Mekke Savunma Anlaşması üzerinden yürüyen eleştirilerle sürdü. DEM Partili vekiller, savunma anlaşmasının çabuk ilerlediğini, barışa ilişkin Meclis İzleme Komisyonu'nun ise iki aydır kurulmadığını savundu. Yeni Yol Grubu'ndan Sadullah Kısacık ise fon krizini araştıracak bir komisyon kurulmasını istedi.

Bütçe sunumları

Toplantıda ilk olarak Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Meclis Başkanlığı'nın bütçe ve kesin hesap aktarımını sundu. Kamu Denetçiliği Kurumu'nun özel bütçesi ile kesin hesabı, Sayıştay'ın raporu ve bu kurumun bütçesine dair aktarımlar geldi. Sonrasında vekiller söz aldı.

Cupolo: Savunma pakti hızlı, barış beklemede

Amed Milletvekili Ceylan Akça Cupolo (DEM Parti), sunumda barış sözcüğünün yalnızca bir kez anıldığına işaret etti. Bir gün önce Dışişleri Komisyonu'nda ele alınan Mekke Anlaşması'na da değinen Cupolo, Milli Savunma Komisyonu'na yazı gönderildiğini ancak komisyonun kendisini bu işte görevli saymadığı yanıtının geldiğini aktardı. Bu durumda komisyonun neye hizmet ettiğini sorguladı.

Cupolo'ya göre anlaşma, taraf ülkeler Pakistan ve Suudi Arabistan'da da çabucak yasalaştı. Meclis onayı henüz verilmemişken komitenin kurulduğunu, istihbarat başkanlarının bir araya geldiğini ve görüşmelerin yapıldığını belirtti; Anayasa'nın 90. ve 92. maddelerinin koşullar getirdiğini hatırlattı.

Barış sürecine ilişkin çerçeve yasayla Mekke Anlaşması'nın aşağı yukarı aynı dönemde gündeme geldiğini söyleyen Cupolo, anlaşmanın 75 günde uygulamaya girdiğini, izleme kurulunun ise çalışmadan beklediğini öne sürdü. Kurulun işe başlaması için MGK kararına gerek bulunmadığını, Cevdet Yılmaz'ın da bunu birçok röportajında anlattığını sözlerine ekledi.

Hülakü: İzleme komisyonu iki aydır yok

DEM Parti'nin Meclis İdare Amiri, Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü, komisyonun iki ay geçmesine karşın hâlâ oluşturulmadığına dikkat çekti. Kurtulmuş'a çağrı yapan Hülakü, tüm partilerin içinde yer alacağı bir girişimin başlatılmasını istedi. Barışın sadece iyi niyetli açıklamalarla yürümeyeceğini, bunun için kararlı bir siyasi iradeye, çalışan mekanizmalara ve elle tutulur adımlara gereksinim bulunduğunu söyledi. Hülakü ayrıca Meclis'te çalışan danışmanların ve grup büro personelinin özlük haklarındaki sorunları da dile getirdi.

Kısacık: Fon krizi araştırılmalı

Adana Milletvekili Sadullah Kısacık, fon krizini yüzyılın vurgunu olarak niteledi. Kriz yaşanırken Meclis Araştırma Komisyonu'nun açılmamasını eleştiren Kısacık, denetimi kimin üstlendiğini sordu. 2027 için Meclis'e ayrılan payın 33 milyar 787 milyon lira olduğunu hatırlatan Kısacık, sermaye piyasasında yapılan hileli işlemlerle 800 milyar liranın alındığını öne sürdü ve bunun Meclis bütçesinin yaklaşık 25 katına denk geldiğini kaydetti. Araştırma komisyonunun çoktan kurulması gerektiğini, Meclis'in denetim görevinin şimdi sınandığını belirtti.

KaynakYeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme28.10.2026 18:08
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu