CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, Çin'in dört küresel girişimini konu alan Ankara'daki panelde konuştu. Anlaşmanın savunmadan çok ekonomi ve güvenlik ekseninde yorumlanmasını istediklerini söyledi.
CHP İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, Mekke Anlaşması'nı desteklemek istediklerini ancak metnin askeri değil, ekonomik ve güvenlik boyutuyla uygulanmasını tercih ettiklerini söyledi. Kuşoğlu, Yemen'e de başka bir yere de asker gönderilmesinin partileri için kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Açıklamalar, Çin'in Ankara Büyükelçiliği ile Türkiye Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi'nin Ankara'da bir otelde düzenlediği "Değişim ve Çıkış Yolu: Dört Küresel Girişim Perspektifinden Orta Doğu Durumu" başlıklı panelde geldi. Panelin konuşmacıları arasında Çin'in Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve YENİ Parti İstanbul Milletvekili Namık Tan da vardı. Kuşoğlu söze, Kemal Kılıçdaroğlu'nun selam ve başarı dileklerini aktararak başladı.
Mekke Anlaşması'na koşullu destek
Kuşoğlu, Türkiye'nin anlaşmanın dışında ve tarafsız kalması gerektiğini savunan görüşlere de değindi. Mekke ittifakının daha önce Suudi Arabistan ile Pakistan arasında zaten bulunduğunu anımsatan Kuşoğlu, CHP'nin anlaşmayı savunma iş birliği olarak değil, ekonomik ve güvenlik iş birliği olarak okuyup öyle desteklemek istediğini anlattı. Metnin bu yönde evrilmesini ve yorumlanmasını arzu ettiklerini belirten Kuşoğlu, asker gönderme konusunun kırmızı çizgileri arasında olduğunu ifade etti: Yemen'e veya bir başka cepheye birlik yollanması ise "kabul edebileceğimiz konular değil" ifadesiyle reddedildi.
İsrail-Mısır-Yunanistan hattına karşı aktif politika
Bölgede ittifaklardan çok iş birliğine ihtiyaç olduğu düşüncesine katıldığını söyleyen Kuşoğlu, Türkiye aleyhine gelişebilecek iş birliklerinin de hesaba katılması gerektiğini ekledi. İsrail, Mısır ve Yunanistan arasındaki yakınlaşmaya dikkat çeken Kuşoğlu, partisinin Ankara'dan bu hatta karşı etkin bir siyaset beklediğini belirtti.
Kuşoğlu'na göre Türkiye, bölgedeki karışıklığın faturasını ödeyen ülkelerden biri; ülke gelişmelerin dışında durmaya gayret etse de en azından ekonomik olarak zarar görüyor. Ona göre Türkiye'nin çıkarı bölgede güvenliğin sağlanmasında yatıyor; bu nedenle ülke bölgeye pasif biçimde bakamaz.
Çin'in dört girişimine destek
Barışçıl olmaları şartıyla bölgedeki güvenlik, ekonomi ve kültür alanındaki bütün iş birliği girişimlerini desteklediklerini söyleyen Kuşoğlu, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarındaki Sadabat Paktı'nı hatırlattı. Çin'in dört girişimini bir çerçeve olarak benimsediklerini belirtti. Kuşoğlu'na göre bu girişimler, yönetişimden kalkınmaya, güvenlikten kültürel bağlara uzanan başlıkların konuşulacağı bir zemin sunuyor; yalnızca bölgesel sorunların çözümüne değil, dünyadaki belirsizliklerin azaltılmasına da fırsat tanıyor.
Kuşoğlu, Çin'in Şubat 2023 tarihli Küresel Güvenlik Girişimi Kavram Belgesi'ni de anarak belgedeki güvenlik ilkelerini saydı; bunlar arasında karşılıklı saygı, adalet, silahlanmanın yayılmasını durdurma ve ortak güvenlik de yer alıyor. Pekin mutabakatını ve Filistin meselesindeki girişimi örnek göstererek Çin'in bölgede daha etkili bir rol üstlenmeye başladığını söyledi. Toplantıyı önemli bulduğunu belirten Kuşoğlu, Vatan Partisi'ne teşekkür etti.
Dış müdahale sorusu ve belirsizlik
Orta Doğu'nun zengin kaynaklara ve stratejik öneme sahip olmasına rağmen yoğun istikrarsızlık yaşayan bir bölge olduğunu hatırlatan Kuşoğlu, bunun jeopolitik, askeri, siyasi ve ekonomik gerekçeleri olduğunu söyledi. Dış müdahaleler olmasa bölge ülkelerinin sorunlarını kendilerinin çözüp çözemeyeceği sorusuna olumlu yanıt vermenin kolay olmadığını belirten Kuşoğlu, aşiret düzeninin yeterince aşılmadığını ve ekonomi ile güvenlik sorunlarının sürdüğünü öne sürdü. Çin'in girişimlerinin ise bölgeye yardımcı olabilecek bir platform oluşturduğunu savundu.
Dünyanın belirsizlikle şekillenen yeni bir döneme girdiğini söyleyen Kuşoğlu, teknoloji ve toplumsal değişimin bu dönemde belirleyici olduğunu, geçmişi iyi bilmenin artık geleceği görmeye yetmediğini ifade etti. Devletlerin, toplumların ve bireylerin bu belirsizlik karşısında endişe duyduğunu da sözlerine ekledi.