Büyük Haber·1 saat önce

DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Mithat Sancar, Öcalan'ın adadaki yeni yere geçtiğini açıkladı; hükümetin toplumsallaşmayı sağlayacak tutum göstermediğini, devlet kanadının katı tutumdan uzaklaşması gerektiğini söyledi.

DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Mithat Sancar, Abdullah Öcalan'ın İmralı Adası'nda kendisi için hazırlanan yeni yere geçtiğini açıkladı. Medya Haber'e konuk olan Sancar, bu adımın çözüm sürecinde hız kazanmayı gerektirdiğini savundu. Sancar, "Sayın Öcalan'ın oraya geçmeyi kabul etmesi hızlanmayı gerektirir" dedi. Çözüm sürecindeki gelişmeleri, Öcalan'ın koşullarını ve sürecin ilerlemesi için atılması gereken adımları değerlendiren DEM Partili isim, hem iktidara hem de kendi tarafına yönelik tespitlerde bulundu

Öcalan'la görüşme ve bilgi kirliliği

Sancar, basın mensuplarının Öcalan'la bir araya gelmesinin kamuoyundaki spekülasyonları ortadan kaldıracağını söyleyerek bu yönde çağrıda bulundu. Süreç hakkındaki bilgi kirliliğine de değinen Sancar, birçok anketin ve yayının toplumsal ortamı bulandırmayı hedeflediğini öne sürdü.

Hükümete demokratikleşme çağrısı

DEM Partili isim, hükümeti demokratikleşme yönünde adım atmaya çağırdı. İktidarın baskıyı artırdıkça toplumdaki güvensizliğin de büyüdüğünü savunan Sancar, sürecin toplumsallaşmasına ihtiyaç olduğunu belirtti. Hükümetin bu doğrultuda bir tutum ortaya koymadığını söyleyen Sancar, "Hükümette, toplumsallaşmayı sağlayacak bir tutum yok" dedi.

Sürecin ilerlemesinin yalnızca bilgi eksiklerinin giderilmesine bağlı olmadığını ifade eden Sancar, siyasi tutumun da belirleyici olduğunun altını çizdi. Kendi cephelerinde ise sağlam bir siyasi hat kurma konusunda eksikler bulunduğunu kabul etti.

Tek taraflı beklentilere uyarı

Sancar'a göre çözüm süreci karşılıklı adımlar ve siyasi irade gerektiriyor; tek taraflı beklenti ve taleplerle yürümesi mümkün değil. Esas düğümü çözecek hamleyi Öcalan'ın yapacağını belirten Sancar, aşılamayacak bir sorun olduğu kanısında olmadığını, ancak bunun için devlet kanadının ısrarcı ve katı tutumdan uzaklaşması gerektiğini söyledi. Öcalan'ın süreci koordine etmesini de ilerleme açısından çok önemli bir etken olarak niteledi.

KaynaklarRudaw, Yeni Alanya, Tigris Haber, Amida Haber ve +3 kaynak
Son güncelleme31.10.2026 23:11
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 saat önce

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, Meclis'te kurulması beklenen izleme kurulunun henüz oluşturulmadığını belirterek TBMM Başkanı Kurtulmuş'un açıklamalarının uygulanmasını istedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, barış süreci kapsamında Meclis içinde kurulması beklenen izleme kurulunun hâlâ oluşturulmadığını söyledi. Channel 8'e konuşan Hatimoğulları, "Yapılan açıklamalara rağmen bir pratik göremedik ve bu büyük bir eksiklik olarak duruyor" dedi.

Hatimoğulları, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un kurulun Meclis açılmadan önce oluşturulacağını, açılışın sonrasında partilere gidilip görüş ve önerilerinin alınacağını söylediğini hatırlattı. Bu adımların henüz atılmadığını belirten Hatimoğulları, kurulun oluşması için Milli Güvenlik Kurulu kararına gerek bulunmadığını vurguladı ve kurulun çoktan çalışmaya başlamış olması gerektiğini savundu.

Sürecin yürümesinde Meclis'in daha çok inisiyatif üstlenmesi gerektiğini söyleyen Hatimoğulları, güvenlikçi politika anlayışının terk edilmesinde siyasetin büyük bir rol oynaması gerektiğini belirtti. Bu konudaki en temel adresin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu kaydetti.

KaynakAmida Haber
Son güncelleme31.10.2026 22:11
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
2 saat önce

DEM Parti Grup Başkanvekili Temelli ve Muş Milletvekili Boz, hasadı yapılamayan çiftçilerle buluştu; Temelli bütçede tarıma ayrılan payın az olduğunu, ürünün toplama maliyetini bile karşılamadığını söyledi.

DEM Parti'nin Grup Başkanvekili Sezai Temelli ile Muş Milletvekili Sümeyye Boz, 31 Ekim'de Muş'ta bir tarla başında çiftçilerle görüştü; üreticilerin ürünü hasat edilemediği için tarlada duruyordu. Görüşme, partinin "Ekmek, Barış ve Adalet İçin Bütçe" kampanyası kapsamında yapıldı. Buluşma, ürününü tarlada bırakmak zorunda kalan üreticilerin sorunlarına odaklandı; heyet, bölgenin çiftçisinin ciddi tarımsal sorunlarla karşı karşıya olduğunu açıkladı.

Karpuz tarlada kaldı

Temelli, çiftçilerin ürünü toplayamadıklarını ve yaşadıkları mağduriyeti kendilerine anlattıklarını söyledi. Arkasındaki tarlayı göstererek karpuzların kaldırılmadığını anlatan Temelli, ürünü toplayıp sattıklarında elde edilen gelirin toplama maliyetini bile karşılamadığını aktardı. Şeker pancarında, karpuzda ve buğdayda da durumun benzer olduğunu belirten Temelli, Muş ovasının bu kadar verimli ve bereketli olmasına rağmen çiftçisinin yoksul olduğunu, ürününü tarladan bile kaldıramadığını söyledi. Aynı sorunları Kürdistan'ın bütün coğrafyasında gördüklerini de sözlerine ekledi.

Bütçede tarım payı eleştirisi

Meclis'te sürdürülen bütçe görüşmelerine de değinen Temelli, bütçeden tarıma ayrılan payın çok az olduğunu savundu. Bütçede ne çiftçiye destek ne de gıda krizine çözüm getirecek bir adım bulunduğunu öne süren Temelli, kapıyı çalan enflasyon ve açlıkla mücadele eden bir programın da görünmediğini söyledi. Yoksulluğun temel kaynağının gıdadan ve tarladan başladığını belirten Temelli, bütçenin ortaya koyduğu manzaranın yoksullukla savaşmak yerine yoksulluğu büyüttüğünü ifade etti.

Temelli, DEM Parti olarak "ekmek, barış ve adalet bütçesi" anlayışıyla çiftçilerle birlikte çözüm aradıklarını anlattı. Çiftçilerle sohbet ettiklerini ve sıkıntıların çok büyük olduğunu gördüklerini belirten Temelli, bu sıkıntıları aşmanın tek yolunun bu bütçe anlayışına sahip çıkmaktan geçtiğini kaydetti.

KaynakANF | Articles
Son güncelleme31.10.2026 20:51
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
2 saat önce

Muş'un Varto ilçesindeki Gimgim'de Alevi örgütleriyle buluşan DEM Partili Temelli ve Boz, jeotermal santral projesine karşı direnişi ve barış sürecini değerlendirdi; örgüt temsilcileri cemevlerinin statüsüne tepki gösterdi.

Muş Demokratik Kurumlar Platformu, Varto'nun Gimgim bölgesinde Alevi örgütleriyle halk buluşması düzenledi. Gimgim Cemevi'nde yapılan ve çok sayıda yurttaşın izlediği toplantıda, Demokratik Toplum ve Barış Süreci'nin yanı sıra bütçe tartışmaları ve bölgede kurulması planlanan jeotermal enerji santrali (JES) konuşuldu. DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz ve Grup Başkanvekili Sezai Temelli de buluşmada konuştu.

Alevi örgütlerinden cemevi tepkisi

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Kerem Akdağ, sürecin tüm kesimler açısından önem taşıdığını söyledi. Silahların susmasının tek başına yetmediğini, halkların hepsinin eşit yurttaş olarak kabul edilmesi gerektiğini belirten Akdağ, cemevlerinin hâlâ ibadethane sayılmamasını büyük bir sorun olarak niteledi.

Demokratik Alevi Dernekleri yöneticisi Sutiye Dapaklı, "devletin Alevisi" olmayacaklarını söyledi ve tek taleplerinin inançlarının tanınması olduğunu belirtti. Xizir Mekanını Koruma Derneği'nin başkanı İmam Balsever ise Cemevi Başkanlığı projesini asimilasyon politikası olarak değerlendirdi ve Alevilerin başkanlıklarla yedeklenmeye çalışıldığını savundu.

Boz: Direniş diğer kentlere ilham oldu

Sümeyye Boz, JES projesine karşı sürdürülen nöbetin 180 gündür devam ettiğini hatırlatarak direnişin zaferle sonuçlanması için mücadele ettiklerini söyledi. Gimgim'deki direnişin diğer kentler için de ilham kaynağı olduğunu belirten Boz, şirketlere alan açan politikaların iktidarın yaşamı yok eden politikalarından bağımsız olmadığını öne sürdü. Boz, kadın cinayetleriyle doğa tahribatının aynı zihniyetin ürünü olduğunu savundu ve Alevilerin inancının da tanınması gerektiğini söyledi.

Boz, 2 Kasım'daki keşfe dikkat çekerek bölgeye gelecek heyete buranın satılık bir toprak olmadığını göstermeleri gerektiğini ifade etti.

Temelli: Süreç yalnızca silahsızlanma değil

Sezai Temelli, kirli enerji projelerine ihtiyaç olmadığını söyleyerek JES projesine tepki gösterdi. Halkın topraklarının enerji şirketlerine peşkeş çekildiğini öne süren Temelli, projelere karşı direniş geliştirilmezse sömürünün artacağını söyledi ve mücadelenin omuz omuza sürdürüleceğini belirtti.

Alevi meselesinin DEM Parti için dışarıdan bakılan bir konu olmadığını vurgulayan Temelli, bunun partinin en temel içsel sorunu olduğunu ve partiyi var eden meselelerden biri sayıldığını söyledi. Ankara'dan talimatla Alevi meselesinin çözülemeyeceğini belirten Temelli, Alevi toplumu içinde ayrıcalıklar yaratıldığını öne sürdü ve bu yaklaşımı kabul etmediklerini ifade etti.

Barış süreciyle ilgili de konuşan Temelli, sürecin salt silahsızlanmadan ibaret olmadığını, toplumun tamamının ortak çözümünü hedeflediğini söyledi. 27 Şubat 2025'teki deklarasyonun "Demokratik Toplum ve Barış Süreci" adını taşıdığını hatırlatan Temelli, bu çağrının ülkede ezilen bütün halklara yöneldiğini ifade etti. Buluşma, soru-cevap bölümüyle sona erdi.

KaynakYeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme31.10.2026 20:51
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
7 saat önce

"Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor" konferansının ilk gününde konuşan akademisyenler ve siyasetçiler, kalıcı barışın siyasi aktörlerle sınırlı kalamayacağını savundu.

Ankara'da kadınların bir araya geldiği "Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor" konferansı, ilk gününde barış tartışmasını eşit yurttaşlık ve adalet ekseninde sürdürdü. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası salonundaki programda konuşan akademisyenler, siyasetçiler ve yazarlar, kalıcı barışın yalnızca siyasetçilerin masa başı görüşmeleriyle sağlanamayacağını söyledi. Konuşmacılara göre Kürt sorununun demokratik çözümü, kadınların özgürlüğünden ve toplumsal eşitlikten ayrı düşünülemez. Salonda DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, çeşitli partilerin temsilcileri ve kadın örgütlerinden isimler de vardı.

Açılışta sanatçılar Feryal Öney ve Rugeş Filiz, Türkçe ve Kürtçe birer konuşma yaptı. İlk oturumu moderatör olarak gazeteci Cansu Çamlıbel yönetti. Bu oturumda Füsun Üstel, Feride Eralp, Gültan Kışanak, Zeynep Altıok Akatlı ve Hidayet Şefkatli Tuksal konuştu.

Üstel: Eşitlik yalnızca hukuki bir statü değil

Siyaset bilimci Füsun Üstel, kâğıt üzerindeki eşitliğin gündelik hayatta aynı olanakları getirmediğini vurguladı. Sınıf farklarının, ayrımcılığın ve hak aramanın zorlaşmasının eşitliği daralttığını anlatan Üstel; Alevilerin inanç özgürlüğü, anadilde eğitim, parti ve seçim mevzuatı ile Anayasa'nın 66. maddesindeki vatandaşlık tarifini tartışma başlıkları olarak sıraladı. Kadınların ve LGBTİ+ bireylerin taleplerini de içeren, toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alan yeni yurttaşlık anlayışlarının tartışılmasını önerdi.

Kışanak: Kürt sorunu ortak sorumluluk

Gültan Kışanak, Kürtlerin kimliğinin ve dilinin tanınmamasının çatışmayı büyüttüğünü söyledi. Meseleyi yalnızca Kürtlere ait görmenin yanlış olduğunu belirten Kışanak, "Bu Kürtlerin sorunu değil, hepimizin sorunu" dedi. Demokrasiyi seçim ve temsile indirgemenin yetersiz olduğunu, insanların günlük ihtiyaçlarının ve karar süreçlerine katılımlarının da gözetilmesi gerektiğini ekledi.

Eralp: Kadına şiddet barışın parçası

"Barışa İhtiyacım Var" inisiyatifinden Feride Eralp, kadınlara yönelik şiddeti ve failler için cezasızlığı barış gündeminin merkezine koydu. İpek Er'in ölümüne değinen Eralp, failin devletle ya da güçlü çevrelerle bağı varsa yargılanmaktan kurtulabildiğini savundu. Kadınlara adalet sağlanmadan barış olmayacağını söyledi.

Altıok Akatlı ve Tuksal: Yüzleşme ve katılım

Eski CHP milletvekili Zeynep Altıok Akatlı, geçmişin acılarıyla ve cezasızlıkla hesaplaşmadan kalıcı barışın kurulamayacağını belirtti; Sivas Katliamı sanıklarının serbest kalmasına ilişkin tartışmalara değindi. Muhalefetin de kendi tartışmalarında iktidarın sert dilini yinelediğini söyleyen Altıok Akatlı, "Başkalarının barışı diye bir şey yok" dedi.

Yazar Hidayet Şefkatli Tuksal ise geçmiş çözüm girişimlerinin hayal kırıklığı bırakmasının toplumda güvensizlik yarattığını anlattı. Sürecin ayrıntılarını bilmeyen ve kararların dışında bırakılan insanların konuya ilgisinin zayıfladığını söyleyen Tuksal, herkesin kendi koşullarında katkı verebileceği çeşitli katılım yöntemlerini önerdi.

Forum ve ikinci gün

Konferansın ikinci bölümünde iki oturumluk bir forum yapılıyor; burada kapitalizm, emeğin sömürülmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve özgürlük mücadelesi ele alınacak. Konferans yarın da devam edecek.

KaynaklarKısa Dalga, T24, Nûmedya24
Son güncelleme31.10.2026 16:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
10 saat önce

Tesisin adını değiştiren meclis kararının ardından kapılardaki isimler kaldırılmış, tepkiler üzerine yeniden yazılmıştı. DEM Parti ve Emek Partisi temsilcileri adımı yetersiz buldu.

İzmir'de AK Partili Menemen Belediyesi, Gölpark Tesisleri'nin iki giriş kapısından kaldırdığı Deniz Gezmiş ve Musa Anter isimlerini, gelen tepkilerin ardından yeniden yazdı. Evrensel'in haberine göre DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın, Emek Partisi Menemen İlçe Başkanı Çelebi Tugay ve DEM Parti'den Ahmet Koçyiğit, adımı olumlu ama yetersiz buldu. Koçyiğit, sorunun müzakereyle çözülmesini anlamlı bulduklarını söyledi; Akın ise kapılardaki isimlerin yeniden yazılmasını önemli ama eksik olarak niteledi.

Kapı isimleri nasıl kaldırıldı

Belediye, 2019'da hizmete açtığı Gölpark Tesisleri'nin kapılarından birine Deniz Gezmiş'in, diğerine Musa Anter'in adını vermişti. Menemen Belediye Meclisi Ekim 2026'da aldığı kararla tesisin adını, yaşamını yitiren eski Belediye Başkanı Tahir Şahin'in adıyla değiştirdi. Meclis kararı yalnızca tesisin adının değiştirilmesini öngörüyordu; ancak giriş kapılarındaki Gezmiş ve Anter isimleri ile resimleri de kaldırıldı. Gösterilen tepkiler üzerine belediye geri adım atarak isimleri kapılara yeniden yazdı; resimler ise yeniden asılmadı. Kararın alınmasının ardından DEM Parti ilçe eş başkanları da Belediye Başkanı'yla görüşerek itirazlarını iletti.

DEM Parti: Resimler de asılmalı

Milletvekili Akın, belediyenin doğaya, çevreye ve kamu kaynaklarına yönelik uygulamalarını eleştirdi; kamuoyundaki güçlü tepkinin ardından Belediye Başkanı ile yapılan görüşmeler sonucunda isimlerin yeniden yazıldığını söyledi. Akın, toplumsal barışa ve farklılıklara saygının sözde değil pratikte gösterilmesi gerektiğini de ekledi. Akın'a göre adımın samimi olabilmesi için daha önce orada bulunan resimlerin de asılması halkın talebi.

Koçyiğit, DEM Parti ilçe eş başkanlarıyla birlikte Belediye Başkanı Aydın Pehlivan'la görüştüklerini anlattı. Kapı isimlerinin değiştirilmesini kabul etmediklerini ilettiklerini söyleyen Koçyiğit'e göre Pehlivan, isimlerin sökülmesinden haberdar olmadığını belirtti. Koçyiğit, isimlerin tabelaların üst köşesine yazılmasının verilen taahhüdün eksik yerine getirilmesi olduğunu savundu ve bunu "şark kurnazlığı" olarak nitelendirdi.

Emek Partisi: Samimiyetsizlik

Emek Partisi Menemen İlçe Başkanı Tugay, sembolik olarak verilen isimlerin oldubittiyle kaldırılmasını kabul edilemez bulduğunu söyledi. Resimlerin kaldırılıp yalnızca isimlerin yazılmasını samimiyetsizlik örneği olarak değerlendiren Tugay, göreve geldiğinden beri taşınmaz satışlarıyla gündeme gelen Pehlivan'ın bugün de halkın değerlerini yok saymaya çalıştığını öne sürdü. Gezmiş ve Anter'in halkların önemli değerleri olduğunu belirten Tugay, tek taleplerinin yalnızca isimlerin değil resimlerin de yeniden konması olduğunu söyledi.

KaynakEvrensel
Son güncelleme31.10.2026 13:13
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
11 saat önce

Halide Türkoğlu, Meclis komisyonlarında kadın temsilinin sınırlı kaldığını söyledi. Resmi kurulların yetmeyeceğini belirten Türkoğlu, bağımsız kadın izleme mekanizmaları kurulmasını önerdi.

DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, Barış ve Demokratik Toplum sürecinde kadınların karar alma düzeyinde yeterince temsil edilmediğini söyledi. Meclis'te oluşturulan ilk komisyonda kadın üyelerin ve dinlenen kadınların oranının düşük kaldığını, kadınlara özel bir kurulun da bulunmadığını belirten Türkoğlu, kadınları dışarıda bırakan bir barış anlayışına razı olmayacaklarını açıkladı. Ona göre iki ihtimal var: Kadınların içinde yer aldığı bir süreç ya da kadınları yok sayan bir model karşısında verilecek mücadele.

Resmi kurullar yetmez, bağımsız yapılar gerekli

Türkoğlu, Barış ve Siyasallaşma Kurulu'nun ve öngörülen izleme mekanizmalarının kadın-erkek eşit temsiliyle kurulması için çaba gösterilmesi gerektiğini belirtti. Yine de kadınların sadece resmi kurullarda bulunmasını yeterli görmediğini söyledi. Sürecin takipçisi olmanın ötesinde kendi söz ve eylem hattını da kurabilecek fiili yapılara ihtiyaç olduğunu anlatan Türkoğlu, kadın hareketlerinin dahil olacağı izleme ya da inşa kurulları oluşturulabileceğini dile getirdi. Partilerde kadın temsili sağlanamazsa kadın siyasetçilerin kendi izleme kurullarını kurabileceğini de ekledi. Meclis'te görüştükleri farklı partilerin kadın milletvekillerinden de bir kadın kuruluna gerek olduğu yönünde görüş aldıklarını aktardı.

BM kararı kâğıtta kaldı

Türkoğlu, uluslararası düzenlemelere de değindi. Türkiye'nin, BM Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı Kadın, Barış ve Güvenlik kararı çerçevesinde hazırlanan eylem planını imzaladığını ama bugüne dek uygulamaya koymadığını öne sürdü. Kadınların beklentilerinin somut bir zaman çizelgesine oturtulması gerektiğini söyleyen Türkoğlu, ülke genelinde, bölgesel ve yerel ölçekte bir eylem takvimi çıkarılmasını istedi. Kadın politikalarının ne zaman uygulanacağının, hangi yasal ve kurumsal adımların atılması gerektiğinin de netleştirilmesini talep etti.

Barış mücadelesi toplumun her kesimine yayılmalı

Türkoğlu, DEM Parti Kadın Meclisi'nin başka partilerin kadın örgütleriyle, kadın ve feminist hareketlerle ortak bir hat kurmaya çalıştığını anlattı. Kadınların barışın asıl öznesi olması gerektiğini savunan Türkoğlu, savaşın kadınların yaşamını tehdit ettiğini, militarizmi, ırkçılığı ve ayrımcılığı beslediğini söyledi. Barışın sadece Meclis'teki görüşmelerden ibaret olamayacağını, kadın örgütlerinin, sivil toplumun ve toplumsal muhalefetin daha güçlü bir mücadele yürütmesi gerektiğini belirtti.

Türkoğlu, kasımda çatışma ve çözüm süreçlerinde kadınların oynadığı rolü tartışacak etkinlikler hazırladıklarını duyurdu. Emek, ekoloji, cinsiyet eşitliği ve barış taleplerini bir araya getiren kadın buluşmalarının süreceğini söyledi.

KaynaklarDEM Parti, Yeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme31.10.2026 12:15
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
12 saat önce

DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Akın, Antalya'daki COP31'i 'tanıtım organizasyonu' gibi ele alındığı gerekçesiyle eleştirdi ve 14-18 Kasım'daki Halkların İklim Zirvesi'ne çağrı yaptı.

DEM Partili İbrahim Akın, ekoloji ve tarım alanında partinin eş genel başkan yardımcısı olarak 9-20 Kasım'da Antalya'da yapılacak COP31 öncesinde ekolojik barış kavramını ve zirveye bakışını anlattı. Akın'a göre doğayı ve toplumu tahrip eden politikalar sürdükçe Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin toplumsal temeli zayıflıyor. ANF'ye konuşan Akın, paralel olarak düzenlenecek Halkların İklim Zirvesi'ne de katılım çağrısı yaptı.

Ekolojik barışın tanımı

Akın, ekolojik barışı insanla doğanın ilişkisinin yeniden dengeye oturması ve yaşam alanlarının sömürüden arındırılması diye tarif etti. Ona göre doğaya saldırı sadece ekolojik zarar vermiyor; halkları yoksullaştırıyor, yurtlarından ediyor ve kültürlerinden uzaklaştırıyor. Akın, barışın silahların susmasından ibaret olmadığını, toprak, su ve yaşam alanları üzerinde halkların söz hakkı olmasını da gerektirdiğini söyledi. Doğanın metalaştırılmasına son verilmesini, yerel halkların iradesinin tanınmasını ve "ekokırım" olarak nitelediği suçların durdurulmasını istedi.

Zirvelere bakış

Otuz yılı aşkın süredir yapılan iklim zirvelerine rağmen ekolojik yıkımın derinleştiğine dikkat çeken Akın, bunu kapitalist üretim ve tüketim düzenine bağladı. Fosil yakıt şirketleriyle ve büyük tekellerle hesaplaşılmadan teknoloji çözümlerinin, karbon ticaretinin ve uluslararası taahhütlerin krizi çözmeye yetmeyeceğini savundu. Akın bununla birlikte uluslararası iş birliğini ve COP toplantılarını önemsiz bulmadığını, bu zirvelerin iklim krizini uluslararası gündeme taşıdığını da belirtti.

Türkiye'nin tutumu

Akın, Türkiye'nin COP31 hazırlıklarında samimi davranmadığını öne sürdü. İklim krizinin nedenleri, fosil yakıt politikaları, madencilik, ormanların ve tarım alanlarının tahribi ile rant odaklı kentleşmeyle yüzleşmek yerine zirvenin bir tür fuar ve tanıtım organizasyonu gibi ele alındığını söyledi. Sıfır Atık kampanyası başta olmak üzere çevre politikalarının belirli kişileri öne çıkaran bir vitrine dönüştürülmek istendiğini savundu.

Akın, Kuzey Ege'deki deniz üstü rüzgâr enerjisi projelerinden Kürdistan'da yürütülen maden ile enerji projelerine dek uzanan politikaların mülksüzleştirmeyi artırdığını iddia etti. İktidarın çatışmasızlık sürecini şirketlerin önünü açmak için kullandığını öne süren Akın, bunun barış umudunu zayıflattığını söyledi.

Halkların İklim Zirvesi

Akın, COP31'e paralel olarak 14-18 Kasım'da yapılacak Halkların İklim Zirvesi'ne yurttaşları, emekçileri, ekoloji hareketlerini, kadınları ve gençleri davet etti. Bu buluşmada iklim krizinin devletler ve şirketler arasında konuşulan teknik bir başlık olarak ele alınmayacağını belirten Akın, yıkıma direnen halkların deneyimlerinin bir araya getirileceğini söyledi.

KaynakANF | Articles
Son güncelleme31.10.2026 11:11
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
13 saat önce

İstanbul'da gözaltına alınan şair ve tiyatro sanatçısı Tekin Ağacık, 18 dosya kapsamında ifade verdi; yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrolle serbest bırakıldı.

Estonya'dan Türkiye'ye gönderilen şair ve tiyatro sanatçısı Tekin Ağacık, İstanbul'da gözaltına alınmasının ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ağacık hakkında yurt dışına çıkış yasağı kararı verildi.

Kürtçe şiirleri ve Kirmancki tiyatro çalışmalarıyla tanınan Ağacık, Mezopotamya Ajansı'nın aktardığına göre 29 Ekim gecesi İstanbul Havalimanı'na getirildi ve burada gözaltına alındı. Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'nde toplam 18 dosya kapsamında ifade verdi. Dosyalardan birinin örgüt üyeliği iddiasıyla ilgili olduğu, diğer 17'sinin ise sosyal medya paylaşımları nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret ve örgüt propagandası suçlamalarına dayandığı bildirildi.

Ağacık'ın serbest bırakıldığı 31 Ekim'de duyuruldu. Stockholm Center for Freedom'ın açıklamasına göre Ağacık, Türkiye'ye gönderilmeden önce Estonya'da da yargılanmış ve ikiden fazla yıl ertelenmiş hapis cezası almıştı.

KaynakNûmedya24
Son güncelleme31.10.2026 10:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
14 saat önce

DEM Parti Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş, iki yılın ardından devletin somut adım atmadığını savundu. Sarıtaş, Abdullah Öcalan'ın statüsünün ve sürece ilişkin yasal düzenlemelerin netleşmesini istedi.

DEM Parti Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin geldiği noktayı ANF'ye değerlendirdi. Sarıtaş, iktidarın yasal ve siyasi düzenlemelerde somut adım atmamasının sürecin geleceğine dair kaygıları büyüttüğünü söyledi.

MGK kararı ve takvim

Sarıtaş, Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) kurumsal rolünden çok, sürecin ilerlemesinin idari ve güvenlik odaklı bir karar mekanizmasına bağlanmasını eleştirdi. Devletin bir takvimi olabileceğini, ancak bunun süreci geriye çeken değil hızlandıran nitelikte olması gerektiğini belirten milletvekili, son iki yılda devletin süreci daha çok yavaşlattığını öne sürdü. Toplumda, atılması gereken adımların MGK kararlarına takıldığı algısının güçlendiğini söyleyen Sarıtaş, "MGK kararı duvarının" bir an önce aşılması gerektiğini her platformda dile getirdiklerini ifade etti.

Karşılıklı adım vurgusu

Sarıtaş'a göre Kürt Özgürlük Hareketi, taahhüt ettiği adımları yerine getirdi. Milletvekili, hareketin kendini feshettiğini, silahları bıraktığını ve Türkiye sınırları içinden çekildiğini bildirdiğini, bunun somut karşılığını görmenin en doğal hakları olduğunu söyledi. Devletin de Kürt meselesine bakışını değiştireceğine dair işaretler vermesi gerektiğini belirtti.

Dağdan geri dönüşler konusunda devletin ne kadar hazırlıklı olduğunu bilmediklerini söyleyen Sarıtaş, geri dönecek kişilerin güvenliğini garanti eden kapsamlı yasalara ihtiyaç duyulduğunu anlattı. Geçen yaz Meclis'ten geçen kök yasayı sürecin hukuki yolundaki ilk adım olarak niteleyen Sarıtaş, bunun devamının gelmesi gerektiğini ekledi.

Güven ve strateji vurgusu

Sarıtaş, barış süreçlerinde güvenin kendiliğinden sürmediğini, verilen mesajların uygulamayla desteklenmesi gerektiğini söyledi. Devletin adım atmayı geciktirmesinin, sürece destek vermesi beklenen toplumda soru işaretleri doğurduğunu belirtti. Milletvekili, son iki yılda devlet kanadının somut adım atmamasının süreçte "sisli bir hava" oluşturduğunu, bu sisi dağıtmanın devletin elinde olduğunu ifade etti. Sarıtaş'a göre iki yıllık pratik, devletin Kürt meselesinin çözümü için stratejik bir plan ve programının olmadığını, daha çok taktiksel bir yaklaşım izlediğini gösteriyor.

Öcalan'ın statüsü

Sarıtaş, Abdullah Öcalan'ın süreç başlamadan önce koşullar oluşursa süreci hukuki ve siyasi zemine çekebileceğini söylediğini, iki yılda bunu yaptığını anlattı. Öcalan'ın statüsünün ise hâlâ netleşmediğini, bunun belirsizliği ve güvensizliği derinleştirdiğini savundu. Devletin çoğu zaman sözünü siyasi danışmanlar aracılığıyla söylemeye çalıştığını, Cumhurbaşkanı başdanışmanının düzenli açıklamalarını bunun örneği saydığını belirtti. Milletvekili, ilgili kurulun Öcalan'ın Barış ve Siyasallaşma Koordinatörü olarak bulunacağını artık açıkça duyurması gerektiğini söyledi.

KaynakANF | Articles
Son güncelleme31.10.2026 09:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
18 saat önce

Soru önergesi yanıtına göre Dicle Üniversitesi, 3 yıldır kullanılmayan sosyal tesis havuzu için pazarlık usulüyle 14,1 milyon liralık sözleşme imzaladı. Onkoloji Hastanesi'ndeki aksaklıklar nedeniyle harcama eleştiriliyor.

Diyarbakır Yenigün'ün haberine göre Dicle Üniversitesi yönetiminin, uzun süredir kullanılmayan bir sosyal tesisin havuzu için 14 milyon liradan fazla harcama yapması, Onkoloji Hastanesi'ndeki sorunların sürdüğü bir dönemde eleştirilere yol açtı. Konu, milletvekillerinin verdiği soru önergeleriyle Meclis gündemine de taşındı.

Havuz için sözleşme

CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun soru önergesine gelen yanıta göre, üç yıla yakın süredir atıl duran Havuzbaşı Sosyal Tesisleri'nin bakım işi için 14,1 milyon liralık sözleşme yapıldı; öngörülen iş artışıyla bedel yaklaşık 15,2 milyon liraya ulaşıyor. Harcama, üniversitenin genel kaynaklarından değil, Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin döner sermaye gelirlerinden yapıldı.

İş, açık ihale yerine Kamu İhale Kanunu'nun 21/b maddesindeki pazarlık usulüyle yaptırıldı; haberde bu hükmün normalde doğal afet ve olağanüstü hallerde başvurulan bir yol olduğu hatırlatıldı. Üniversite yönetiminin gerekçesi, havuz tabanındaki su kaçağı ile alana girip zarar görebilecek çocuklar için doğan güvenlik ve elektrik çarpması tehlikesiydi. Haberde, 35 yıldır kapsamlı bakım görmeyen bir yapı için aniden "acil durum" gerekçesi öne sürülmesinin eleştirildiği belirtildi. Aktarılan resmî verilere göre üniversite 2020'den beri yaklaşık 217 ihaleyi bu usulle yaptı. Yöntemin kâğıt havlu gibi küçük kalemlerden sıradan cihaz ve hizmet alımlarına dek yaygınlaştığı eleştiriliyor.

Onkoloji Hastanesi'ndeki tablo

Haber, hastanede yaşanan sorunların bir süredir yerel basının ve milletvekillerinin takibinde olduğunu da aktarıyor. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo'nun Meclis'e sunduğu önergelere ve hasta yakınlarının anlattıklarına göre Onkoloji Hastanesi'nde kanser hastaları randevu için aylarca sıra bekliyor. Tıbbi cihazlardaki arızalar ve kapasitenin bölgenin ihtiyacını karşılayamaması yüzünden tedavilerde gecikme yaşandığı belirtiliyor. Merkez, çevre illerden sevk edilen hastalara da hizmet veriyor; bu hastalar ve aileleri tedaviye ulaşmakta zorlanıyor. Hasta yakınları ve sivil toplum temsilcileri, sınırlı kaynakların öncelikle insan yaşamıyla ilgili sağlık altyapısına yönlendirilmesini istiyor.

İnceleme ve yönetimin tutumu

Önergeye verilen yanıtta, bu harcama ve ihalelere ilişkin Sayıştay ya da Yükseköğretim Kurulu'nun açtığı bir idari veya mali inceleme olmadığı yazıldı. Haberin yayımlandığı sırada Dicle Üniversitesi yönetimi, Onkoloji Hastanesi'ne ve havuz ihalesine yönelik eleştirilere yanıt vermemişti.

KaynakDiyarbakır Yenigün
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
18 saat önce

Muş'un Varto ilçesinde köylüler jeotermal sondaj projesine karşı 180 gündür nöbet tutuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, DEM Parti'li Çakı'nın önergesine yanıtında proje dosyasındaki eksikleri sıraladı; bilirkişi keşfi 2 Kasım'da.

Muş'un Varto ilçesine bağlı Çalıdere (Xwarik) köyünde, jeotermal kaynak arama projesine karşı 3 Mayıs'ta başlatılan çadır nöbeti 180. güne girdi. Jinnews'ın haberine göre köylüler, ABD merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim AŞ'nin sondaj çalışmalarının su kaynaklarına, meralara ve hayvancılığa zarar vermemesi için faaliyetlerin durdurulmasını istiyor. Cuma günü nöbet yerine Segiran, Dapak ve Muzuran köylerinden gelenler geçti. Bingöl İdare Mahkemesi'nin görevlendirdiği bilirkişiler ise 2 Kasım'da, saat 13.30'da bölgede keşif yapacak.

Bakanlığın yanıtında eksik dosya vurgusu

DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz Çakı'nın 27 Şubat'ta verdiği yazılı soru önergesi, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından sekiz ay sonra, 21 Ekim'de TBMM'ye gönderilen yazıyla yanıtlandı. Bakanlığa göre proje tanıtım dosyasında yöreye ilişkin ayrıntılı jeoloji ve hidrojeoloji bilgisi yer almıyor. Yeraltı sularına ve içme suyu kaynaklarına olası etkileri inceleyen bir hidrojeoloji raporu da sunulmamış. Bakanlık, bu eksiklerin tamamlanmasını, ayrıca su temini ve çevre mevzuatına dair güvencelerin dosyaya eklenmesini talep etti.

Yanıtta, proje sahasının Güllüce Regülatörü ve Hidroelektrik Enerji Santrali'nin enerji nakil hattıyla kesiştiği de belirtildi. Bakanlık, çalışmaların bu hatta zarar vermeyecek şekilde kısıtlanmasını ve sondajın ardından Devlet Su İşleri'nin görüşünün tekrar alınmasını istedi. Mera tahsislerinde çiftçilerin fikrinin gözetildiğini ve çevresel etkilerin mevzuata göre değerlendirildiğini savunan Bakanlığa karşılık köylüler, karar süreçlerinde yeterince söz hakkı bulamadıklarını öne sürüyor.

Proje ve dava

Güzelkent sahası için hazırlanan dosyada, 4 bin 38 hektara yakın ruhsat alanı içinde 10 arama kuyusu planlanıyor; sondaj faaliyeti için ayrılan ÇED alanı ise 8 hektar. Proje bilgilerine göre arama aşamasının maliyeti 95 milyon lira dolayında, süresi 20 ay, öngörülen çalışan sayısı 30. Kuyu noktalarından biri Küçüktepe köyündeki bir evin yaklaşık 160 metre, bir başkası Mengeneç Çayı'nın 103 metre yakınında bulunuyor.

"ÇED gerekli değildir" kararının iptali için açılan davada mahkeme, bilirkişilerden 13 başlıkta değerlendirme istedi. İncelenecek konular arasında sular, tarım ve otlaklar, arıcılık, hayvan yetiştiriciliği, korunan yaban hayatı ve sondaj atığı yönetimi var. Uzmanlar ayrıca projeye tam kapsamlı ÇED süreci uygulanıp uygulanmayacağına dair görüşlerini de bildirecek. Keşif önce 8 Ekim'e planlanmıştı, ancak bilirkişi heyetinin uzmanlık dağılımındaki bir sorun nedeniyle ertelendi. Yürütmeyi durdurma talebi hakkında mahkeme, bilirkişi raporu ile tarafların itirazlarının ardından karar verecek.

Meslek odası ve köylüler

TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası 23 Temmuz'daki açıklamasında Varto-Karlıova bölgesindeki jeotermal faaliyetlerin etkilerinin birlikte değerlendirilmesini, mikro-sismik izleme ağı kurulmasını ve gerektiğinde çalışmayı durduracak sınır değerlerin baştan belirlenmesini önerdi. Varto Ekoloji Platformu Sözcüsü Çayan Dursun, mücadelenin kritik aşamaya geldiğini belirterek 2 Kasım'da kitlesel katılım çağrısı yaptı. Dursun, "adeta Sırat Köprüsü'ndeyiz" dedi. Direnişin öncülerinden Sibel Akdeniz ise bilirkişilerin sadece dosyadaki belgelere bakmayıp yörenin üretim düzenini ve yaşam koşullarını sahada da görmesini istedi.

KaynakBianet
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu