1 saat önce

Soru önergesi yanıtına göre Dicle Üniversitesi, 3 yıldır kullanılmayan sosyal tesis havuzu için pazarlık usulüyle 14,1 milyon liralık sözleşme imzaladı. Onkoloji Hastanesi'ndeki aksaklıklar nedeniyle harcama eleştiriliyor.

Diyarbakır Yenigün'ün haberine göre Dicle Üniversitesi yönetiminin, uzun süredir kullanılmayan bir sosyal tesisin havuzu için 14 milyon liradan fazla harcama yapması, Onkoloji Hastanesi'ndeki sorunların sürdüğü bir dönemde eleştirilere yol açtı. Konu, milletvekillerinin verdiği soru önergeleriyle Meclis gündemine de taşındı.

Havuz için sözleşme

CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun soru önergesine gelen yanıta göre, üç yıla yakın süredir atıl duran Havuzbaşı Sosyal Tesisleri'nin bakım işi için 14,1 milyon liralık sözleşme yapıldı; öngörülen iş artışıyla bedel yaklaşık 15,2 milyon liraya ulaşıyor. Harcama, üniversitenin genel kaynaklarından değil, Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin döner sermaye gelirlerinden yapıldı.

İş, açık ihale yerine Kamu İhale Kanunu'nun 21/b maddesindeki pazarlık usulüyle yaptırıldı; haberde bu hükmün normalde doğal afet ve olağanüstü hallerde başvurulan bir yol olduğu hatırlatıldı. Üniversite yönetiminin gerekçesi, havuz tabanındaki su kaçağı ile alana girip zarar görebilecek çocuklar için doğan güvenlik ve elektrik çarpması tehlikesiydi. Haberde, 35 yıldır kapsamlı bakım görmeyen bir yapı için aniden "acil durum" gerekçesi öne sürülmesinin eleştirildiği belirtildi. Aktarılan resmî verilere göre üniversite 2020'den beri yaklaşık 217 ihaleyi bu usulle yaptı. Yöntemin kâğıt havlu gibi küçük kalemlerden sıradan cihaz ve hizmet alımlarına dek yaygınlaştığı eleştiriliyor.

Onkoloji Hastanesi'ndeki tablo

Haber, hastanede yaşanan sorunların bir süredir yerel basının ve milletvekillerinin takibinde olduğunu da aktarıyor. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo'nun Meclis'e sunduğu önergelere ve hasta yakınlarının anlattıklarına göre Onkoloji Hastanesi'nde kanser hastaları randevu için aylarca sıra bekliyor. Tıbbi cihazlardaki arızalar ve kapasitenin bölgenin ihtiyacını karşılayamaması yüzünden tedavilerde gecikme yaşandığı belirtiliyor. Merkez, çevre illerden sevk edilen hastalara da hizmet veriyor; bu hastalar ve aileleri tedaviye ulaşmakta zorlanıyor. Hasta yakınları ve sivil toplum temsilcileri, sınırlı kaynakların öncelikle insan yaşamıyla ilgili sağlık altyapısına yönlendirilmesini istiyor.

İnceleme ve yönetimin tutumu

Önergeye verilen yanıtta, bu harcama ve ihalelere ilişkin Sayıştay ya da Yükseköğretim Kurulu'nun açtığı bir idari veya mali inceleme olmadığı yazıldı. Haberin yayımlandığı sırada Dicle Üniversitesi yönetimi, Onkoloji Hastanesi'ne ve havuz ihalesine yönelik eleştirilere yanıt vermemişti.

KaynakDiyarbakır Yenigün
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 saat önce

Muş'un Varto ilçesinde köylüler jeotermal sondaj projesine karşı 180 gündür nöbet tutuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, DEM Parti'li Çakı'nın önergesine yanıtında proje dosyasındaki eksikleri sıraladı; bilirkişi keşfi 2 Kasım'da.

Muş'un Varto ilçesine bağlı Çalıdere (Xwarik) köyünde, jeotermal kaynak arama projesine karşı 3 Mayıs'ta başlatılan çadır nöbeti 180. güne girdi. Jinnews'ın haberine göre köylüler, ABD merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim AŞ'nin sondaj çalışmalarının su kaynaklarına, meralara ve hayvancılığa zarar vermemesi için faaliyetlerin durdurulmasını istiyor. Cuma günü nöbet yerine Segiran, Dapak ve Muzuran köylerinden gelenler geçti. Bingöl İdare Mahkemesi'nin görevlendirdiği bilirkişiler ise 2 Kasım'da, saat 13.30'da bölgede keşif yapacak.

Bakanlığın yanıtında eksik dosya vurgusu

DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz Çakı'nın 27 Şubat'ta verdiği yazılı soru önergesi, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından sekiz ay sonra, 21 Ekim'de TBMM'ye gönderilen yazıyla yanıtlandı. Bakanlığa göre proje tanıtım dosyasında yöreye ilişkin ayrıntılı jeoloji ve hidrojeoloji bilgisi yer almıyor. Yeraltı sularına ve içme suyu kaynaklarına olası etkileri inceleyen bir hidrojeoloji raporu da sunulmamış. Bakanlık, bu eksiklerin tamamlanmasını, ayrıca su temini ve çevre mevzuatına dair güvencelerin dosyaya eklenmesini talep etti.

Yanıtta, proje sahasının Güllüce Regülatörü ve Hidroelektrik Enerji Santrali'nin enerji nakil hattıyla kesiştiği de belirtildi. Bakanlık, çalışmaların bu hatta zarar vermeyecek şekilde kısıtlanmasını ve sondajın ardından Devlet Su İşleri'nin görüşünün tekrar alınmasını istedi. Mera tahsislerinde çiftçilerin fikrinin gözetildiğini ve çevresel etkilerin mevzuata göre değerlendirildiğini savunan Bakanlığa karşılık köylüler, karar süreçlerinde yeterince söz hakkı bulamadıklarını öne sürüyor.

Proje ve dava

Güzelkent sahası için hazırlanan dosyada, 4 bin 38 hektara yakın ruhsat alanı içinde 10 arama kuyusu planlanıyor; sondaj faaliyeti için ayrılan ÇED alanı ise 8 hektar. Proje bilgilerine göre arama aşamasının maliyeti 95 milyon lira dolayında, süresi 20 ay, öngörülen çalışan sayısı 30. Kuyu noktalarından biri Küçüktepe köyündeki bir evin yaklaşık 160 metre, bir başkası Mengeneç Çayı'nın 103 metre yakınında bulunuyor.

"ÇED gerekli değildir" kararının iptali için açılan davada mahkeme, bilirkişilerden 13 başlıkta değerlendirme istedi. İncelenecek konular arasında sular, tarım ve otlaklar, arıcılık, hayvan yetiştiriciliği, korunan yaban hayatı ve sondaj atığı yönetimi var. Uzmanlar ayrıca projeye tam kapsamlı ÇED süreci uygulanıp uygulanmayacağına dair görüşlerini de bildirecek. Keşif önce 8 Ekim'e planlanmıştı, ancak bilirkişi heyetinin uzmanlık dağılımındaki bir sorun nedeniyle ertelendi. Yürütmeyi durdurma talebi hakkında mahkeme, bilirkişi raporu ile tarafların itirazlarının ardından karar verecek.

Meslek odası ve köylüler

TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası 23 Temmuz'daki açıklamasında Varto-Karlıova bölgesindeki jeotermal faaliyetlerin etkilerinin birlikte değerlendirilmesini, mikro-sismik izleme ağı kurulmasını ve gerektiğinde çalışmayı durduracak sınır değerlerin baştan belirlenmesini önerdi. Varto Ekoloji Platformu Sözcüsü Çayan Dursun, mücadelenin kritik aşamaya geldiğini belirterek 2 Kasım'da kitlesel katılım çağrısı yaptı. Dursun, "adeta Sırat Köprüsü'ndeyiz" dedi. Direnişin öncülerinden Sibel Akdeniz ise bilirkişilerin sadece dosyadaki belgelere bakmayıp yörenin üretim düzenini ve yaşam koşullarını sahada da görmesini istedi.

KaynakBianet
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 saat önce

DEM Parti Milletvekili Meral Danış Beştaş, çerçeve yasanın uygulanmasının MGK kararına bağlanmasını eleştirdi; hükümeti somut hukuki adım atmamakla suçlayarak Meclis'te komisyon kurulmasını istedi.

DEM Parti Milletvekili Meral Danış Beştaş, ANF'ye verdiği röportajda Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin bugünkü durumunu ele aldı. Beştaş, çerçeve yasanın Meclis'te kabul edildiğini, fakat yasanın işlemesi için beklenen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararının hâlâ çıkmadığını belirterek süreçte ciddi bir tıkanıklık yaşandığını söyledi. Hükümetin siyasi iradeyi bağlayıcı hukuki adımlara dönüştürmediğini, süreci zamana yaydığını öne sürdü.

Somut adım beklentisi

Beştaş'a göre barış, karşılıklı adımlarla ve kurumların karşılıklı sorumluluğuyla sağlanabilir. Yasa yapma ve hukuki güvence oluşturma imkânının devletin elinde olduğunu belirten Beştaş, iktidarın sorumluluğunu ertelememesi gerektiğini söyledi. Şubat'taki çağrıyı hatırlatan Beştaş, o dönemde devlet tarafından hiçbir adım atılmamışken Abdullah Öcalan'ın çağrıyı tek taraflı yaptığını ve gereğini yerine getirdiğini anlattı.

Gittikleri her yerde kamuoyunun aynı soruları sorduğunu aktaran Beştaş, tutukluların neden hâlâ cezaevinde olduğunu, hastaların neden tahliye edilmediğini, yurtdışındakilerin neden dönemediğini ve barış ile siyasallaşma koordinasyon kurulunun neden kurulmadığını sıraladı. Bu sorulara inandırıcı bir yanıt verilmediğini söyledi.

MGK kararı ve Meclis iradesi

Beştaş, yasanın uygulanmasını güvenlik kurumlarının tespitine bağlayan yaklaşımın Meclis'i yetkisizleştirdiğini ve bir vesayet biçimine dönüştüğünü savundu. DEM Parti'nin çerçeve yasadaki eksiklikleri ilk günden dile getirdiğini, kapıyı açmak için yasaya evet dediğini ancak bunun kötüye kullanılmasını kabul etmediğini söyledi. Anayasa'nın 6. ve 7. maddelerine dikkat çeken Beştaş, MGK'nin Meclis'in çıkardığı yasanın uygulanmasını güvenlik değerlendirmelerine tabi tutacak sonuç doğurucu bir yetkisi olamayacağını belirtti.

DEM Parti'nin önerisi, yalnızca MGK değil TBMM bünyesinde de derhal bir komisyon kurulması. Beştaş, sivil toplum kuruluşları, aktivistler, kadınlar ve gençlerin yer alacağı izleme kurullarının da süreci takip etmesini istedi. Meclis Başkanı'nın konuyla ilgili sık sık basına açıklama yaptığını ancak parti ziyaretlerinin henüz gerçekleşmediğini ifade etti.

Hukuki ve siyasi başlıklar

Beştaş, sürecin yalnızca silahların bırakılmasından ibaret olmadığını vurguladı. Tutuklular, umut hakkı, kayyum atamaları ve demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması başlıklarında adım atılması gerektiğini söyledi. AİHM kararlarının hayata geçirilmesi ile tutukluların serbest bırakılması için de MGK kararının mı beklendiğini sordu.

Meclis komisyonunun raporunun oy birliğiyle kabul edildiğini hatırlatan Beştaş, raporun altında iktidar milletvekillerinin de imzası bulunmasına rağmen içeriğin görmezden gelindiğini söyledi. Öcalan'ın İmralı'da tutulmasını, görüşmelerinin engellenmesini ve bu görüşmelerin sonuçlarının sürecin tüm boyutlarına yansıtılmamasını ise ciddi bir sorun olarak niteledi.

KaynakANF | Articles
Son güncelleme31.10.2026 05:12
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
7 saat önce

Halide Türkoğlu ve Ekin Baltaş, savunmaya 2 trilyon 206 milyar lira ayrılan teklifin kadın yoksulluğunu ve şiddeti artıracağını öne sürdü.

Savunmaya ayrılan payın büyük artışla yükseldiği 2027 bütçesi, kadınlar açısından da tartışılıyor. Kadın Meclisi Sözcüsü ve Diyarbakır Milletvekili Halide Türkoğlu ile Avukat Ekin Baltaş, Yeni Yaşam Gazetesi'ne verdikleri değerlendirmelerde teklifin en çok kadınları ve gençleri vuracağını savundu.

Savunma ve iç güvenlik payı

Meclis'te 28 Ekim'de ele alınmaya başlanan 2027 bütçe teklifinde savunmaya ayrılan pay ve silah alımlarındaki yüzde 229'luk artış tepki çekti. DEM Parti kampanya yürütüyor; kadın platformu Barışa İhtiyacım Var da savaş politikalarının kadınlar üzerindeki yıkımını anlatan bir açıklama yaptı.

Baltaş'ın sıraladığı rakamlara göre savunma ve güvenlik ödeneği toplamda 3 trilyon 454 milyar liraya ulaşıyor. Bunun savunma ayağı 2 trilyon 206 milyar lira, iç güvenlik ayağı ise 1 trilyon 248 milyar lira. Bu tutar, bütçenin yüzde 12,7'sine denk düşüyor. Milli Savunma Bakanlığı'nın payı 823 milyar lirayken 1 trilyon 533 milyara yükseliyor. Baltaş, haberlerdeki analizlere atıfla kentsel dönüşümdeki artışın yüzde 176'da kaldığını, silahlanmadaki artışın ise bunun üzerinde seyrettiğini söyledi; depremle karşı karşıya milyonlarca kişinin barınması için ayrılan kaynak daha yavaş büyüyor.

"Güvenlik kimin güvenliği?"

Baltaş, bütçelerin bir devletin önceliklerini en açık gösteren belgeler olduğunu söyledi ve feminist analiz açısından vazgeçilmez saydığını belirtti. Barış sürecinin ortasında silahlanmaya kaynak ayrılmasını eleştiren Baltaş, kadın güvenliğinin silahla değil, şiddete karşı korunma, barınma ve geçim güvencesiyle ölçülebileceğini savundu. Şiddeti önleyen ve bakım yükünü hafifleten kamu hizmetleri büyümüyorsa bunun güvensizliği yeniden ürettiğini ifade etti.

Kadın yoksulluğuna da değinen Baltaş, kadınların düşük ücretli ve güvencesiz işlerde yoğunlaştığını, bakım emeğinin büyük kısmını karşılıksız üstlendiğini söyledi. Sosyal yardımın bakım hizmetleri kamusallaştırılmadan yoksulluğun yapısını değiştirmeyeceğini savundu. Dini ve mesleki eğitime ayrılan kaynakları da toplumsal cinsiyet eşitliği açısından sorunlu bulan Baltaş; kaynakların şiddetin önlenmesine, danışma merkezlerine, sığınaklara, kamusal bakıma, eğitime, sağlığa ve barınmaya yönlendirilmesini istedi.

Türkoğlu: Kadına bütçe yok

Türkoğlu, savunmadaki artışı NATO zirvesinde alınan kararlara ve dünyadaki savaş eksenine kaymaya bağladı. Barış sürecinin, silaha giden kaynakların eğitime, yatırıma ve kadınların ile kız çocuklarının hayatını rahatlatacak bir refah düzenine kaydırılabileceği bir fırsat doğurduğunu söyledi.

Ekonomik krizden söz edilmesine rağmen bütçede kamu hizmetlerine katkı görmediğini belirten Türkoğlu, teklifin kadınlar, gençler, engelliler, işsizler ve emeklilerde yoksulluğu artıracağını öne sürdü. Kadına yönelik şiddet artarken yalnızca sığınak sayısının bir adet artırılmasından söz edildiğini, Aile Bakanlığı bünyesindeki kadının güçlendirilmesi başlığına geçen yıl da ödenek ayrılmadığını ifade etti. Savunma bütçesindeki artışın diğer bakanlıkların bütçelerinin kısılması anlamına geldiğini de ekledi.

KaynakYeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme30.10.2026 23:29
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
7 saat önce

Mehmet Metiner, çerçeve yasanın yürürlüğe girmesi için şartların oluştuğunu savundu ve MGK kararını beklemeden güven artıracak somut adımlar atılması gerektiğini yazdı.

Mehmet Metiner, kaleme aldığı yazıda barış sürecinin karar anına yaklaştığını savundu. Metiner'e göre sürecin bütün tarafları hazır: Kandil de örgütün Avrupa kanadı da DEM Parti de çözüme açık, devletin iradesi tam, iktidarın ve ittifakın kararlılığı ise tereddüde yer bırakmayacak kadar güçlü.

Çerçeve yasa için şartlar tamam

Yazara göre ortada çözülemeyecek bir sorun ya da aşılamayacak bir engel kalmadı. Metiner, PKK'nın artık Türkiye için tehdit sayılmadığını, çerçeve yasanın yürürlüğe girebilmesi için gereken koşulların da oluştuğunu öne sürdü. MGK'nın durumu tespit edip teyit edeceği aşamaya az kaldığını belirten yazar, barış ve çözüm adına bundan elverişli bir ortamın şimdiye dek hiç görülmediğini ekledi.

MGK kararı beklenmeden atılacak adımlar

Metiner, her şeyin MGK kararından sonrasına bırakılmasını doğru bulmadı. Güveni kalıcı kılacak somut adımların, içeride ve dışarıda süreci sabote etmek isteyenlerin planlarını bozacağını yazdı. Karardan önce atılacak adımların çerçeve yasanın amaçladığı iklimi sağlamlaştıracağını savunan yazar, görüşünü "Bazen küçük bir adım büyük bir değişimi mümkün kılar" sözüyle özetledi. Hazır duruma gelmiş bir sürece müdahale etmek isteyenlere izin verilmemesi gerektiğini de ekledi.

Öcalan, silahlar ve Bahçeli'nin işaret ettiği adımlar

Metiner'e göre Öcalan üzerine düşeni yaptı ve Kandil, silahlı gücünü onun talimatı doğrultusunda tehdit olmaktan çıkardı. Yazar, bundan sonraki aşamanın silahların toprağa gömülmesi, PKK'nın dayandığı toplumsal zeminin Türkiye'nin gücüne çevrilmesi, yani demokratik bütünleşmenin sağlanması olduğunu belirtti.

Devlet Bahçeli'nin daha önce işaret ettiği adımların atılmasını sürecin başarısı için hayati bulan Metiner, bunları yapmayı âdeta bir görev olarak tanımladı. Yazara göre bu adımların hiçbiri kaybettirmez, tersine kazandırır ve sürecin başarıyla tamamlanması için kapıları sonuna kadar açar.

KaynakAğrı Hürses Gazetesi
Son güncelleme30.10.2026 23:13
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
9 saat önce

Para Analiz'de yazan FÖŞ imzalı yazı, Çerçeve Yasa'nın barışa varmak için atılmış en yanlış adım olduğunu savunuyor; Özgür Özel'in grubuna serbest oy bırakmasını ise stratejik buluyor.

Para Analiz'de yayımlanan FÖŞ imzalı bir yazı, barış süreci ve Çerçeve Yasa tartışmasında yazarın kendi duruşunu ortaya koyuyor. Yazar, Türk-Kürt kardeşliğini desteklediğini söylerken Çerçeve Yasa'yı bu amaca ulaşmak için atılabilecek en isabetsiz adım olarak görüyor. Aşağıdaki görüşler yazara aittir.

Kimlik ayrımına bakış

Yazar, kimlikler arasındaki çekişmenin önce derin devlet, sonra AK Parti iktidarı tarafından beslenen yapay bir ayrım olduğunu ileri sürüyor. Devletin PKK ile mücadelede toplumsal desteği artırmak için Kürtleri önce şüpheli, sonra muhtemel suçlu gibi gösterdiğini, Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu illerde fiilî OHAL uygulandığını öne sürüyor. Türk kimliğini öne çıkaran vatandaşların çoğunun ayrımcılığa inanmadığını, eşitlik isteyen Kürtleri de hain saydığını yazıyor. Şehit ve gazi ailelerinin acısını anımsatarak, silah bırakan PKK'lıları affetmeyi hedefleyen bir yasanın nasıl destekleneceğini soruyor.

"Yola yanlış çıkıldı" tespiti

Yazara göre silahlı örgüt zaten dağlarda ve sınır ötesinde etkisiz hâle getirilmişti; son beş yıla yakın süredir Türkiye'de örgütün bir eylemi yok. Önce Erdoğan'ın CHP'ye yönelik baskısının bitirilmesi, barış sürecine DEM Parti aracılığıyla dile getirilen eşitlik ve özgürlük haklarının iadesiyle başlanması gerektiğini söylüyor. Kayyım düzenlemesinin iptali, tutuksuz yargılamanın kural hâline getirilmesi ve hukuki karşılığı olmadığını savunduğu suçlamalarla yatanların davalarının yeniden görülmesi önerileri arasında. Selahattin Demirtaş'la görüşme yapılabileceğini de öne sürüyor.

Toplumsal destek tartışması

Yazı, Çerçeve Yasa'ya DEM Parti seçmeni dışında toplumsal desteğin yüzde 35 civarında olduğunu öne sürüyor. Türk-Kürt barışını destekleyip desteklemediği sorulduğunda katılımcıların ortalama yüzde 65'inin olumlu yanıt verdiğini, soruya PKK ya da Öcalan geçtiğinde onay oranının ters döndüğünü yazıyor. Yazara göre yasa yoğun bir ikna çabasıyla benimsetilse bile hayata tutunamadı; PKK, Öcalan'ın serbest kalması ve tüm üyelerine Türkiye'de siyaset hakkı verilmesi olmadan silah bırakmayacağını açıkça duyurdu.

Özel'in tutumu

Yazar, Erdoğan açısından sürecin asıl hedefinin yeniden seçilmesini sağlayacak yeni anayasa için DEM Parti'nin desteğini sağlamak olduğunu savunuyor. Özgür Özel'in grubuna serbest oy bırakmasını ise "dahice" bir strateji sayıyor: Kürt seçmeni kırmanın vicdani ve siyasi hata olacağını, milletvekillerini evet oyuna zorlamanın ise tabanı ve belki partiyi bölebileceğini, hayır oyu önerisinin de süreç çöktüğünde sorumluluğu YENİ Parti'ye yıkma riski taşıdığını yazıyor. Yazar, kendisinin de empatiden kurtulamadığı için yasaya koşulsuz destek veremediğini belirtiyor.

KaynakPara Analiz
Son güncelleme30.10.2026 21:28
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
9 saat önce

Rûdaw TV'de konuşan Prof. Dr. Mesut Yeğen, Kürt toplumunda hem rahatlama hem hayal kırıklığı olduğunu söyledi; DEM Parti'nin iki yönlü baskı altında kaldığını savundu.

Akademisyen Mesut Yeğen, Rûdaw TV'nin Rawin Sterk'in sunduğu haber bülteninde çözüm sürecine, Rojava ile Şengal'deki gelişmelere ve DEM Parti'nin geleceğine dair görüşlerini paylaştı. Yeğen'e göre Kürt tarafı üzerine düşeni yaptı; sıra Türkiye devletinde.

Şengal ve Rojava Ankara'nın beklentisiyle örtüşüyor

Yeğen'e göre Rojava'da atılan entegrasyon adımları ve YBŞ'nin Şengal'de Irak ordusuyla bütünleşmesi, Ankara'nın uzun süredir talep ettiği gelişmelerle örtüşüyor. Şengal'in bir dönem Kandil ile Suriye arasında geçiş noktası olarak Türkiye'yi rahatsız ettiğini anımsatan Yeğen, bu durumun artık sona erdiğini belirtti.

Sürecin son iki yıldır sorunlarla birlikte ilerlediğini söyleyen Yeğen, gecikmenin artık karar gerektirdiğini ifade etti. MGK'nın yapması beklenen tespit ve onayın hızla gerçekleşmesini talep etti.

PKK kadroları için öneriler

Yeğen, mevcut yasanın bütün PKK üyelerini kapsamadığını, özellikle lider kadronun ve onları koruyanların durumunun çözülmesi gerektiğini savundu. Bazı PKK'lıların silahlı biçimde bulundukları bölgede kalmasına Ankara'nın izin vermesini sürecin sonraki aşamaları için önemli saydı. Onlarca yıldır örgüte yön veren kadroların Süleymaniye veya başka bir kampta silahsız toplanacağını varsaymayı gerçekçi bulmayan Yeğen, birkaç yıl sonra yasanın bu kişileri de kapsayacak biçimde genişletilmesini önerdi. Türkiye'ye dönmek isteyenlerin de güvende hissedecekleri bir ortam bulması gerektiğini söyledi.

DEM Parti "iki taraftan sıkıştırılıyor"

Yeğen, DEM Parti'nin iki farklı yönden baskı gördüğünü savundu. Öcalan'ın çizdiği çerçevenin Kürt toplumunda uzun mücadelenin karşılığının ne olduğu sorusunu doğurduğunu, bunun sürece olan desteği zayıflattığını söyledi. Öte yandan DEM Parti'nin eskiden birlikte hareket ettiği muhalefet kesimlerinin desteğini de yitirdiğini söyledi. Bu tabloyu iki taraflı kayıp diye niteledi.

Ona göre parti, askeri başlığı devletle PKK arasındaki temaslara devredip çabasını Kürt sorununun siyasi yönüne ve genel demokratikleşmeye yöneltebilir. Selahattin Demirtaş gibi isimlerin tahliyesinin ve Avrupa'da siyaset deneyimi edinmiş kişilerin Türkiye'ye dönüşünün partiye yeni enerji katabileceğini de söyledi. Ana dil kampanyasını bu yönde bir değişimin işareti olarak değerlendirdi.

Toplumda rahatlama ve sitem birlikte

Yeğen'e göre çatışmaların durması, Suriye'de yıkıma yol açılmadan bir çözüm bulunması ve silahların bırakılması Kürtlerde rahatlama yarattı. Buna karşın uzun yıllara yayılan mücadelede yaşanan kayıpların sorgulandığını, "aldıklarımız bunlar mı" duygusunun bulunduğunu belirtti. Kürtlerin yasal siyasetle haklarını aramayı sürdürebileceğini de ekledi.

Süreç karşıtı partiler

Süreci reddeden İYİ Parti ve Zafer Partisi'nin daha fazla ön plana çıkmasını toplumdaki karşıtlığın yükselmesine bağlamayan Yeğen, bunu DEM Parti ve diğer muhalefet aktörlerinin zayıflamasıyla ilişkilendirdi. Devletin sıkıştığı dönemlerde farklı partilerin aynı çizgide buluşabildiğini belirten Yeğen, bunun İYİ Parti için olduğu kadar CHP için de geçerli olabileceğini söyledi.

KaynakRudaw
Son güncelleme30.10.2026 21:28
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
10 saat önce

DEM Parti, 'Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe' kampanyasında Muş'ta yurttaşlar ve şeker pancarı fabrikası işçileriyle buluştu. Sezai Temelli bütçeyi emekli, genç, emekçi ve kadınlara yanıt vermemekle eleştirdi.

DEM Parti, "Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe" kampanyasının yeni durağında Muş'ta yurttaşlarla bir araya geldi. Grup Başkanvekili Sezai Temelli ile Muş Milletvekili Sümeyye Boz'un katıldığı buluşmada kentin ihtiyaçları, ekonomi politikası ve bütçenin toplumun farklı kesimlerine yansıması ele alındı. Heyet ardından şeker pancarı fabrikasına geçerek işçilerle görüştü.

Boz: Bütçe kimlere kaynak ayırıyor

İlk sözü alan Sümeyye Boz, kentin taleplerini Meclis'e taşımak için yurttaşlarla buluştuklarını söyledi. Bir kentin kalkındırılması isteniyorsa gelirlerin eşitliğe, demokrasiye, adalete ve barışa hizmet edip etmediğinin de tartışılması gerektiğini savundu. Boz'a göre bütçenin hangi alanlara ve kesimlere pay ayırdığı açıkça konuşulmalı.

Temelli'nin rakamları

Sezai Temelli, iktidar partisinin çeyrek asırdır hazırladığı bütçelerde sermayeyi öncelediğini öne sürdü. Bu yılki bütçenin büyüklüğünün 27 trilyon lira olduğunu hatırlatan Temelli, 4 trilyon liranın faize, 4 trilyon liranın sermayenin vergi borçlarının silinmesine, 4 trilyon liranın silah harcamalarına gittiğini, bütçe açığının da 4 trilyon liraya ulaştığını söyledi. Savunma harcamalarındaki artışın yüzde 60 olduğunu da belirtti. Temelli, bütçenin emekliye, gence, emekçiye ve kadına yanıt vermediğini savunarak "bütçenin kimseye bir hayrı yok" dedi.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne de değinen Temelli, hareketin kararıyla silahlı eylemlere son verildiğini, Abdullah Öcalan'ın çağrılarına uygun adımlar atıldığını ve güçlerin Türkiye topraklarından çekildiğini anlattı. Çatışmanın bitmesine yönelik bu gelişmelere rağmen yurttaşın yoksulluk, işsizlik ve açlıkla boğuştuğunu ifade etti.

Fabrikada işçilerin geçim anlatısı

Şeker pancarı fabrikasındaki ziyarette Temelli, bütçe hakkını halkla birlikte savunma anlayışıyla hareket ettiklerini söyleyip işçilerin talep ve beklentilerini dinledi. Söz alan bir işçi, günde 12 saat çalıştığını, buna rağmen geçinemediği için hayvancılıkla da uğraştığını anlattı. Kirada oturan iş arkadaşları bulunduğunu, kışın yaklaşmasıyla ihtiyaçların arttığını belirten işçi, DEM Parti'den destek beklediklerini söyledi.

KaynaklarTigris Haber, İlke TV, Yeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme30.10.2026 20:43
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
15 saat önce

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, Kazım Karabekir Cemevi'nde Alevilerin dinlenmesi gerektiğini söyledi; ümmet kardeşliği yerine yasal güvenceli eşit yurttaşlık çağrısı yaptı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İstanbul Ümraniye'deki Kazım Karabekir Cemevi'nde Alevi temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıya Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, farklı il ve ilçelerdeki cemevlerinin temsilcileri, DEM Parti İstanbul il ve ilçe yöneticileri ile çok sayıda yurttaş katıldı. Hatimoğulları, barış sürecinin Alevilerin katılımı ve talepleri olmadan ilerleyemeyeceğini söyledi.

Ümmet kardeşliği değil, eşit yurttaşlık

Hatimoğulları, barışa "biri yenecek, biri yenilecek" diye bakmadıklarını, barışın ortak yaşamı kurmak üzerinden şekilleneceğini anlattı. Konuşmasının merkezinde ise eşit yurttaşlık vurgusu vardı: Ümmet kardeşliğinin yetmediğini, eşit haklarla donatılmış bir kardeşliğin gerektiğini ve bunun yasal statüye kavuşması lazım geldiğini söyledi. Eşit yurttaşlığın hukuki güvence altına alınması gerektiğini ekledi.

Meclis'te dinlenme talebi

DEM Parti Eş Genel Başkanı, iktidara Alevilerin neden dinlenmediğini defalarca sorduklarını aktardı. Alevilerin Meclis'te dinlenmesinin önemli olduğunu, Meclis Başkanı'nın ise farklı bir kanaat ortaya koyarak talebi kabul etmediğini belirterek bu tutumu eleştirdi. Temmuz ayında kabul edilen çerçeve yasayı hatırlatan Hatimoğulları, süreçte yalnızca siyasi partilerin temsil edilmesinin yetmediğini, demokratik örgütlerin ve kadın hareketinin de sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi.

Alevilerin kaygıları

Hatimoğulları, Alevilerin sürece ilişkin kaygılarını sıraladı ve bunları parti olarak aynı netlikle sorduklarını söyledi. Muhalefet belediyelerine yönelik gözaltı ve tutuklamalar, ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar, aydınlara, yazarlara ve sanatçılara uygulandığını öne sürdüğü baskılar bu kaygıların arasındaydı. Alevilerin, sürecin AKP ile yan yana durmak anlamına gelip gelmeyeceğini ve iktidarın süreci seçim malzemesine çevirip çevirmeyeceğini sorduğunu aktardı. Fon soruşturmasında isimlerin açıklanmamasına da tepki gösterdi.

Bu soruların kolay olmadığını kabul eden Hatimoğulları, buna rağmen bu topraklarda barışı kurmaktan başka seçenekleri olmadığını söyledi.

Suriye'deki Aleviler ve eğitim talebi

Hatimoğulları, HTŞ'nin Suriye'de Alevilere yönelik katliamlar gerçekleştirdiğini öne sürdü. Katliamların şimdilik kısmen durdurulmasında toplantıdakilerin katkısı olduğunu belirterek oradaki halkın teşekkürlerini iletti. Alevilerin en büyük şikâyetlerinden birinin tek yönlü ve tekleştirici eğitim olduğunu da söyledi; eğitimin bilimsel olması ve ana dilde eğitim hakkının güvence altına alınması gerektiğini savundu.

Aleviler barış sürecinin öznesi olursa sürecin iktidarın insafına bırakılmayacağını söyleyen Hatimoğulları, Cumhuriyet'in 103. yıl dönümüne de değindi. Cumhuriyet'in 86 milyon yurttaşın ortak evi olması gerektiğini, bunun için demokratikleşmesinin şart olduğunu vurguladı. Toplantı, konuşmanın ardından basına kapalı sürdü.

KaynaklarNûmedya24, Independent Türkçe, Yeni Yaşam Gazetesi, DEM Parti
Son güncelleme30.10.2026 15:24
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
Büyük Haber·15 saat önce

DEM Parti Grup Başkanvekilleri Koçyiğit ve Temelli, staj ve çıraklık dönemlerinin sigortalılık başlangıcı sayılmasını öngören teklifi TBMM Başkanlığı'na sundu.

DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, emeklilik hesabında staj ve çıraklık yıllarının da sigortalılığın başlangıcı sayılmasını isteyen bir kanun teklifini TBMM Başkanlığı'na sundu. Teklif; Mesleki Eğitim Kanunu, İşsizlik Sigortası Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda değişiklik yapılmasını öngörüyor.

Stajyer ve çırağa yapılan bildirim emekliliğe yetmiyor

Teklifin gerekçesine göre sorun, stajyer ve çırakların sisteme hiç alınmaması değil. Bu kişiler adına Sosyal Güvenlik Kurumu'na sigortalılık bildirimi yapılıyor. Ancak kapsam ağırlıklı olarak iş kazası ve meslek hastalığı sigortasıyla sınırlı kalıyor; malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına ilişkin primler yatırılmıyor.

Gerekçe, bunun 5510 sayılı Kanun'un 38'inci maddesindeki kurala dayandığını anlatıyor. Madde, bu sigorta kollarında sigortalılık süresinin başlangıcını kapsama ilk kez girilen tarihe bağlıyor. Böylece çalışma yaşamına erken yaşta katılan biri, staj ve çıraklık yıllarını emeklilik hesabında kullanamıyor.

EYT sonrası da fark sürdü

Gerekçede, Emeklilikte Yaşa Takılanlar düzenlemesinin ardından da staj ve çıraklık başlangıcı sayılmadığı için çok sayıda kişinin benzer durumdaki diğer çalışanlarla aynı haklardan yararlanamadığı belirtiliyor. Teklifi hazırlayanlar, sigortalılık başlangıç tarihinin emeklilik koşullarını ve emeklilik tarihini doğrudan etkilediğine dikkat çekiyor.

Gerekçede ayrıca borçlanma hakkına değiniliyor. Sosyal güvenlik sisteminde başka süreler için borçlanma imkânı tanındığı halde zorunlu staj ve çıraklık dönemleri için böyle bir yol bulunmadığı kaydediliyor. Teklif sahipleri, geçmiş dönemdeki hak kayıplarını giderecek bir borçlanma mekanizmasının da kurulması gerektiğini savunuyor.

Kursiyer, bursiyer ve prim yükü

Gerekçede sorunun yalnızca stajyer ve çırakları kapsamadığı da vurgulanıyor. Kursiyer ve bursiyerlerin sigortalılık durumlarının da fiilî çalışma koşullarına ve tabi oldukları hükümlere göre değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Her grubun hukuki statüsü farklı olabileceği için düzenlemenin kapsamının açıkça tanımlanması isteniyor.

Primlerin kim tarafından ödeneceği de gerekçenin üzerinde durduğu başlıklardan biri. Metne göre sosyal güvenlik maliyetlerinin kamu kaynakları ya da İşsizlik Sigortası Fonu üzerinden karşılanması, işverenlerin istihdam maliyetini düşürürken yükü kamuya ve çalışanlara aktarabiliyor. Gerekçe, fiilen çalışılan işyerinde doğan yükümlülüğün hangi tarafça karşılanacağının açık kurallara bağlanmasını talep ediyor.

Emeklilik koşullarına geniş eleştiri

Teklifin genel gerekçesi, sosyal güvenliği bireyin çalışma hayatı boyunca karşılaşabileceği risklere karşı koruyan temel bir hak olarak tanımlıyor. Metne göre 1999 ve 2006'da kabul edilen, 2008'de önemli hükümleri yürürlüğe giren düzenlemeler emeklilik koşullarını ağırlaştırdı ve sosyal güvenliğin koruyucu niteliğini zayıflattı. Gerekçe, aylık bağlama oranları, güncelleme katsayısı ve aylıkların artış yöntemindeki değişikliklerin emekli gelirini olumsuz etkilediğini, emeklilik yaşının yükselmesiyle birlikte uzun yıllar prim ödeyenlerin yoksullukla karşılaştığını öne sürüyor.

KaynaklarToplumsal Haber, Politika Haber, Son Dakika, Boyoz Haber ve +2 kaynak
Son güncelleme30.10.2026 15:24
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
17 saat önce

Nûmedya24'ün derlemesine göre Esenyurt operasyonundan iki yıl sonra Özer ve Mardin'in eşbaşkanı Ahmet Türk göreve iade edilmedi; Bahçeli'nin 'Ahmetler makama' çağrısı da karşılık bulmadı.

Nûmedya24'ün haberine göre Esenyurt Belediyesi'ne yönelik operasyonun üzerinden iki yıl geçti, fakat dönemin belediye başkanı Ahmet Özer de Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk de görevine dönemedi. Haber, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin "Ahmetler makama" çağrısının karşılık bulmadığını savunuyor.

Esenyurt'ta operasyon günü

Haberde aktarıldığına göre CHP'li Esenyurt Belediyesi hakkındaki "kent uzlaşısı" soruşturması 2024'ün 30 Ekim gününde operasyona dönüştü. Aralarında Özer'in de bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı. Dosyada DEM Parti'nin kimi CHP'li adaylara destek vermesi, suç oluşturan bir unsur gibi sunuldu. Operasyonun ardından İstanbul'daki başka CHP'li belediyelere de benzer iddialarla soruşturma açıldı; dosyalar sonradan yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla genişledi.

Doğrudan "kent uzlaşısı"na dayanan dava da görüldü. Haberde, 7 Ekim'de açıklanan kararda sekiz kişinin beraat ettiği, diğer iki kişiye ise kişi başı 6 yıl 3 ay hapis verildiği yazıldı.

Özer'in yargı süreci ve kayyum değişimi

Tutuklanan Özer, operasyonun ertesi günü İçişleri Bakanlığının kararıyla görevden uzaklaştırıldı ve belediyeye kayyum atandı. Özer, 2025'in 11 Kasım gününde tahliye edildi; 2026'nın 23 Ocak gününde ise İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi onu aynı davada 6 yıl 3 ay hapse mahkûm etti.

Esenyurt kayyumu Can Aksoy'un görevine 19 Ekim 2026'da son verildi. Habere göre Aksoy'un yardımcısı Yusuf Ulutaş, yolsuzluk gerekçesiyle daha önce tutuklanmıştı. Haber, Aksoy'un milyonlarca dolar ve lira rüşvet almakla suçlandığını da aktarıyor. Kayyum olarak bu kez Van Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan Ulaş Akhan görevlendirildi.

Ahmet Türk ve Bahçeli'nin çağrısı

Özer'in tutuklanmasını izleyen günlerde, 4 Kasım'da bakanlık, DEM Partili bazı başkanları da görevden aldı. Mardin'in eşbaşkanı Türk de bunların arasındaydı. Nûmedya24'e göre Türk, görevden alınma gerekçesi olan davadan beraat etti, buna rağmen iki yıldır görevine iade edilmedi.

Bahçeli, 3 Şubat 2026'daki grup toplantısında "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir" demişti. Bu sözler, Türk ve Özer'in görevlerine dönebileceği beklentisini doğurdu. Bahçeli aynı ifadeleri Ağustos 2026'da yinelese de haberin değerlendirmesine göre ne Ahmetler göreve döndü, ne Selahattin Demirtaş AİHM kararlarına karşın tahliye edildi, ne de Abdullah Öcalan'ın umut hakkı konusunda ilerleme görüldü.

DEM Partili belediyelerde kayyum tablosu

Nûmedya24'e göre kayyum uygulaması DEM Partili belediyelerde Eylül 2016'dan sonra başladı ve 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından yeniden devreye girdi. Seçimden sonra kayyum atanan ilk isim Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış oldu. Akış'a 29 Nisan 2026'da yeniden 19 yıl 6 ay ceza verildi. Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya ise 17 Kasım 2016'dan bu yana cezaevinde.

Haberde ayrıca seçimlerden bu yana çok sayıda CHP'li belediyeye yolsuzluk soruşturması açıldığı ve birçok belediye başkanının AK Parti'ye geçtiği not ediliyor.

Kaynaklarİlke TV, Nûmedya24
Son güncelleme30.10.2026 13:44
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

DEM Parti'nin bütçe kampanyası açılışında yoksulluğu anlatarak gündem olan dört çocuk annesi, Mezopotamya Ajansı'na yaşadığı ekonomik zorlukları aktardı.

DEM Parti'nin "Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe" kampanyasının Siirt'in Kurtalan ilçesindeki açılışında yaptığı konuşmayla gündem olan dört çocuk annesi, bu kez Mezopotamya Ajansı'na konuştu. Kadın, artan yaşam maliyetini, tarım ve hayvancılıktaki çıkmazı ve çocuklarının eğitim masraflarını anlattı. Bianet'in aktardığı röportajda hayat pahalılığının yanı sıra genç işsizliği ve uyuşturucu sorununa da dikkat çekti.

Konuşma nasıl gündem oldu

DEM Parti, kampanyasını 24 Ekim'de Kurtalan'da başlatmıştı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın katıldığı etkinlikte söz alan kadın, hayat pahalılığını ve çocukların yaşadığı yoksulluğu anlattı. Çocukların açlığına dikkat çektiği konuşma sosyal medyada yayılarak gündem oldu.

"Ekonomiye yenildik"

Kadın, 1984'te Mersin'in Tarsus ilçesinde doğduğunu, evlendikten sonra Siirt'in Eruh ilçesine yerleştiğini söyledi. Çocuk Gelişimi Bölümü mezunu olduğunu belirten kadın, ailesinden kalan topraklarda dört çocuğuyla üretim yapmaya çalışıyor. Ailesi daha önce küçükbaş hayvancılıkla geçiniyordu; yayla yasakları, su sıkıntısı ve yem fiyatlarındaki artış nedeniyle bu işi bırakmak zorunda kaldıklarını anlattı. Eşinin kanser tedavisi gördüğü dönemde büyükbaş hayvancılığa yönelmişler, ancak dört ineğin yalnızca biri kalmış. Yem giderlerini karşılayamadıkları için o da satılmış. Kadın bir çuval yemin bin liraya çıktığını, ineği 130 bin liraya satıp 120 torba yem aldığını söyledi. Emeğin karşılığı alınamayınca insanın umutsuzluğa kapıldığını ifade etti.

Okul masrafları ve yardım

Dört çocuğun eğitim giderlerini karşılamakta zorlandığını belirten kadın, öğretmenlerin verdiği okul ihtiyaç listesinin yaklaşık 5 bin lirayı bulduğunu, şartlı eğitim yardımının ise bu masrafın çok altında kaldığını dile getirdi. Bin liralık yardımla on bin liralık kırtasiyeyi nasıl alacağını sorduğunu anlattı.

Seyyar satıcılar ve eşitsizlik

Kadın, Siirt, Sivas ve Van'da seyyar satıcılara yönelik müdahaleleri de eleştirdi. Geçimini sokakta satış yaparak sağlayanların karşılaştığı uygulamaları adaletsizlik olarak değerlendirdi. Düşük gelirli yurttaşların temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını, buna karşılık ekonomik eşitsizliğin derinleştiğini savundu.

"Susmamalıyız" çağrısı

Geçim sıkıntısının yalnızca kendi ailesinin sorunu olmadığını söyleyen kadın, gıda ve barınmanın hâlâ toplumun en önemli gündem maddeleri arasında olduğunu belirtti. Akşama ne pişireceklerini düşündüklerini, yaşam koşullarının değişmesini istediklerini ifade etti. Ülkenin birçok sorunu bulunduğunu, insanların bunları konuşması gerektiğini söyleyerek susmamak gerektiği çağrısını yineledi.

KaynakBianet
Son güncelleme29.10.2026 16:54
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu