1 saat önce

"Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor" konferansının ilk gününde konuşan akademisyenler ve siyasetçiler, kalıcı barışın siyasi aktörlerle sınırlı kalamayacağını savundu.

Ankara'da kadınların bir araya geldiği "Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor" konferansı, ilk gününde barış tartışmasını eşit yurttaşlık ve adalet ekseninde sürdürdü. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası salonundaki programda konuşan akademisyenler, siyasetçiler ve yazarlar, kalıcı barışın yalnızca siyasetçilerin masa başı görüşmeleriyle sağlanamayacağını söyledi. Konuşmacılara göre Kürt sorununun demokratik çözümü, kadınların özgürlüğünden ve toplumsal eşitlikten ayrı düşünülemez. Salonda DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, çeşitli partilerin temsilcileri ve kadın örgütlerinden isimler de vardı.

Açılışta sanatçılar Feryal Öney ve Rugeş Filiz, Türkçe ve Kürtçe birer konuşma yaptı. İlk oturumu moderatör olarak gazeteci Cansu Çamlıbel yönetti. Bu oturumda Füsun Üstel, Feride Eralp, Gültan Kışanak, Zeynep Altıok Akatlı ve Hidayet Şefkatli Tuksal konuştu.

Üstel: Eşitlik yalnızca hukuki bir statü değil

Siyaset bilimci Füsun Üstel, kâğıt üzerindeki eşitliğin gündelik hayatta aynı olanakları getirmediğini vurguladı. Sınıf farklarının, ayrımcılığın ve hak aramanın zorlaşmasının eşitliği daralttığını anlatan Üstel; Alevilerin inanç özgürlüğü, anadilde eğitim, parti ve seçim mevzuatı ile Anayasa'nın 66. maddesindeki vatandaşlık tarifini tartışma başlıkları olarak sıraladı. Kadınların ve LGBTİ+ bireylerin taleplerini de içeren, toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alan yeni yurttaşlık anlayışlarının tartışılmasını önerdi.

Kışanak: Kürt sorunu ortak sorumluluk

Gültan Kışanak, Kürtlerin kimliğinin ve dilinin tanınmamasının çatışmayı büyüttüğünü söyledi. Meseleyi yalnızca Kürtlere ait görmenin yanlış olduğunu belirten Kışanak, "Bu Kürtlerin sorunu değil, hepimizin sorunu" dedi. Demokrasiyi seçim ve temsile indirgemenin yetersiz olduğunu, insanların günlük ihtiyaçlarının ve karar süreçlerine katılımlarının da gözetilmesi gerektiğini ekledi.

Eralp: Kadına şiddet barışın parçası

"Barışa İhtiyacım Var" inisiyatifinden Feride Eralp, kadınlara yönelik şiddeti ve failler için cezasızlığı barış gündeminin merkezine koydu. İpek Er'in ölümüne değinen Eralp, failin devletle ya da güçlü çevrelerle bağı varsa yargılanmaktan kurtulabildiğini savundu. Kadınlara adalet sağlanmadan barış olmayacağını söyledi.

Altıok Akatlı ve Tuksal: Yüzleşme ve katılım

Eski CHP milletvekili Zeynep Altıok Akatlı, geçmişin acılarıyla ve cezasızlıkla hesaplaşmadan kalıcı barışın kurulamayacağını belirtti; Sivas Katliamı sanıklarının serbest kalmasına ilişkin tartışmalara değindi. Muhalefetin de kendi tartışmalarında iktidarın sert dilini yinelediğini söyleyen Altıok Akatlı, "Başkalarının barışı diye bir şey yok" dedi.

Yazar Hidayet Şefkatli Tuksal ise geçmiş çözüm girişimlerinin hayal kırıklığı bırakmasının toplumda güvensizlik yarattığını anlattı. Sürecin ayrıntılarını bilmeyen ve kararların dışında bırakılan insanların konuya ilgisinin zayıfladığını söyleyen Tuksal, herkesin kendi koşullarında katkı verebileceği çeşitli katılım yöntemlerini önerdi.

Forum ve ikinci gün

Konferansın ikinci bölümünde iki oturumluk bir forum yapılıyor; burada kapitalizm, emeğin sömürülmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve özgürlük mücadelesi ele alınacak. Konferans yarın da devam edecek.

KaynakNûmedya24
Son güncelleme31.10.2026 16:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
4 saat önce

Tesisin adını değiştiren meclis kararının ardından kapılardaki isimler kaldırılmış, tepkiler üzerine yeniden yazılmıştı. DEM Parti ve Emek Partisi temsilcileri adımı yetersiz buldu.

İzmir'de AK Partili Menemen Belediyesi, Gölpark Tesisleri'nin iki giriş kapısından kaldırdığı Deniz Gezmiş ve Musa Anter isimlerini, gelen tepkilerin ardından yeniden yazdı. Evrensel'in haberine göre DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın, Emek Partisi Menemen İlçe Başkanı Çelebi Tugay ve DEM Parti'den Ahmet Koçyiğit, adımı olumlu ama yetersiz buldu. Koçyiğit, sorunun müzakereyle çözülmesini anlamlı bulduklarını söyledi; Akın ise kapılardaki isimlerin yeniden yazılmasını önemli ama eksik olarak niteledi.

Kapı isimleri nasıl kaldırıldı

Belediye, 2019'da hizmete açtığı Gölpark Tesisleri'nin kapılarından birine Deniz Gezmiş'in, diğerine Musa Anter'in adını vermişti. Menemen Belediye Meclisi Ekim 2026'da aldığı kararla tesisin adını, yaşamını yitiren eski Belediye Başkanı Tahir Şahin'in adıyla değiştirdi. Meclis kararı yalnızca tesisin adının değiştirilmesini öngörüyordu; ancak giriş kapılarındaki Gezmiş ve Anter isimleri ile resimleri de kaldırıldı. Gösterilen tepkiler üzerine belediye geri adım atarak isimleri kapılara yeniden yazdı; resimler ise yeniden asılmadı. Kararın alınmasının ardından DEM Parti ilçe eş başkanları da Belediye Başkanı'yla görüşerek itirazlarını iletti.

DEM Parti: Resimler de asılmalı

Milletvekili Akın, belediyenin doğaya, çevreye ve kamu kaynaklarına yönelik uygulamalarını eleştirdi; kamuoyundaki güçlü tepkinin ardından Belediye Başkanı ile yapılan görüşmeler sonucunda isimlerin yeniden yazıldığını söyledi. Akın, toplumsal barışa ve farklılıklara saygının sözde değil pratikte gösterilmesi gerektiğini de ekledi. Akın'a göre adımın samimi olabilmesi için daha önce orada bulunan resimlerin de asılması halkın talebi.

Koçyiğit, DEM Parti ilçe eş başkanlarıyla birlikte Belediye Başkanı Aydın Pehlivan'la görüştüklerini anlattı. Kapı isimlerinin değiştirilmesini kabul etmediklerini ilettiklerini söyleyen Koçyiğit'e göre Pehlivan, isimlerin sökülmesinden haberdar olmadığını belirtti. Koçyiğit, isimlerin tabelaların üst köşesine yazılmasının verilen taahhüdün eksik yerine getirilmesi olduğunu savundu ve bunu "şark kurnazlığı" olarak nitelendirdi.

Emek Partisi: Samimiyetsizlik

Emek Partisi Menemen İlçe Başkanı Tugay, sembolik olarak verilen isimlerin oldubittiyle kaldırılmasını kabul edilemez bulduğunu söyledi. Resimlerin kaldırılıp yalnızca isimlerin yazılmasını samimiyetsizlik örneği olarak değerlendiren Tugay, göreve geldiğinden beri taşınmaz satışlarıyla gündeme gelen Pehlivan'ın bugün de halkın değerlerini yok saymaya çalıştığını öne sürdü. Gezmiş ve Anter'in halkların önemli değerleri olduğunu belirten Tugay, tek taleplerinin yalnızca isimlerin değil resimlerin de yeniden konması olduğunu söyledi.

KaynakEvrensel
Son güncelleme31.10.2026 13:13
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
5 saat önce

Halide Türkoğlu, Meclis komisyonlarında kadın temsilinin sınırlı kaldığını söyledi. Resmi kurulların yetmeyeceğini belirten Türkoğlu, bağımsız kadın izleme mekanizmaları kurulmasını önerdi.

DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, Barış ve Demokratik Toplum sürecinde kadınların karar alma düzeyinde yeterince temsil edilmediğini söyledi. Meclis'te oluşturulan ilk komisyonda kadın üyelerin ve dinlenen kadınların oranının düşük kaldığını, kadınlara özel bir kurulun da bulunmadığını belirten Türkoğlu, kadınları dışarıda bırakan bir barış anlayışına razı olmayacaklarını açıkladı. Ona göre iki ihtimal var: Kadınların içinde yer aldığı bir süreç ya da kadınları yok sayan bir model karşısında verilecek mücadele.

Resmi kurullar yetmez, bağımsız yapılar gerekli

Türkoğlu, Barış ve Siyasallaşma Kurulu'nun ve öngörülen izleme mekanizmalarının kadın-erkek eşit temsiliyle kurulması için çaba gösterilmesi gerektiğini belirtti. Yine de kadınların sadece resmi kurullarda bulunmasını yeterli görmediğini söyledi. Sürecin takipçisi olmanın ötesinde kendi söz ve eylem hattını da kurabilecek fiili yapılara ihtiyaç olduğunu anlatan Türkoğlu, kadın hareketlerinin dahil olacağı izleme ya da inşa kurulları oluşturulabileceğini dile getirdi. Partilerde kadın temsili sağlanamazsa kadın siyasetçilerin kendi izleme kurullarını kurabileceğini de ekledi. Meclis'te görüştükleri farklı partilerin kadın milletvekillerinden de bir kadın kuruluna gerek olduğu yönünde görüş aldıklarını aktardı.

BM kararı kâğıtta kaldı

Türkoğlu, uluslararası düzenlemelere de değindi. Türkiye'nin, BM Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı Kadın, Barış ve Güvenlik kararı çerçevesinde hazırlanan eylem planını imzaladığını ama bugüne dek uygulamaya koymadığını öne sürdü. Kadınların beklentilerinin somut bir zaman çizelgesine oturtulması gerektiğini söyleyen Türkoğlu, ülke genelinde, bölgesel ve yerel ölçekte bir eylem takvimi çıkarılmasını istedi. Kadın politikalarının ne zaman uygulanacağının, hangi yasal ve kurumsal adımların atılması gerektiğinin de netleştirilmesini talep etti.

Barış mücadelesi toplumun her kesimine yayılmalı

Türkoğlu, DEM Parti Kadın Meclisi'nin başka partilerin kadın örgütleriyle, kadın ve feminist hareketlerle ortak bir hat kurmaya çalıştığını anlattı. Kadınların barışın asıl öznesi olması gerektiğini savunan Türkoğlu, savaşın kadınların yaşamını tehdit ettiğini, militarizmi, ırkçılığı ve ayrımcılığı beslediğini söyledi. Barışın sadece Meclis'teki görüşmelerden ibaret olamayacağını, kadın örgütlerinin, sivil toplumun ve toplumsal muhalefetin daha güçlü bir mücadele yürütmesi gerektiğini belirtti.

Türkoğlu, kasımda çatışma ve çözüm süreçlerinde kadınların oynadığı rolü tartışacak etkinlikler hazırladıklarını duyurdu. Emek, ekoloji, cinsiyet eşitliği ve barış taleplerini bir araya getiren kadın buluşmalarının süreceğini söyledi.

KaynaklarDEM Parti, Yeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme31.10.2026 12:15
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
6 saat önce

DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Akın, Antalya'daki COP31'i 'tanıtım organizasyonu' gibi ele alındığı gerekçesiyle eleştirdi ve 14-18 Kasım'daki Halkların İklim Zirvesi'ne çağrı yaptı.

DEM Partili İbrahim Akın, ekoloji ve tarım alanında partinin eş genel başkan yardımcısı olarak 9-20 Kasım'da Antalya'da yapılacak COP31 öncesinde ekolojik barış kavramını ve zirveye bakışını anlattı. Akın'a göre doğayı ve toplumu tahrip eden politikalar sürdükçe Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin toplumsal temeli zayıflıyor. ANF'ye konuşan Akın, paralel olarak düzenlenecek Halkların İklim Zirvesi'ne de katılım çağrısı yaptı.

Ekolojik barışın tanımı

Akın, ekolojik barışı insanla doğanın ilişkisinin yeniden dengeye oturması ve yaşam alanlarının sömürüden arındırılması diye tarif etti. Ona göre doğaya saldırı sadece ekolojik zarar vermiyor; halkları yoksullaştırıyor, yurtlarından ediyor ve kültürlerinden uzaklaştırıyor. Akın, barışın silahların susmasından ibaret olmadığını, toprak, su ve yaşam alanları üzerinde halkların söz hakkı olmasını da gerektirdiğini söyledi. Doğanın metalaştırılmasına son verilmesini, yerel halkların iradesinin tanınmasını ve "ekokırım" olarak nitelediği suçların durdurulmasını istedi.

Zirvelere bakış

Otuz yılı aşkın süredir yapılan iklim zirvelerine rağmen ekolojik yıkımın derinleştiğine dikkat çeken Akın, bunu kapitalist üretim ve tüketim düzenine bağladı. Fosil yakıt şirketleriyle ve büyük tekellerle hesaplaşılmadan teknoloji çözümlerinin, karbon ticaretinin ve uluslararası taahhütlerin krizi çözmeye yetmeyeceğini savundu. Akın bununla birlikte uluslararası iş birliğini ve COP toplantılarını önemsiz bulmadığını, bu zirvelerin iklim krizini uluslararası gündeme taşıdığını da belirtti.

Türkiye'nin tutumu

Akın, Türkiye'nin COP31 hazırlıklarında samimi davranmadığını öne sürdü. İklim krizinin nedenleri, fosil yakıt politikaları, madencilik, ormanların ve tarım alanlarının tahribi ile rant odaklı kentleşmeyle yüzleşmek yerine zirvenin bir tür fuar ve tanıtım organizasyonu gibi ele alındığını söyledi. Sıfır Atık kampanyası başta olmak üzere çevre politikalarının belirli kişileri öne çıkaran bir vitrine dönüştürülmek istendiğini savundu.

Akın, Kuzey Ege'deki deniz üstü rüzgâr enerjisi projelerinden Kürdistan'da yürütülen maden ile enerji projelerine dek uzanan politikaların mülksüzleştirmeyi artırdığını iddia etti. İktidarın çatışmasızlık sürecini şirketlerin önünü açmak için kullandığını öne süren Akın, bunun barış umudunu zayıflattığını söyledi.

Halkların İklim Zirvesi

Akın, COP31'e paralel olarak 14-18 Kasım'da yapılacak Halkların İklim Zirvesi'ne yurttaşları, emekçileri, ekoloji hareketlerini, kadınları ve gençleri davet etti. Bu buluşmada iklim krizinin devletler ve şirketler arasında konuşulan teknik bir başlık olarak ele alınmayacağını belirten Akın, yıkıma direnen halkların deneyimlerinin bir araya getirileceğini söyledi.

KaynakANF | Articles
Son güncelleme31.10.2026 11:11
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
7 saat önce

İstanbul'da gözaltına alınan şair ve tiyatro sanatçısı Tekin Ağacık, 18 dosya kapsamında ifade verdi; yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrolle serbest bırakıldı.

Estonya'dan Türkiye'ye gönderilen şair ve tiyatro sanatçısı Tekin Ağacık, İstanbul'da gözaltına alınmasının ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ağacık hakkında yurt dışına çıkış yasağı kararı verildi.

Kürtçe şiirleri ve Kirmancki tiyatro çalışmalarıyla tanınan Ağacık, Mezopotamya Ajansı'nın aktardığına göre 29 Ekim gecesi İstanbul Havalimanı'na getirildi ve burada gözaltına alındı. Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'nde toplam 18 dosya kapsamında ifade verdi. Dosyalardan birinin örgüt üyeliği iddiasıyla ilgili olduğu, diğer 17'sinin ise sosyal medya paylaşımları nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret ve örgüt propagandası suçlamalarına dayandığı bildirildi.

Ağacık'ın serbest bırakıldığı 31 Ekim'de duyuruldu. Stockholm Center for Freedom'ın açıklamasına göre Ağacık, Türkiye'ye gönderilmeden önce Estonya'da da yargılanmış ve ikiden fazla yıl ertelenmiş hapis cezası almıştı.

KaynakNûmedya24
Son güncelleme31.10.2026 10:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
8 saat önce

DEM Parti Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş, iki yılın ardından devletin somut adım atmadığını savundu. Sarıtaş, Abdullah Öcalan'ın statüsünün ve sürece ilişkin yasal düzenlemelerin netleşmesini istedi.

DEM Parti Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin geldiği noktayı ANF'ye değerlendirdi. Sarıtaş, iktidarın yasal ve siyasi düzenlemelerde somut adım atmamasının sürecin geleceğine dair kaygıları büyüttüğünü söyledi.

MGK kararı ve takvim

Sarıtaş, Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) kurumsal rolünden çok, sürecin ilerlemesinin idari ve güvenlik odaklı bir karar mekanizmasına bağlanmasını eleştirdi. Devletin bir takvimi olabileceğini, ancak bunun süreci geriye çeken değil hızlandıran nitelikte olması gerektiğini belirten milletvekili, son iki yılda devletin süreci daha çok yavaşlattığını öne sürdü. Toplumda, atılması gereken adımların MGK kararlarına takıldığı algısının güçlendiğini söyleyen Sarıtaş, "MGK kararı duvarının" bir an önce aşılması gerektiğini her platformda dile getirdiklerini ifade etti.

Karşılıklı adım vurgusu

Sarıtaş'a göre Kürt Özgürlük Hareketi, taahhüt ettiği adımları yerine getirdi. Milletvekili, hareketin kendini feshettiğini, silahları bıraktığını ve Türkiye sınırları içinden çekildiğini bildirdiğini, bunun somut karşılığını görmenin en doğal hakları olduğunu söyledi. Devletin de Kürt meselesine bakışını değiştireceğine dair işaretler vermesi gerektiğini belirtti.

Dağdan geri dönüşler konusunda devletin ne kadar hazırlıklı olduğunu bilmediklerini söyleyen Sarıtaş, geri dönecek kişilerin güvenliğini garanti eden kapsamlı yasalara ihtiyaç duyulduğunu anlattı. Geçen yaz Meclis'ten geçen kök yasayı sürecin hukuki yolundaki ilk adım olarak niteleyen Sarıtaş, bunun devamının gelmesi gerektiğini ekledi.

Güven ve strateji vurgusu

Sarıtaş, barış süreçlerinde güvenin kendiliğinden sürmediğini, verilen mesajların uygulamayla desteklenmesi gerektiğini söyledi. Devletin adım atmayı geciktirmesinin, sürece destek vermesi beklenen toplumda soru işaretleri doğurduğunu belirtti. Milletvekili, son iki yılda devlet kanadının somut adım atmamasının süreçte "sisli bir hava" oluşturduğunu, bu sisi dağıtmanın devletin elinde olduğunu ifade etti. Sarıtaş'a göre iki yıllık pratik, devletin Kürt meselesinin çözümü için stratejik bir plan ve programının olmadığını, daha çok taktiksel bir yaklaşım izlediğini gösteriyor.

Öcalan'ın statüsü

Sarıtaş, Abdullah Öcalan'ın süreç başlamadan önce koşullar oluşursa süreci hukuki ve siyasi zemine çekebileceğini söylediğini, iki yılda bunu yaptığını anlattı. Öcalan'ın statüsünün ise hâlâ netleşmediğini, bunun belirsizliği ve güvensizliği derinleştirdiğini savundu. Devletin çoğu zaman sözünü siyasi danışmanlar aracılığıyla söylemeye çalıştığını, Cumhurbaşkanı başdanışmanının düzenli açıklamalarını bunun örneği saydığını belirtti. Milletvekili, ilgili kurulun Öcalan'ın Barış ve Siyasallaşma Koordinatörü olarak bulunacağını artık açıkça duyurması gerektiğini söyledi.

KaynakANF | Articles
Son güncelleme31.10.2026 09:10
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
12 saat önce

Soru önergesi yanıtına göre Dicle Üniversitesi, 3 yıldır kullanılmayan sosyal tesis havuzu için pazarlık usulüyle 14,1 milyon liralık sözleşme imzaladı. Onkoloji Hastanesi'ndeki aksaklıklar nedeniyle harcama eleştiriliyor.

Diyarbakır Yenigün'ün haberine göre Dicle Üniversitesi yönetiminin, uzun süredir kullanılmayan bir sosyal tesisin havuzu için 14 milyon liradan fazla harcama yapması, Onkoloji Hastanesi'ndeki sorunların sürdüğü bir dönemde eleştirilere yol açtı. Konu, milletvekillerinin verdiği soru önergeleriyle Meclis gündemine de taşındı.

Havuz için sözleşme

CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun soru önergesine gelen yanıta göre, üç yıla yakın süredir atıl duran Havuzbaşı Sosyal Tesisleri'nin bakım işi için 14,1 milyon liralık sözleşme yapıldı; öngörülen iş artışıyla bedel yaklaşık 15,2 milyon liraya ulaşıyor. Harcama, üniversitenin genel kaynaklarından değil, Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin döner sermaye gelirlerinden yapıldı.

İş, açık ihale yerine Kamu İhale Kanunu'nun 21/b maddesindeki pazarlık usulüyle yaptırıldı; haberde bu hükmün normalde doğal afet ve olağanüstü hallerde başvurulan bir yol olduğu hatırlatıldı. Üniversite yönetiminin gerekçesi, havuz tabanındaki su kaçağı ile alana girip zarar görebilecek çocuklar için doğan güvenlik ve elektrik çarpması tehlikesiydi. Haberde, 35 yıldır kapsamlı bakım görmeyen bir yapı için aniden "acil durum" gerekçesi öne sürülmesinin eleştirildiği belirtildi. Aktarılan resmî verilere göre üniversite 2020'den beri yaklaşık 217 ihaleyi bu usulle yaptı. Yöntemin kâğıt havlu gibi küçük kalemlerden sıradan cihaz ve hizmet alımlarına dek yaygınlaştığı eleştiriliyor.

Onkoloji Hastanesi'ndeki tablo

Haber, hastanede yaşanan sorunların bir süredir yerel basının ve milletvekillerinin takibinde olduğunu da aktarıyor. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo'nun Meclis'e sunduğu önergelere ve hasta yakınlarının anlattıklarına göre Onkoloji Hastanesi'nde kanser hastaları randevu için aylarca sıra bekliyor. Tıbbi cihazlardaki arızalar ve kapasitenin bölgenin ihtiyacını karşılayamaması yüzünden tedavilerde gecikme yaşandığı belirtiliyor. Merkez, çevre illerden sevk edilen hastalara da hizmet veriyor; bu hastalar ve aileleri tedaviye ulaşmakta zorlanıyor. Hasta yakınları ve sivil toplum temsilcileri, sınırlı kaynakların öncelikle insan yaşamıyla ilgili sağlık altyapısına yönlendirilmesini istiyor.

İnceleme ve yönetimin tutumu

Önergeye verilen yanıtta, bu harcama ve ihalelere ilişkin Sayıştay ya da Yükseköğretim Kurulu'nun açtığı bir idari veya mali inceleme olmadığı yazıldı. Haberin yayımlandığı sırada Dicle Üniversitesi yönetimi, Onkoloji Hastanesi'ne ve havuz ihalesine yönelik eleştirilere yanıt vermemişti.

KaynakDiyarbakır Yenigün
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
12 saat önce

Muş'un Varto ilçesinde köylüler jeotermal sondaj projesine karşı 180 gündür nöbet tutuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, DEM Parti'li Çakı'nın önergesine yanıtında proje dosyasındaki eksikleri sıraladı; bilirkişi keşfi 2 Kasım'da.

Muş'un Varto ilçesine bağlı Çalıdere (Xwarik) köyünde, jeotermal kaynak arama projesine karşı 3 Mayıs'ta başlatılan çadır nöbeti 180. güne girdi. Jinnews'ın haberine göre köylüler, ABD merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim AŞ'nin sondaj çalışmalarının su kaynaklarına, meralara ve hayvancılığa zarar vermemesi için faaliyetlerin durdurulmasını istiyor. Cuma günü nöbet yerine Segiran, Dapak ve Muzuran köylerinden gelenler geçti. Bingöl İdare Mahkemesi'nin görevlendirdiği bilirkişiler ise 2 Kasım'da, saat 13.30'da bölgede keşif yapacak.

Bakanlığın yanıtında eksik dosya vurgusu

DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz Çakı'nın 27 Şubat'ta verdiği yazılı soru önergesi, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından sekiz ay sonra, 21 Ekim'de TBMM'ye gönderilen yazıyla yanıtlandı. Bakanlığa göre proje tanıtım dosyasında yöreye ilişkin ayrıntılı jeoloji ve hidrojeoloji bilgisi yer almıyor. Yeraltı sularına ve içme suyu kaynaklarına olası etkileri inceleyen bir hidrojeoloji raporu da sunulmamış. Bakanlık, bu eksiklerin tamamlanmasını, ayrıca su temini ve çevre mevzuatına dair güvencelerin dosyaya eklenmesini talep etti.

Yanıtta, proje sahasının Güllüce Regülatörü ve Hidroelektrik Enerji Santrali'nin enerji nakil hattıyla kesiştiği de belirtildi. Bakanlık, çalışmaların bu hatta zarar vermeyecek şekilde kısıtlanmasını ve sondajın ardından Devlet Su İşleri'nin görüşünün tekrar alınmasını istedi. Mera tahsislerinde çiftçilerin fikrinin gözetildiğini ve çevresel etkilerin mevzuata göre değerlendirildiğini savunan Bakanlığa karşılık köylüler, karar süreçlerinde yeterince söz hakkı bulamadıklarını öne sürüyor.

Proje ve dava

Güzelkent sahası için hazırlanan dosyada, 4 bin 38 hektara yakın ruhsat alanı içinde 10 arama kuyusu planlanıyor; sondaj faaliyeti için ayrılan ÇED alanı ise 8 hektar. Proje bilgilerine göre arama aşamasının maliyeti 95 milyon lira dolayında, süresi 20 ay, öngörülen çalışan sayısı 30. Kuyu noktalarından biri Küçüktepe köyündeki bir evin yaklaşık 160 metre, bir başkası Mengeneç Çayı'nın 103 metre yakınında bulunuyor.

"ÇED gerekli değildir" kararının iptali için açılan davada mahkeme, bilirkişilerden 13 başlıkta değerlendirme istedi. İncelenecek konular arasında sular, tarım ve otlaklar, arıcılık, hayvan yetiştiriciliği, korunan yaban hayatı ve sondaj atığı yönetimi var. Uzmanlar ayrıca projeye tam kapsamlı ÇED süreci uygulanıp uygulanmayacağına dair görüşlerini de bildirecek. Keşif önce 8 Ekim'e planlanmıştı, ancak bilirkişi heyetinin uzmanlık dağılımındaki bir sorun nedeniyle ertelendi. Yürütmeyi durdurma talebi hakkında mahkeme, bilirkişi raporu ile tarafların itirazlarının ardından karar verecek.

Meslek odası ve köylüler

TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası 23 Temmuz'daki açıklamasında Varto-Karlıova bölgesindeki jeotermal faaliyetlerin etkilerinin birlikte değerlendirilmesini, mikro-sismik izleme ağı kurulmasını ve gerektiğinde çalışmayı durduracak sınır değerlerin baştan belirlenmesini önerdi. Varto Ekoloji Platformu Sözcüsü Çayan Dursun, mücadelenin kritik aşamaya geldiğini belirterek 2 Kasım'da kitlesel katılım çağrısı yaptı. Dursun, "adeta Sırat Köprüsü'ndeyiz" dedi. Direnişin öncülerinden Sibel Akdeniz ise bilirkişilerin sadece dosyadaki belgelere bakmayıp yörenin üretim düzenini ve yaşam koşullarını sahada da görmesini istedi.

KaynakBianet
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
12 saat önce

DEM Parti Milletvekili Meral Danış Beştaş, çerçeve yasanın uygulanmasının MGK kararına bağlanmasını eleştirdi; hükümeti somut hukuki adım atmamakla suçlayarak Meclis'te komisyon kurulmasını istedi.

DEM Parti Milletvekili Meral Danış Beştaş, ANF'ye verdiği röportajda Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin bugünkü durumunu ele aldı. Beştaş, çerçeve yasanın Meclis'te kabul edildiğini, fakat yasanın işlemesi için beklenen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararının hâlâ çıkmadığını belirterek süreçte ciddi bir tıkanıklık yaşandığını söyledi. Hükümetin siyasi iradeyi bağlayıcı hukuki adımlara dönüştürmediğini, süreci zamana yaydığını öne sürdü.

Somut adım beklentisi

Beştaş'a göre barış, karşılıklı adımlarla ve kurumların karşılıklı sorumluluğuyla sağlanabilir. Yasa yapma ve hukuki güvence oluşturma imkânının devletin elinde olduğunu belirten Beştaş, iktidarın sorumluluğunu ertelememesi gerektiğini söyledi. Şubat'taki çağrıyı hatırlatan Beştaş, o dönemde devlet tarafından hiçbir adım atılmamışken Abdullah Öcalan'ın çağrıyı tek taraflı yaptığını ve gereğini yerine getirdiğini anlattı.

Gittikleri her yerde kamuoyunun aynı soruları sorduğunu aktaran Beştaş, tutukluların neden hâlâ cezaevinde olduğunu, hastaların neden tahliye edilmediğini, yurtdışındakilerin neden dönemediğini ve barış ile siyasallaşma koordinasyon kurulunun neden kurulmadığını sıraladı. Bu sorulara inandırıcı bir yanıt verilmediğini söyledi.

MGK kararı ve Meclis iradesi

Beştaş, yasanın uygulanmasını güvenlik kurumlarının tespitine bağlayan yaklaşımın Meclis'i yetkisizleştirdiğini ve bir vesayet biçimine dönüştüğünü savundu. DEM Parti'nin çerçeve yasadaki eksiklikleri ilk günden dile getirdiğini, kapıyı açmak için yasaya evet dediğini ancak bunun kötüye kullanılmasını kabul etmediğini söyledi. Anayasa'nın 6. ve 7. maddelerine dikkat çeken Beştaş, MGK'nin Meclis'in çıkardığı yasanın uygulanmasını güvenlik değerlendirmelerine tabi tutacak sonuç doğurucu bir yetkisi olamayacağını belirtti.

DEM Parti'nin önerisi, yalnızca MGK değil TBMM bünyesinde de derhal bir komisyon kurulması. Beştaş, sivil toplum kuruluşları, aktivistler, kadınlar ve gençlerin yer alacağı izleme kurullarının da süreci takip etmesini istedi. Meclis Başkanı'nın konuyla ilgili sık sık basına açıklama yaptığını ancak parti ziyaretlerinin henüz gerçekleşmediğini ifade etti.

Hukuki ve siyasi başlıklar

Beştaş, sürecin yalnızca silahların bırakılmasından ibaret olmadığını vurguladı. Tutuklular, umut hakkı, kayyum atamaları ve demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması başlıklarında adım atılması gerektiğini söyledi. AİHM kararlarının hayata geçirilmesi ile tutukluların serbest bırakılması için de MGK kararının mı beklendiğini sordu.

Meclis komisyonunun raporunun oy birliğiyle kabul edildiğini hatırlatan Beştaş, raporun altında iktidar milletvekillerinin de imzası bulunmasına rağmen içeriğin görmezden gelindiğini söyledi. Öcalan'ın İmralı'da tutulmasını, görüşmelerinin engellenmesini ve bu görüşmelerin sonuçlarının sürecin tüm boyutlarına yansıtılmamasını ise ciddi bir sorun olarak niteledi.

KaynaklarKurdistan24, ANF | Articles
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
17 saat önce

Halide Türkoğlu ve Ekin Baltaş, savunmaya 2 trilyon 206 milyar lira ayrılan teklifin kadın yoksulluğunu ve şiddeti artıracağını öne sürdü.

Savunmaya ayrılan payın büyük artışla yükseldiği 2027 bütçesi, kadınlar açısından da tartışılıyor. Kadın Meclisi Sözcüsü ve Diyarbakır Milletvekili Halide Türkoğlu ile Avukat Ekin Baltaş, Yeni Yaşam Gazetesi'ne verdikleri değerlendirmelerde teklifin en çok kadınları ve gençleri vuracağını savundu.

Savunma ve iç güvenlik payı

Meclis'te 28 Ekim'de ele alınmaya başlanan 2027 bütçe teklifinde savunmaya ayrılan pay ve silah alımlarındaki yüzde 229'luk artış tepki çekti. DEM Parti kampanya yürütüyor; kadın platformu Barışa İhtiyacım Var da savaş politikalarının kadınlar üzerindeki yıkımını anlatan bir açıklama yaptı.

Baltaş'ın sıraladığı rakamlara göre savunma ve güvenlik ödeneği toplamda 3 trilyon 454 milyar liraya ulaşıyor. Bunun savunma ayağı 2 trilyon 206 milyar lira, iç güvenlik ayağı ise 1 trilyon 248 milyar lira. Bu tutar, bütçenin yüzde 12,7'sine denk düşüyor. Milli Savunma Bakanlığı'nın payı 823 milyar lirayken 1 trilyon 533 milyara yükseliyor. Baltaş, haberlerdeki analizlere atıfla kentsel dönüşümdeki artışın yüzde 176'da kaldığını, silahlanmadaki artışın ise bunun üzerinde seyrettiğini söyledi; depremle karşı karşıya milyonlarca kişinin barınması için ayrılan kaynak daha yavaş büyüyor.

"Güvenlik kimin güvenliği?"

Baltaş, bütçelerin bir devletin önceliklerini en açık gösteren belgeler olduğunu söyledi ve feminist analiz açısından vazgeçilmez saydığını belirtti. Barış sürecinin ortasında silahlanmaya kaynak ayrılmasını eleştiren Baltaş, kadın güvenliğinin silahla değil, şiddete karşı korunma, barınma ve geçim güvencesiyle ölçülebileceğini savundu. Şiddeti önleyen ve bakım yükünü hafifleten kamu hizmetleri büyümüyorsa bunun güvensizliği yeniden ürettiğini ifade etti.

Kadın yoksulluğuna da değinen Baltaş, kadınların düşük ücretli ve güvencesiz işlerde yoğunlaştığını, bakım emeğinin büyük kısmını karşılıksız üstlendiğini söyledi. Sosyal yardımın bakım hizmetleri kamusallaştırılmadan yoksulluğun yapısını değiştirmeyeceğini savundu. Dini ve mesleki eğitime ayrılan kaynakları da toplumsal cinsiyet eşitliği açısından sorunlu bulan Baltaş; kaynakların şiddetin önlenmesine, danışma merkezlerine, sığınaklara, kamusal bakıma, eğitime, sağlığa ve barınmaya yönlendirilmesini istedi.

Türkoğlu: Kadına bütçe yok

Türkoğlu, savunmadaki artışı NATO zirvesinde alınan kararlara ve dünyadaki savaş eksenine kaymaya bağladı. Barış sürecinin, silaha giden kaynakların eğitime, yatırıma ve kadınların ile kız çocuklarının hayatını rahatlatacak bir refah düzenine kaydırılabileceği bir fırsat doğurduğunu söyledi.

Ekonomik krizden söz edilmesine rağmen bütçede kamu hizmetlerine katkı görmediğini belirten Türkoğlu, teklifin kadınlar, gençler, engelliler, işsizler ve emeklilerde yoksulluğu artıracağını öne sürdü. Kadına yönelik şiddet artarken yalnızca sığınak sayısının bir adet artırılmasından söz edildiğini, Aile Bakanlığı bünyesindeki kadının güçlendirilmesi başlığına geçen yıl da ödenek ayrılmadığını ifade etti. Savunma bütçesindeki artışın diğer bakanlıkların bütçelerinin kısılması anlamına geldiğini de ekledi.

KaynaklarNûmedya24, Yeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme30.10.2026 23:29
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
18 saat önce

Mehmet Metiner, çerçeve yasanın yürürlüğe girmesi için şartların oluştuğunu savundu ve MGK kararını beklemeden güven artıracak somut adımlar atılması gerektiğini yazdı.

Mehmet Metiner, kaleme aldığı yazıda barış sürecinin karar anına yaklaştığını savundu. Metiner'e göre sürecin bütün tarafları hazır: Kandil de örgütün Avrupa kanadı da DEM Parti de çözüme açık, devletin iradesi tam, iktidarın ve ittifakın kararlılığı ise tereddüde yer bırakmayacak kadar güçlü.

Çerçeve yasa için şartlar tamam

Yazara göre ortada çözülemeyecek bir sorun ya da aşılamayacak bir engel kalmadı. Metiner, PKK'nın artık Türkiye için tehdit sayılmadığını, çerçeve yasanın yürürlüğe girebilmesi için gereken koşulların da oluştuğunu öne sürdü. MGK'nın durumu tespit edip teyit edeceği aşamaya az kaldığını belirten yazar, barış ve çözüm adına bundan elverişli bir ortamın şimdiye dek hiç görülmediğini ekledi.

MGK kararı beklenmeden atılacak adımlar

Metiner, her şeyin MGK kararından sonrasına bırakılmasını doğru bulmadı. Güveni kalıcı kılacak somut adımların, içeride ve dışarıda süreci sabote etmek isteyenlerin planlarını bozacağını yazdı. Karardan önce atılacak adımların çerçeve yasanın amaçladığı iklimi sağlamlaştıracağını savunan yazar, görüşünü "Bazen küçük bir adım büyük bir değişimi mümkün kılar" sözüyle özetledi. Hazır duruma gelmiş bir sürece müdahale etmek isteyenlere izin verilmemesi gerektiğini de ekledi.

Öcalan, silahlar ve Bahçeli'nin işaret ettiği adımlar

Metiner'e göre Öcalan üzerine düşeni yaptı ve Kandil, silahlı gücünü onun talimatı doğrultusunda tehdit olmaktan çıkardı. Yazar, bundan sonraki aşamanın silahların toprağa gömülmesi, PKK'nın dayandığı toplumsal zeminin Türkiye'nin gücüne çevrilmesi, yani demokratik bütünleşmenin sağlanması olduğunu belirtti.

Devlet Bahçeli'nin daha önce işaret ettiği adımların atılmasını sürecin başarısı için hayati bulan Metiner, bunları yapmayı âdeta bir görev olarak tanımladı. Yazara göre bu adımların hiçbiri kaybettirmez, tersine kazandırır ve sürecin başarıyla tamamlanması için kapıları sonuna kadar açar.

KaynakAğrı Hürses Gazetesi
Son güncelleme30.10.2026 23:13
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
19 saat önce

Para Analiz'de yazan FÖŞ imzalı yazı, Çerçeve Yasa'nın barışa varmak için atılmış en yanlış adım olduğunu savunuyor; Özgür Özel'in grubuna serbest oy bırakmasını ise stratejik buluyor.

Para Analiz'de yayımlanan FÖŞ imzalı bir yazı, barış süreci ve Çerçeve Yasa tartışmasında yazarın kendi duruşunu ortaya koyuyor. Yazar, Türk-Kürt kardeşliğini desteklediğini söylerken Çerçeve Yasa'yı bu amaca ulaşmak için atılabilecek en isabetsiz adım olarak görüyor. Aşağıdaki görüşler yazara aittir.

Kimlik ayrımına bakış

Yazar, kimlikler arasındaki çekişmenin önce derin devlet, sonra AK Parti iktidarı tarafından beslenen yapay bir ayrım olduğunu ileri sürüyor. Devletin PKK ile mücadelede toplumsal desteği artırmak için Kürtleri önce şüpheli, sonra muhtemel suçlu gibi gösterdiğini, Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu illerde fiilî OHAL uygulandığını öne sürüyor. Türk kimliğini öne çıkaran vatandaşların çoğunun ayrımcılığa inanmadığını, eşitlik isteyen Kürtleri de hain saydığını yazıyor. Şehit ve gazi ailelerinin acısını anımsatarak, silah bırakan PKK'lıları affetmeyi hedefleyen bir yasanın nasıl destekleneceğini soruyor.

"Yola yanlış çıkıldı" tespiti

Yazara göre silahlı örgüt zaten dağlarda ve sınır ötesinde etkisiz hâle getirilmişti; son beş yıla yakın süredir Türkiye'de örgütün bir eylemi yok. Önce Erdoğan'ın CHP'ye yönelik baskısının bitirilmesi, barış sürecine DEM Parti aracılığıyla dile getirilen eşitlik ve özgürlük haklarının iadesiyle başlanması gerektiğini söylüyor. Kayyım düzenlemesinin iptali, tutuksuz yargılamanın kural hâline getirilmesi ve hukuki karşılığı olmadığını savunduğu suçlamalarla yatanların davalarının yeniden görülmesi önerileri arasında. Selahattin Demirtaş'la görüşme yapılabileceğini de öne sürüyor.

Toplumsal destek tartışması

Yazı, Çerçeve Yasa'ya DEM Parti seçmeni dışında toplumsal desteğin yüzde 35 civarında olduğunu öne sürüyor. Türk-Kürt barışını destekleyip desteklemediği sorulduğunda katılımcıların ortalama yüzde 65'inin olumlu yanıt verdiğini, soruya PKK ya da Öcalan geçtiğinde onay oranının ters döndüğünü yazıyor. Yazara göre yasa yoğun bir ikna çabasıyla benimsetilse bile hayata tutunamadı; PKK, Öcalan'ın serbest kalması ve tüm üyelerine Türkiye'de siyaset hakkı verilmesi olmadan silah bırakmayacağını açıkça duyurdu.

Özel'in tutumu

Yazar, Erdoğan açısından sürecin asıl hedefinin yeniden seçilmesini sağlayacak yeni anayasa için DEM Parti'nin desteğini sağlamak olduğunu savunuyor. Özgür Özel'in grubuna serbest oy bırakmasını ise "dahice" bir strateji sayıyor: Kürt seçmeni kırmanın vicdani ve siyasi hata olacağını, milletvekillerini evet oyuna zorlamanın ise tabanı ve belki partiyi bölebileceğini, hayır oyu önerisinin de süreç çöktüğünde sorumluluğu YENİ Parti'ye yıkma riski taşıdığını yazıyor. Yazar, kendisinin de empatiden kurtulamadığı için yasaya koşulsuz destek veremediğini belirtiyor.

KaynakPara Analiz
Son güncelleme30.10.2026 21:28
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu