1 saat önce

Halide Türkoğlu ve Ekin Baltaş, savunmaya 2 trilyon 206 milyar lira ayrılan teklifin kadın yoksulluğunu ve şiddeti artıracağını öne sürdü.

Savunmaya ayrılan payın büyük artışla yükseldiği 2027 bütçesi, kadınlar açısından da tartışılıyor. Kadın Meclisi Sözcüsü ve Diyarbakır Milletvekili Halide Türkoğlu ile Avukat Ekin Baltaş, Yeni Yaşam Gazetesi'ne verdikleri değerlendirmelerde teklifin en çok kadınları ve gençleri vuracağını savundu.

Savunma ve iç güvenlik payı

Meclis'te 28 Ekim'de ele alınmaya başlanan 2027 bütçe teklifinde savunmaya ayrılan pay ve silah alımlarındaki yüzde 229'luk artış tepki çekti. DEM Parti kampanya yürütüyor; kadın platformu Barışa İhtiyacım Var da savaş politikalarının kadınlar üzerindeki yıkımını anlatan bir açıklama yaptı.

Baltaş'ın sıraladığı rakamlara göre savunma ve güvenlik ödeneği toplamda 3 trilyon 454 milyar liraya ulaşıyor. Bunun savunma ayağı 2 trilyon 206 milyar lira, iç güvenlik ayağı ise 1 trilyon 248 milyar lira. Bu tutar, bütçenin yüzde 12,7'sine denk düşüyor. Milli Savunma Bakanlığı'nın payı 823 milyar lirayken 1 trilyon 533 milyara yükseliyor. Baltaş, haberlerdeki analizlere atıfla kentsel dönüşümdeki artışın yüzde 176'da kaldığını, silahlanmadaki artışın ise bunun üzerinde seyrettiğini söyledi; depremle karşı karşıya milyonlarca kişinin barınması için ayrılan kaynak daha yavaş büyüyor.

"Güvenlik kimin güvenliği?"

Baltaş, bütçelerin bir devletin önceliklerini en açık gösteren belgeler olduğunu söyledi ve feminist analiz açısından vazgeçilmez saydığını belirtti. Barış sürecinin ortasında silahlanmaya kaynak ayrılmasını eleştiren Baltaş, kadın güvenliğinin silahla değil, şiddete karşı korunma, barınma ve geçim güvencesiyle ölçülebileceğini savundu. Şiddeti önleyen ve bakım yükünü hafifleten kamu hizmetleri büyümüyorsa bunun güvensizliği yeniden ürettiğini ifade etti.

Kadın yoksulluğuna da değinen Baltaş, kadınların düşük ücretli ve güvencesiz işlerde yoğunlaştığını, bakım emeğinin büyük kısmını karşılıksız üstlendiğini söyledi. Sosyal yardımın bakım hizmetleri kamusallaştırılmadan yoksulluğun yapısını değiştirmeyeceğini savundu. Dini ve mesleki eğitime ayrılan kaynakları da toplumsal cinsiyet eşitliği açısından sorunlu bulan Baltaş; kaynakların şiddetin önlenmesine, danışma merkezlerine, sığınaklara, kamusal bakıma, eğitime, sağlığa ve barınmaya yönlendirilmesini istedi.

Türkoğlu: Kadına bütçe yok

Türkoğlu, savunmadaki artışı NATO zirvesinde alınan kararlara ve dünyadaki savaş eksenine kaymaya bağladı. Barış sürecinin, silaha giden kaynakların eğitime, yatırıma ve kadınların ile kız çocuklarının hayatını rahatlatacak bir refah düzenine kaydırılabileceği bir fırsat doğurduğunu söyledi.

Ekonomik krizden söz edilmesine rağmen bütçede kamu hizmetlerine katkı görmediğini belirten Türkoğlu, teklifin kadınlar, gençler, engelliler, işsizler ve emeklilerde yoksulluğu artıracağını öne sürdü. Kadına yönelik şiddet artarken yalnızca sığınak sayısının bir adet artırılmasından söz edildiğini, Aile Bakanlığı bünyesindeki kadının güçlendirilmesi başlığına geçen yıl da ödenek ayrılmadığını ifade etti. Savunma bütçesindeki artışın diğer bakanlıkların bütçelerinin kısılması anlamına geldiğini de ekledi.

KaynakYeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme30.10.2026 23:29
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 saat önce

Mehmet Metiner, çerçeve yasanın yürürlüğe girmesi için şartların oluştuğunu savundu ve MGK kararını beklemeden güven artıracak somut adımlar atılması gerektiğini yazdı.

Mehmet Metiner, kaleme aldığı yazıda barış sürecinin karar anına yaklaştığını savundu. Metiner'e göre sürecin bütün tarafları hazır: Kandil de örgütün Avrupa kanadı da DEM Parti de çözüme açık, devletin iradesi tam, iktidarın ve ittifakın kararlılığı ise tereddüde yer bırakmayacak kadar güçlü.

Çerçeve yasa için şartlar tamam

Yazara göre ortada çözülemeyecek bir sorun ya da aşılamayacak bir engel kalmadı. Metiner, PKK'nın artık Türkiye için tehdit sayılmadığını, çerçeve yasanın yürürlüğe girebilmesi için gereken koşulların da oluştuğunu öne sürdü. MGK'nın durumu tespit edip teyit edeceği aşamaya az kaldığını belirten yazar, barış ve çözüm adına bundan elverişli bir ortamın şimdiye dek hiç görülmediğini ekledi.

MGK kararı beklenmeden atılacak adımlar

Metiner, her şeyin MGK kararından sonrasına bırakılmasını doğru bulmadı. Güveni kalıcı kılacak somut adımların, içeride ve dışarıda süreci sabote etmek isteyenlerin planlarını bozacağını yazdı. Karardan önce atılacak adımların çerçeve yasanın amaçladığı iklimi sağlamlaştıracağını savunan yazar, görüşünü "Bazen küçük bir adım büyük bir değişimi mümkün kılar" sözüyle özetledi. Hazır duruma gelmiş bir sürece müdahale etmek isteyenlere izin verilmemesi gerektiğini de ekledi.

Öcalan, silahlar ve Bahçeli'nin işaret ettiği adımlar

Metiner'e göre Öcalan üzerine düşeni yaptı ve Kandil, silahlı gücünü onun talimatı doğrultusunda tehdit olmaktan çıkardı. Yazar, bundan sonraki aşamanın silahların toprağa gömülmesi, PKK'nın dayandığı toplumsal zeminin Türkiye'nin gücüne çevrilmesi, yani demokratik bütünleşmenin sağlanması olduğunu belirtti.

Devlet Bahçeli'nin daha önce işaret ettiği adımların atılmasını sürecin başarısı için hayati bulan Metiner, bunları yapmayı âdeta bir görev olarak tanımladı. Yazara göre bu adımların hiçbiri kaybettirmez, tersine kazandırır ve sürecin başarıyla tamamlanması için kapıları sonuna kadar açar.

KaynakAğrı Hürses Gazetesi
Son güncelleme30.10.2026 23:13
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
3 saat önce

Para Analiz'de yazan FÖŞ imzalı yazı, Çerçeve Yasa'nın barışa varmak için atılmış en yanlış adım olduğunu savunuyor; Özgür Özel'in grubuna serbest oy bırakmasını ise stratejik buluyor.

Para Analiz'de yayımlanan FÖŞ imzalı bir yazı, barış süreci ve Çerçeve Yasa tartışmasında yazarın kendi duruşunu ortaya koyuyor. Yazar, Türk-Kürt kardeşliğini desteklediğini söylerken Çerçeve Yasa'yı bu amaca ulaşmak için atılabilecek en isabetsiz adım olarak görüyor. Aşağıdaki görüşler yazara aittir.

Kimlik ayrımına bakış

Yazar, kimlikler arasındaki çekişmenin önce derin devlet, sonra AK Parti iktidarı tarafından beslenen yapay bir ayrım olduğunu ileri sürüyor. Devletin PKK ile mücadelede toplumsal desteği artırmak için Kürtleri önce şüpheli, sonra muhtemel suçlu gibi gösterdiğini, Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu illerde fiilî OHAL uygulandığını öne sürüyor. Türk kimliğini öne çıkaran vatandaşların çoğunun ayrımcılığa inanmadığını, eşitlik isteyen Kürtleri de hain saydığını yazıyor. Şehit ve gazi ailelerinin acısını anımsatarak, silah bırakan PKK'lıları affetmeyi hedefleyen bir yasanın nasıl destekleneceğini soruyor.

"Yola yanlış çıkıldı" tespiti

Yazara göre silahlı örgüt zaten dağlarda ve sınır ötesinde etkisiz hâle getirilmişti; son beş yıla yakın süredir Türkiye'de örgütün bir eylemi yok. Önce Erdoğan'ın CHP'ye yönelik baskısının bitirilmesi, barış sürecine DEM Parti aracılığıyla dile getirilen eşitlik ve özgürlük haklarının iadesiyle başlanması gerektiğini söylüyor. Kayyım düzenlemesinin iptali, tutuksuz yargılamanın kural hâline getirilmesi ve hukuki karşılığı olmadığını savunduğu suçlamalarla yatanların davalarının yeniden görülmesi önerileri arasında. Selahattin Demirtaş'la görüşme yapılabileceğini de öne sürüyor.

Toplumsal destek tartışması

Yazı, Çerçeve Yasa'ya DEM Parti seçmeni dışında toplumsal desteğin yüzde 35 civarında olduğunu öne sürüyor. Türk-Kürt barışını destekleyip desteklemediği sorulduğunda katılımcıların ortalama yüzde 65'inin olumlu yanıt verdiğini, soruya PKK ya da Öcalan geçtiğinde onay oranının ters döndüğünü yazıyor. Yazara göre yasa yoğun bir ikna çabasıyla benimsetilse bile hayata tutunamadı; PKK, Öcalan'ın serbest kalması ve tüm üyelerine Türkiye'de siyaset hakkı verilmesi olmadan silah bırakmayacağını açıkça duyurdu.

Özel'in tutumu

Yazar, Erdoğan açısından sürecin asıl hedefinin yeniden seçilmesini sağlayacak yeni anayasa için DEM Parti'nin desteğini sağlamak olduğunu savunuyor. Özgür Özel'in grubuna serbest oy bırakmasını ise "dahice" bir strateji sayıyor: Kürt seçmeni kırmanın vicdani ve siyasi hata olacağını, milletvekillerini evet oyuna zorlamanın ise tabanı ve belki partiyi bölebileceğini, hayır oyu önerisinin de süreç çöktüğünde sorumluluğu YENİ Parti'ye yıkma riski taşıdığını yazıyor. Yazar, kendisinin de empatiden kurtulamadığı için yasaya koşulsuz destek veremediğini belirtiyor.

KaynakPara Analiz
Son güncelleme30.10.2026 21:28
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
3 saat önce

Rûdaw TV'de konuşan Prof. Dr. Mesut Yeğen, Kürt toplumunda hem rahatlama hem hayal kırıklığı olduğunu söyledi; DEM Parti'nin iki yönlü baskı altında kaldığını savundu.

Akademisyen Mesut Yeğen, Rûdaw TV'nin Rawin Sterk'in sunduğu haber bülteninde çözüm sürecine, Rojava ile Şengal'deki gelişmelere ve DEM Parti'nin geleceğine dair görüşlerini paylaştı. Yeğen'e göre Kürt tarafı üzerine düşeni yaptı; sıra Türkiye devletinde.

Şengal ve Rojava Ankara'nın beklentisiyle örtüşüyor

Yeğen'e göre Rojava'da atılan entegrasyon adımları ve YBŞ'nin Şengal'de Irak ordusuyla bütünleşmesi, Ankara'nın uzun süredir talep ettiği gelişmelerle örtüşüyor. Şengal'in bir dönem Kandil ile Suriye arasında geçiş noktası olarak Türkiye'yi rahatsız ettiğini anımsatan Yeğen, bu durumun artık sona erdiğini belirtti.

Sürecin son iki yıldır sorunlarla birlikte ilerlediğini söyleyen Yeğen, gecikmenin artık karar gerektirdiğini ifade etti. MGK'nın yapması beklenen tespit ve onayın hızla gerçekleşmesini talep etti.

PKK kadroları için öneriler

Yeğen, mevcut yasanın bütün PKK üyelerini kapsamadığını, özellikle lider kadronun ve onları koruyanların durumunun çözülmesi gerektiğini savundu. Bazı PKK'lıların silahlı biçimde bulundukları bölgede kalmasına Ankara'nın izin vermesini sürecin sonraki aşamaları için önemli saydı. Onlarca yıldır örgüte yön veren kadroların Süleymaniye veya başka bir kampta silahsız toplanacağını varsaymayı gerçekçi bulmayan Yeğen, birkaç yıl sonra yasanın bu kişileri de kapsayacak biçimde genişletilmesini önerdi. Türkiye'ye dönmek isteyenlerin de güvende hissedecekleri bir ortam bulması gerektiğini söyledi.

DEM Parti "iki taraftan sıkıştırılıyor"

Yeğen, DEM Parti'nin iki farklı yönden baskı gördüğünü savundu. Öcalan'ın çizdiği çerçevenin Kürt toplumunda uzun mücadelenin karşılığının ne olduğu sorusunu doğurduğunu, bunun sürece olan desteği zayıflattığını söyledi. Öte yandan DEM Parti'nin eskiden birlikte hareket ettiği muhalefet kesimlerinin desteğini de yitirdiğini söyledi. Bu tabloyu iki taraflı kayıp diye niteledi.

Ona göre parti, askeri başlığı devletle PKK arasındaki temaslara devredip çabasını Kürt sorununun siyasi yönüne ve genel demokratikleşmeye yöneltebilir. Selahattin Demirtaş gibi isimlerin tahliyesinin ve Avrupa'da siyaset deneyimi edinmiş kişilerin Türkiye'ye dönüşünün partiye yeni enerji katabileceğini de söyledi. Ana dil kampanyasını bu yönde bir değişimin işareti olarak değerlendirdi.

Toplumda rahatlama ve sitem birlikte

Yeğen'e göre çatışmaların durması, Suriye'de yıkıma yol açılmadan bir çözüm bulunması ve silahların bırakılması Kürtlerde rahatlama yarattı. Buna karşın uzun yıllara yayılan mücadelede yaşanan kayıpların sorgulandığını, "aldıklarımız bunlar mı" duygusunun bulunduğunu belirtti. Kürtlerin yasal siyasetle haklarını aramayı sürdürebileceğini de ekledi.

Süreç karşıtı partiler

Süreci reddeden İYİ Parti ve Zafer Partisi'nin daha fazla ön plana çıkmasını toplumdaki karşıtlığın yükselmesine bağlamayan Yeğen, bunu DEM Parti ve diğer muhalefet aktörlerinin zayıflamasıyla ilişkilendirdi. Devletin sıkıştığı dönemlerde farklı partilerin aynı çizgide buluşabildiğini belirten Yeğen, bunun İYİ Parti için olduğu kadar CHP için de geçerli olabileceğini söyledi.

KaynakRudaw
Son güncelleme30.10.2026 21:28
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
3 saat önce

DEM Parti, 'Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe' kampanyasında Muş'ta yurttaşlar ve şeker pancarı fabrikası işçileriyle buluştu. Sezai Temelli bütçeyi emekli, genç, emekçi ve kadınlara yanıt vermemekle eleştirdi.

DEM Parti, "Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe" kampanyasının yeni durağında Muş'ta yurttaşlarla bir araya geldi. Grup Başkanvekili Sezai Temelli ile Muş Milletvekili Sümeyye Boz'un katıldığı buluşmada kentin ihtiyaçları, ekonomi politikası ve bütçenin toplumun farklı kesimlerine yansıması ele alındı. Heyet ardından şeker pancarı fabrikasına geçerek işçilerle görüştü.

Boz: Bütçe kimlere kaynak ayırıyor

İlk sözü alan Sümeyye Boz, kentin taleplerini Meclis'e taşımak için yurttaşlarla buluştuklarını söyledi. Bir kentin kalkındırılması isteniyorsa gelirlerin eşitliğe, demokrasiye, adalete ve barışa hizmet edip etmediğinin de tartışılması gerektiğini savundu. Boz'a göre bütçenin hangi alanlara ve kesimlere pay ayırdığı açıkça konuşulmalı.

Temelli'nin rakamları

Sezai Temelli, iktidar partisinin çeyrek asırdır hazırladığı bütçelerde sermayeyi öncelediğini öne sürdü. Bu yılki bütçenin büyüklüğünün 27 trilyon lira olduğunu hatırlatan Temelli, 4 trilyon liranın faize, 4 trilyon liranın sermayenin vergi borçlarının silinmesine, 4 trilyon liranın silah harcamalarına gittiğini, bütçe açığının da 4 trilyon liraya ulaştığını söyledi. Savunma harcamalarındaki artışın yüzde 60 olduğunu da belirtti. Temelli, bütçenin emekliye, gence, emekçiye ve kadına yanıt vermediğini savunarak "bütçenin kimseye bir hayrı yok" dedi.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne de değinen Temelli, hareketin kararıyla silahlı eylemlere son verildiğini, Abdullah Öcalan'ın çağrılarına uygun adımlar atıldığını ve güçlerin Türkiye topraklarından çekildiğini anlattı. Çatışmanın bitmesine yönelik bu gelişmelere rağmen yurttaşın yoksulluk, işsizlik ve açlıkla boğuştuğunu ifade etti.

Fabrikada işçilerin geçim anlatısı

Şeker pancarı fabrikasındaki ziyarette Temelli, bütçe hakkını halkla birlikte savunma anlayışıyla hareket ettiklerini söyleyip işçilerin talep ve beklentilerini dinledi. Söz alan bir işçi, günde 12 saat çalıştığını, buna rağmen geçinemediği için hayvancılıkla da uğraştığını anlattı. Kirada oturan iş arkadaşları bulunduğunu, kışın yaklaşmasıyla ihtiyaçların arttığını belirten işçi, DEM Parti'den destek beklediklerini söyledi.

Kaynaklarİlke TV, Yeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme30.10.2026 20:43
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
9 saat önce

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, Kazım Karabekir Cemevi'nde Alevilerin dinlenmesi gerektiğini söyledi; ümmet kardeşliği yerine yasal güvenceli eşit yurttaşlık çağrısı yaptı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İstanbul Ümraniye'deki Kazım Karabekir Cemevi'nde Alevi temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıya Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, farklı il ve ilçelerdeki cemevlerinin temsilcileri, DEM Parti İstanbul il ve ilçe yöneticileri ile çok sayıda yurttaş katıldı. Hatimoğulları, barış sürecinin Alevilerin katılımı ve talepleri olmadan ilerleyemeyeceğini söyledi.

Ümmet kardeşliği değil, eşit yurttaşlık

Hatimoğulları, barışa "biri yenecek, biri yenilecek" diye bakmadıklarını, barışın ortak yaşamı kurmak üzerinden şekilleneceğini anlattı. Konuşmasının merkezinde ise eşit yurttaşlık vurgusu vardı: Ümmet kardeşliğinin yetmediğini, eşit haklarla donatılmış bir kardeşliğin gerektiğini ve bunun yasal statüye kavuşması lazım geldiğini söyledi. Eşit yurttaşlığın hukuki güvence altına alınması gerektiğini ekledi.

Meclis'te dinlenme talebi

DEM Parti Eş Genel Başkanı, iktidara Alevilerin neden dinlenmediğini defalarca sorduklarını aktardı. Alevilerin Meclis'te dinlenmesinin önemli olduğunu, Meclis Başkanı'nın ise farklı bir kanaat ortaya koyarak talebi kabul etmediğini belirterek bu tutumu eleştirdi. Temmuz ayında kabul edilen çerçeve yasayı hatırlatan Hatimoğulları, süreçte yalnızca siyasi partilerin temsil edilmesinin yetmediğini, demokratik örgütlerin ve kadın hareketinin de sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi.

Alevilerin kaygıları

Hatimoğulları, Alevilerin sürece ilişkin kaygılarını sıraladı ve bunları parti olarak aynı netlikle sorduklarını söyledi. Muhalefet belediyelerine yönelik gözaltı ve tutuklamalar, ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar, aydınlara, yazarlara ve sanatçılara uygulandığını öne sürdüğü baskılar bu kaygıların arasındaydı. Alevilerin, sürecin AKP ile yan yana durmak anlamına gelip gelmeyeceğini ve iktidarın süreci seçim malzemesine çevirip çevirmeyeceğini sorduğunu aktardı. Fon soruşturmasında isimlerin açıklanmamasına da tepki gösterdi.

Bu soruların kolay olmadığını kabul eden Hatimoğulları, buna rağmen bu topraklarda barışı kurmaktan başka seçenekleri olmadığını söyledi.

Suriye'deki Aleviler ve eğitim talebi

Hatimoğulları, HTŞ'nin Suriye'de Alevilere yönelik katliamlar gerçekleştirdiğini öne sürdü. Katliamların şimdilik kısmen durdurulmasında toplantıdakilerin katkısı olduğunu belirterek oradaki halkın teşekkürlerini iletti. Alevilerin en büyük şikâyetlerinden birinin tek yönlü ve tekleştirici eğitim olduğunu da söyledi; eğitimin bilimsel olması ve ana dilde eğitim hakkının güvence altına alınması gerektiğini savundu.

Aleviler barış sürecinin öznesi olursa sürecin iktidarın insafına bırakılmayacağını söyleyen Hatimoğulları, Cumhuriyet'in 103. yıl dönümüne de değindi. Cumhuriyet'in 86 milyon yurttaşın ortak evi olması gerektiğini, bunun için demokratikleşmesinin şart olduğunu vurguladı. Toplantı, konuşmanın ardından basına kapalı sürdü.

KaynaklarNûmedya24, Independent Türkçe, Yeni Yaşam Gazetesi, DEM Parti
Son güncelleme30.10.2026 15:24
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
Büyük Haber·9 saat önce

DEM Parti Grup Başkanvekilleri Koçyiğit ve Temelli, staj ve çıraklık dönemlerinin sigortalılık başlangıcı sayılmasını öngören teklifi TBMM Başkanlığı'na sundu.

DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, emeklilik hesabında staj ve çıraklık yıllarının da sigortalılığın başlangıcı sayılmasını isteyen bir kanun teklifini TBMM Başkanlığı'na sundu. Teklif; Mesleki Eğitim Kanunu, İşsizlik Sigortası Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda değişiklik yapılmasını öngörüyor.

Stajyer ve çırağa yapılan bildirim emekliliğe yetmiyor

Teklifin gerekçesine göre sorun, stajyer ve çırakların sisteme hiç alınmaması değil. Bu kişiler adına Sosyal Güvenlik Kurumu'na sigortalılık bildirimi yapılıyor. Ancak kapsam ağırlıklı olarak iş kazası ve meslek hastalığı sigortasıyla sınırlı kalıyor; malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına ilişkin primler yatırılmıyor.

Gerekçe, bunun 5510 sayılı Kanun'un 38'inci maddesindeki kurala dayandığını anlatıyor. Madde, bu sigorta kollarında sigortalılık süresinin başlangıcını kapsama ilk kez girilen tarihe bağlıyor. Böylece çalışma yaşamına erken yaşta katılan biri, staj ve çıraklık yıllarını emeklilik hesabında kullanamıyor.

EYT sonrası da fark sürdü

Gerekçede, Emeklilikte Yaşa Takılanlar düzenlemesinin ardından da staj ve çıraklık başlangıcı sayılmadığı için çok sayıda kişinin benzer durumdaki diğer çalışanlarla aynı haklardan yararlanamadığı belirtiliyor. Teklifi hazırlayanlar, sigortalılık başlangıç tarihinin emeklilik koşullarını ve emeklilik tarihini doğrudan etkilediğine dikkat çekiyor.

Gerekçede ayrıca borçlanma hakkına değiniliyor. Sosyal güvenlik sisteminde başka süreler için borçlanma imkânı tanındığı halde zorunlu staj ve çıraklık dönemleri için böyle bir yol bulunmadığı kaydediliyor. Teklif sahipleri, geçmiş dönemdeki hak kayıplarını giderecek bir borçlanma mekanizmasının da kurulması gerektiğini savunuyor.

Kursiyer, bursiyer ve prim yükü

Gerekçede sorunun yalnızca stajyer ve çırakları kapsamadığı da vurgulanıyor. Kursiyer ve bursiyerlerin sigortalılık durumlarının da fiilî çalışma koşullarına ve tabi oldukları hükümlere göre değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Her grubun hukuki statüsü farklı olabileceği için düzenlemenin kapsamının açıkça tanımlanması isteniyor.

Primlerin kim tarafından ödeneceği de gerekçenin üzerinde durduğu başlıklardan biri. Metne göre sosyal güvenlik maliyetlerinin kamu kaynakları ya da İşsizlik Sigortası Fonu üzerinden karşılanması, işverenlerin istihdam maliyetini düşürürken yükü kamuya ve çalışanlara aktarabiliyor. Gerekçe, fiilen çalışılan işyerinde doğan yükümlülüğün hangi tarafça karşılanacağının açık kurallara bağlanmasını talep ediyor.

Emeklilik koşullarına geniş eleştiri

Teklifin genel gerekçesi, sosyal güvenliği bireyin çalışma hayatı boyunca karşılaşabileceği risklere karşı koruyan temel bir hak olarak tanımlıyor. Metne göre 1999 ve 2006'da kabul edilen, 2008'de önemli hükümleri yürürlüğe giren düzenlemeler emeklilik koşullarını ağırlaştırdı ve sosyal güvenliğin koruyucu niteliğini zayıflattı. Gerekçe, aylık bağlama oranları, güncelleme katsayısı ve aylıkların artış yöntemindeki değişikliklerin emekli gelirini olumsuz etkilediğini, emeklilik yaşının yükselmesiyle birlikte uzun yıllar prim ödeyenlerin yoksullukla karşılaştığını öne sürüyor.

KaynaklarPolitika Haber, Son Dakika, https://www.babaocagi.com/, Boyoz Haber ve +1 kaynak
Son güncelleme30.10.2026 15:24
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
10 saat önce

Nûmedya24'ün derlemesine göre Esenyurt operasyonundan iki yıl sonra Özer ve Mardin'in eşbaşkanı Ahmet Türk göreve iade edilmedi; Bahçeli'nin 'Ahmetler makama' çağrısı da karşılık bulmadı.

Nûmedya24'ün haberine göre Esenyurt Belediyesi'ne yönelik operasyonun üzerinden iki yıl geçti, fakat dönemin belediye başkanı Ahmet Özer de Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk de görevine dönemedi. Haber, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin "Ahmetler makama" çağrısının karşılık bulmadığını savunuyor.

Esenyurt'ta operasyon günü

Haberde aktarıldığına göre CHP'li Esenyurt Belediyesi hakkındaki "kent uzlaşısı" soruşturması 2024'ün 30 Ekim gününde operasyona dönüştü. Aralarında Özer'in de bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı. Dosyada DEM Parti'nin kimi CHP'li adaylara destek vermesi, suç oluşturan bir unsur gibi sunuldu. Operasyonun ardından İstanbul'daki başka CHP'li belediyelere de benzer iddialarla soruşturma açıldı; dosyalar sonradan yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla genişledi.

Doğrudan "kent uzlaşısı"na dayanan dava da görüldü. Haberde, 7 Ekim'de açıklanan kararda sekiz kişinin beraat ettiği, diğer iki kişiye ise kişi başı 6 yıl 3 ay hapis verildiği yazıldı.

Özer'in yargı süreci ve kayyum değişimi

Tutuklanan Özer, operasyonun ertesi günü İçişleri Bakanlığının kararıyla görevden uzaklaştırıldı ve belediyeye kayyum atandı. Özer, 2025'in 11 Kasım gününde tahliye edildi; 2026'nın 23 Ocak gününde ise İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi onu aynı davada 6 yıl 3 ay hapse mahkûm etti.

Esenyurt kayyumu Can Aksoy'un görevine 19 Ekim 2026'da son verildi. Habere göre Aksoy'un yardımcısı Yusuf Ulutaş, yolsuzluk gerekçesiyle daha önce tutuklanmıştı. Haber, Aksoy'un milyonlarca dolar ve lira rüşvet almakla suçlandığını da aktarıyor. Kayyum olarak bu kez Van Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan Ulaş Akhan görevlendirildi.

Ahmet Türk ve Bahçeli'nin çağrısı

Özer'in tutuklanmasını izleyen günlerde, 4 Kasım'da bakanlık, DEM Partili bazı başkanları da görevden aldı. Mardin'in eşbaşkanı Türk de bunların arasındaydı. Nûmedya24'e göre Türk, görevden alınma gerekçesi olan davadan beraat etti, buna rağmen iki yıldır görevine iade edilmedi.

Bahçeli, 3 Şubat 2026'daki grup toplantısında "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir" demişti. Bu sözler, Türk ve Özer'in görevlerine dönebileceği beklentisini doğurdu. Bahçeli aynı ifadeleri Ağustos 2026'da yinelese de haberin değerlendirmesine göre ne Ahmetler göreve döndü, ne Selahattin Demirtaş AİHM kararlarına karşın tahliye edildi, ne de Abdullah Öcalan'ın umut hakkı konusunda ilerleme görüldü.

DEM Partili belediyelerde kayyum tablosu

Nûmedya24'e göre kayyum uygulaması DEM Partili belediyelerde Eylül 2016'dan sonra başladı ve 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından yeniden devreye girdi. Seçimden sonra kayyum atanan ilk isim Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış oldu. Akış'a 29 Nisan 2026'da yeniden 19 yıl 6 ay ceza verildi. Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya ise 17 Kasım 2016'dan bu yana cezaevinde.

Haberde ayrıca seçimlerden bu yana çok sayıda CHP'li belediyeye yolsuzluk soruşturması açıldığı ve birçok belediye başkanının AK Parti'ye geçtiği not ediliyor.

Kaynaklarİlke TV, Nûmedya24
Son güncelleme30.10.2026 13:44
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

DEM Parti'nin bütçe kampanyası açılışında yoksulluğu anlatarak gündem olan dört çocuk annesi, Mezopotamya Ajansı'na yaşadığı ekonomik zorlukları aktardı.

DEM Parti'nin "Ekmek, Barış ve Adalet için Bütçe" kampanyasının Siirt'in Kurtalan ilçesindeki açılışında yaptığı konuşmayla gündem olan dört çocuk annesi, bu kez Mezopotamya Ajansı'na konuştu. Kadın, artan yaşam maliyetini, tarım ve hayvancılıktaki çıkmazı ve çocuklarının eğitim masraflarını anlattı. Bianet'in aktardığı röportajda hayat pahalılığının yanı sıra genç işsizliği ve uyuşturucu sorununa da dikkat çekti.

Konuşma nasıl gündem oldu

DEM Parti, kampanyasını 24 Ekim'de Kurtalan'da başlatmıştı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın katıldığı etkinlikte söz alan kadın, hayat pahalılığını ve çocukların yaşadığı yoksulluğu anlattı. Çocukların açlığına dikkat çektiği konuşma sosyal medyada yayılarak gündem oldu.

"Ekonomiye yenildik"

Kadın, 1984'te Mersin'in Tarsus ilçesinde doğduğunu, evlendikten sonra Siirt'in Eruh ilçesine yerleştiğini söyledi. Çocuk Gelişimi Bölümü mezunu olduğunu belirten kadın, ailesinden kalan topraklarda dört çocuğuyla üretim yapmaya çalışıyor. Ailesi daha önce küçükbaş hayvancılıkla geçiniyordu; yayla yasakları, su sıkıntısı ve yem fiyatlarındaki artış nedeniyle bu işi bırakmak zorunda kaldıklarını anlattı. Eşinin kanser tedavisi gördüğü dönemde büyükbaş hayvancılığa yönelmişler, ancak dört ineğin yalnızca biri kalmış. Yem giderlerini karşılayamadıkları için o da satılmış. Kadın bir çuval yemin bin liraya çıktığını, ineği 130 bin liraya satıp 120 torba yem aldığını söyledi. Emeğin karşılığı alınamayınca insanın umutsuzluğa kapıldığını ifade etti.

Okul masrafları ve yardım

Dört çocuğun eğitim giderlerini karşılamakta zorlandığını belirten kadın, öğretmenlerin verdiği okul ihtiyaç listesinin yaklaşık 5 bin lirayı bulduğunu, şartlı eğitim yardımının ise bu masrafın çok altında kaldığını dile getirdi. Bin liralık yardımla on bin liralık kırtasiyeyi nasıl alacağını sorduğunu anlattı.

Seyyar satıcılar ve eşitsizlik

Kadın, Siirt, Sivas ve Van'da seyyar satıcılara yönelik müdahaleleri de eleştirdi. Geçimini sokakta satış yaparak sağlayanların karşılaştığı uygulamaları adaletsizlik olarak değerlendirdi. Düşük gelirli yurttaşların temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını, buna karşılık ekonomik eşitsizliğin derinleştiğini savundu.

"Susmamalıyız" çağrısı

Geçim sıkıntısının yalnızca kendi ailesinin sorunu olmadığını söyleyen kadın, gıda ve barınmanın hâlâ toplumun en önemli gündem maddeleri arasında olduğunu belirtti. Akşama ne pişireceklerini düşündüklerini, yaşam koşullarının değişmesini istediklerini ifade etti. Ülkenin birçok sorunu bulunduğunu, insanların bunları konuşması gerektiğini söyleyerek susmamak gerektiği çağrısını yineledi.

KaynakBianet
Son güncelleme29.10.2026 16:54
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, uçuş iptallerinin yinelendiği Diyarbakır'da hava ulaşımının kırılganlığını eleştirdi. Doğan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından şeffaf bilgilendirme ve kalıcı çözüm istedi.

DEM Parti'nin Şırnak Milletvekili ve sözcüsü Ayşegül Doğan, Diyarbakır Havalimanı'nda uçuşların yeniden iptal edilmesine sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Doğan, kentte hava yoluyla ulaşımın güvenilir hale getirilmesi için yetkililerden kalıcı çözüm istedi.

Gerekçe değişiyor, mağduriyet sürüyor

Doğan, durumu "Diyarbakır’a uçmak da mesele, uçuşlara güvenmek de!" sözleriyle özetledi. Uçuşların kimi zaman sis, kimi zaman yağmur, kar ya da fırtına yüzünden aksadığını, yani gerekçenin sürekli değiştiğini ama kent sakinlerinin yaşadığı mağduriyetin bitmediğini söyledi.

Yaklaşık iki milyon nüfuslu Diyarbakır'ın bölgenin en önemli merkezlerinden biri olduğunu hatırlatan Doğan, buna karşın hava yolu seferlerinin yetersiz kaldığını belirtti. Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte var olan seferlerin de iptal ve gecikmeler yüzünden daha çok aksadığını ifade etti.

Yurttaşa yansıyan yük

Doğan'a göre sorun yalnızca seyahat planlarıyla sınırlı değil. Yolcular havalimanlarında saatlerce bekliyor; acil işlerini, randevularını ve yolculuklarını ertelemek ya da iptal etmek zorunda kalıyor. Diyarbakır yerine çevre illerdeki havalimanlarına gitmek zorunda kalan yurttaşlar ise hem zaman hem de para açısından ek bir yük taşıyor.

Doğan, aksaklıkların uzun süredir devam ettiğini, bu konuda yıllardır soru sorduklarını ama yanıt alamadıklarını söyledi. Diyarbakır'da havayoluyla ulaşımın bu denli kırılgan olmasının nedenini ve sorunun neden bugüne dek kalıcı biçimde çözülmediğini sordu.

Bakanlığa çağrı

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının bölge illerinin ulaşım bağlantılarını güçlendireceğini dile getirdiğini anımsatan Doğan, bu hedefle Diyarbakır'daki tablonun çeliştiğine dikkat çekti. Bakanlığın politikalarının, kent halkının günlük hayatta yaşadığı somut sorunlara yanıt vermesi gerektiğini belirtti.

Doğan, olumsuz havanın uçuşları etkileyebileceğini kabul etti; sis, yağmur ya da kar gibi koşulların emniyeti ilgilendirdiğini de belirtti. Ancak ona göre asıl sorulması gereken, bu koşullar karşısında ulaşımın neden bu kadar çabuk aksadığı. Doğan, gereken teknik iyileştirmelerin zamanında neden bitirilemediğinin de açıklanmasını istedi.

Doğan, Bakanlıktan kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmesini talep etti. Pist yenileme çalışmalarının bitirilmesi ve Aletli İniş Sistemi'nin (ILS) devreye alınması için gereken adımların atılmasını isteyen Doğan, Diyarbakır'ın hava ulaşımının süregelen bir belirsizlik başlığı olmaktan çıkarılması gerektiğini vurguladı. Emniyetli, kesintisiz ve uzun ömürlü bir ulaşım için kalıcı çözümlerin bir an önce uygulanmasını istedi.

KaynaklarRudaw, Güneydoğu Ekspres
Son güncelleme29.10.2026 14:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
Büyük Haber·1 gün önce

Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, 29 Ekim mesajında eşit yurttaşlık, bağımsız yargı ve özgür basın vurgusu yaptı; Cumhuriyet'in kurucu fikrinin bugüne göre güncellenmesini istedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Cumhuriyet'in 103. yıl dönümü için 29 Ekim'de yazılı bir mesaj yayımladı. İki isim, kutlamayı kurucu fikrin bugünün koşullarına göre yenilenmesi çağrısına çevirdi: Onlara göre Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı, kimsenin kimliği yüzünden geri plana itilmediği demokratik bir zeminde şekillenmeli.

Mesaj, aralarında Independent Türkçe, Cumhuriyet, ANF, Anka Haber, Kurdistan24 ve Nûmedya24'ün de bulunduğu çok sayıda yayın organında yer aldı. Metnin başlığı "İkinci yüzyılda Cumhuriyet daim, demokrasi kaim, halkların kardeşliği baki olsun" cümlesiyle aynıydı.

Tebaadan yurttaşa: yarım kalan vaat

Hatimoğulları ve Bakırhan, Cumhuriyet fikrinin en değerli vaatlerinden birinin insanları tebaa olmaktan çıkarıp yurttaş yapmak olduğunu hatırlattı. Aradan geçen yüz yılı aşkın sürenin gösterdiği ders ise açıktı: Dil, kimlik, kültür, inanç ve düşünce eşit güvenceye kavuşmadıkça yurttaşlık eksik kalıyor.

Eş genel başkanlar 103. yılı yalnızca geçmişi anmak için değil, ülkenin hangi yönde ilerlemesi gerektiğini yeniden sorgulamak için de bir vesile olarak tanımladı. Cumhuriyet düşüncesinin eşitlik, özgürlük ve ortak bir gelecek için bugün de büyük bir olanak sunduğunu söylediler. Bu imkânın hayata geçmesi için ise herkesin kendini ait hissettiği, hiçbir kimliğin ya da kültürün ötekinden üstün veya aşağı görülmediği bir zemin gerektiğini ifade ettiler.

Herkes ülkenin eşit sahibi

Mesajda toplumun bütün kesimlerine seslenildi. Sağdan sola, muhafazakârdan sekülere, Sünniden Alevi'ye, Türk'ten Kürt'e uzanan bir sayıma yer veren eş genel başkanlar, bütün halkların ve inançların bu ülkenin eşit sahibi olduğunu belirtti. Demokratik bir geleceğin ancak herkesin söz ve karar hakkına sahip olduğu ortak bir yaşamla kurulabileceğini savundular.

Hatimoğulları ve Bakırhan, kadınlar için eşitliğin, emekçiler için güvencenin, gençler için umudun ve herkese aynı biçimde işleyen bir hukukun Türkiye'de mümkün olduğunu da ekledi.

Demokratik cumhuriyetin tarifi

Eş genel başkanlar, demokratik cumhuriyet kavramını kimsenin başkasına benzemeye zorlanmadığı ve halk iradesine saygı gösterilen bir düzen olarak anlattı. Bu düzenin aynı zamanda daha huzurlu ve birlikte yaşanabilir bir ülkenin tarifi olduğunu söylediler. Mesaja göre güçlü yerel demokrasi, kuvvetler ayrılığı, özgür basın, evrensel insan hakları, hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı bu düzenin vazgeçilmez unsurları arasında yer alıyor.

Kurucu fikir güncellensin

Hatimoğulları ve Bakırhan, Cumhuriyet'in kurucu fikrinin kıymetli olduğunu, ancak bugünün ihtiyaçlarıyla buluşabilmesi için güncellenmesi gerektiğini belirtti. Yasalardan kurumların işleyişine kadar bütün alanlarda demokratik ilkelerin temel alınması halinde Cumhuriyet'in huzurla anılan bir ülkenin zemini olacağını savundular.

Çoğul kimliklere yer açan bir Cumhuriyet'in ortak yurttaşlık bilincini ve toplumsal değerleri aşındırmayacağını, aksine pekiştireceğini söyleyen eş genel başkanlar, geçmişin acılarıyla yüzleşme konusuna da değindi. Acıları yok saymadan, ama onların esiri olmadan, birlikte durup yeni bir sayfa açmanın mümkün olduğunu ifade ettiler.

Barış ve uzlaşma çağrısıyla kapanış

Mesajın son bölümünde eş genel başkanlar, Cumhuriyet fikrini demokrasiyle güncelleyip taçlandırmayı hedeflediklerini açıkladı. Özgürlüğün tek bir toplumsal kesime değil bütün topluma ait olması gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları ve Bakırhan, eşitlik, adalet ve özgürlüğün birlikte güvence altına alınması halinde demokratik cumhuriyetin herkesin ortak evi olacağını söyledi.

İki isim, barış, demokratik siyaset ve toplumsal uzlaşma yolunun açılmasını da ortak görev olarak tanımladı. Açıklama, halkların kardeşliğine yapılan vurguyla sona erdi.

KaynaklarToplumsal Haber, Doğubayazıt Gazetesi, Cumhuriyet, Nûmedya24 ve +5 kaynak
Son güncelleme29.10.2026 13:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu
1 gün önce

Plan ve Bütçe Komisyonu'nun ikinci gününde konuşan DEM Partili vekiller, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde izleme komisyonunun kurulmasını ve sürecin takvimine ilişkin Meclis'in bilgilendirilmesini istedi.

Meclis'te 2027 bütçesini ele alan Plan ve Bütçe Komisyonu, ikinci toplantı gününde Kamu Denetçiliği Kurumu ile Sayıştay'ın 2027 bütçesini, kesin hesaplarını ve Sayıştay raporlarını ele aldı. Bu bölümde söz alan DEM Partili vekiller, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne ilişkin taleplerini sıraladı.

Oluç'tan izleme komisyonu çağrısı

DEM Parti'den komisyon üyesi Saruhan Oluç, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmalarına değindi. Bu komisyonun pek çok kişi ve kurumu dinlediğini, raporun güçlü bir oyla kabul edildiğini ve çerçeve yasanın büyük onay gördüğünü söyledi. Oluç, Milli Güvenlik Kurulu'nun onayının ardından çerçeve yasanın uygulanmasına geçilmesini umduklarını belirtti.

Komisyon raporunun 7. bölümüne dikkat çeken Oluç, Anayasa Mahkemesi ile AİHM kararlarının hayata geçmesinden infaz ve terörle mücadele yasalarına, Türk Ceza Kanunu'ndan yerel yönetimlerdeki kayyum düzenlemelerine uzanan adımların atılması gerektiğini ifade etti. Bunun için bir izleme komisyonunun hızla kurulmasını istedi. Meclis'te temsil edilen partilerin yer alacağı, karar alabilecek sayıda üyeden oluşan ve Adalet Komisyonu'nun örnek alınabileceği bir yapı önerdi. Oluç'a göre bu komisyon, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığındaki izleme kurulunun ve alt kurulların çalışmalarını da takip edecek, toplumsal barışa katkı sağlayacak.

Tanhan ve İrmez: Meclis seyirci kalmamalı

Mêrdîn Milletvekili Kamuran Tanhan, kalıcı barışın silahların susmasından ibaret olmadığını, özgürlük, demokrasi ve toplumsal adaletin hayatın her alanına yayılmasını şart koştuğunu söyledi. Meclis'in sürecin seyircisi değil, etkin bir aktörü olması gerektiğini vurguladı. Tanhan, barış görüşmelerinde hızlı davranılmazsa çatışma sonrası dönemin fırsatının kaçırılabileceği, şiddetin yeniden alevlenebileceği uyarısında bulundu.

DEM Partili Şırnak Milletvekili Mehmet Zeki İrmez ise TİP Hatay Milletvekili Can Atalay'ın durumuna ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının uygulanması gerektiğini söyledi. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'un bu konuyu bizzat yönetmesini istedi.

Boz ve Gökalp: Takvim ve ana dil

Sümeyye Boz, çerçeve yasayı kabul eden Meclis'in büyük bir siyasi yük aldığını, buna karşın yasanın uygulamaya geçişinde belirleyici değerlendirmenin güvenlik kurumlarına bırakıldığını söyledi. Bu durumun halkın temsilcilerinin sürece etkisi konusunda soru işareti yarattığını belirten Boz, sürecin takviminin, kararların gerekçelerinin ve gecikmelerin Meclis'e açıklanması gerektiğini ifade etti.

Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp ise barışın konuşulduğu Meclis'te Kürtçenin tutanaklara geçirilmediğini ve engellendiğini öne sürdü. Bu uygulamanın toplumsal barışa ve ortak yaşama duyulan güveni zedelediğini söyledi. Komisyon görüşmelerine Sayıştay raporlarının ele alınmasıyla devam edecek.

KaynakYeni Yaşam Gazetesi
Son güncelleme29.10.2026 07:00
Yorumlar
Benzer Haberler
Haber Kataloğu